1. Uşaqlara seçim etməyə imkan yaradın;
«Sən bu gün boz, yoxsa qırmızı şalvarını geyinmək İstəyirsən?>>>
2. Uşağın çalışqanlığına hörmət göstərin:
«Bankanın qapağını açmaq çətinlik törədir. Bəzən qa-pağı qaşıqla qaldırmaq olar».
3. Həddindən artıq çox sual verməyin: «Səni görməyimə çox şadam. Buyur, evə gəl».
4. Suallara cavab verməyə tələsməyin: <Maraqlı sualdır. Sən bu barədə nə fikirdəsən?>>>
5. Uşağınıza informasiya mənbəyini evdən kənarda axtarmağı təklif edin:
«Bəlkə zoomağazanın sahibi məsləhət verər?».
6. Uşağınızın ümidlərini üzməyin: «Deməli, sən özünü bu rolda sınamaq istəyirsən? Bu sənin üçün bir sınaq olacaq».
Biz vidaya "nesnel" olarak bakımıştık. Geleneksel bilimsel yöntemle bütünleşmiş olan "nesnellik" doktrinine göre, bu vidadan hoşlanmamızın ya da hoşlanmamamızın doğru düşünmemizle bir ilgisi yoktur. Gördüğümüz şeyi yorumlamamamız gerekir. Aklımızı, doğanın bizim için dolduracağı boş bir levha haline getirmeliyiz ve sonra, gözlediğimiz gerçekler hakkında tarafsız bir şekilde akıl yürütmeliyiz.
Ama durup da, bu sıkışmış vidaya dayanarak bunun hakkında tarafsız düşünürsek tüm bu tarafsız gözlem düşüncesinin ne kadar aptalca olduğunu görmeye başlarız. Nerdedir o olgular? Biz neyi tarafsızca gözleyeceğiz? Yarığı bozulmuş vidayı mı? Yerinden çıkmayan yan ka- pağı mı? Boyasının rengini mi? Hız göstergesini mi? Poincarè'nin diyeceği gibi, motosiklette sonsuz sayıda olgu vardır ve gözlenmesi gerekenler dans edip kendilerini takdim etmezler. Gözlenmesi gereken, yani gereksinim duyduğumuz olgular yalnızca pasif değil, lanet olası bir şekilde gizlidirler de ve yalnızca oturup bakmakla onların gözlem ini yapamayız. Ya işin içine girip onları ararız ya da uzun süre burada otururuz. Sonsuza dek. Poincare'nin belirttiği gibi, hangi olguları gözleyeceğimiz konusunda bilinçaltı bir seçim yapılması gereklidir.
Melih Kibar
İzmir'e gidiyordum, gemi telefonundan ulaşılabiliyordu, o zaman cep telefonu yok, babam da Denizcilik Bankası'nda çalıştığı için personeli tanıyor, "Telefon var," dediler: Çiğdem. "Hadi hayırlı olsun," dedi. Plağın çıktığını ben, gemi telefonundan öğrendim. Döndükten sonra ka pağı gördüm. O, anlatılmaz bir duygu.
Bey amca gazozunu açıp kapağını ayak ucuna doğru atmıştı. Ondan açacağı alıp kendi gazozumu açtım ve ka pağı da çantamın küçük gözüne koydum. Ardından az önce bey amcanın attığı kapağı da eğilip aldım ve aynı yere koydum.
- Koleksiyon mu yapıyorsun yoksa?
- Koleksiyon değil de seviyorum gazoz kapaklarını...
Bütün içtiğin gazozların kapaklarını biriktiriyor musun?
- Aslında evet.
- Ben denize atsaydım peki ne olacaktı?
- Üzülürdüm sadece.
- Ha bir kapak eksik ha bir kapak fazla, ne fark eder evladım?
- Hayat öyle bir şey ki bir eksiğin de bir fazlanın da ne getirip ne götüreceğini yaşamadan bilemeyiz bey amca.
- Altı üstü gazoz kapağı yahu ne çok anlam yükledin Öyle demeyin. Bir gazoz kapağı bazen bütün bir hayatı değiştirir. Nasıl oluyormuş o? Bir gazoz kapağı işte.
Haklısınız, Tüm maddeler yüklediğiniz anlam kadar değer kazanıyor. Sizin için bir gazoz kapağı, benim içinse başka bir şey.