Birçok ülkede insanlar için mutluluk, hayatta kalabilmektir. Müreffeh (varlıklı) ülkelerde insanlar, hoşnutluğun güvenli ve daha yüksek biçimine erişmelerini sağlayacak bir iyi yaşamın düşünü kurarlar; buna yardımı olan ürün ve hizmetler, gayri safi sosyal hasılayı artırır. Birçokları, lüks mallar sayesinde hayatın öngörülemezliklerini kendilerinden uzak tutabileceklerini umarlar. Lüks, mutluluğu yüksekçe bir maddi düzeyde sabitleme ve hayatın her türlü değişkenliğine karşı kalın duvarların ardında, bir kalenin yüksek burçları arkasında siper alma çabasıdır - kelimenin tam anlamıyla burjuvaca bir çaba. İnsanların hayata karşı daha korumasız oldukları en basit bir kulübe, olanca mutsuzluğa karşılık muhtemelen daha fazla mutluluğa yuvadır.
türkiye’de iki şey hemen göze çarpıyor: biri farklılığa olan alerji (bkz: nuri bilge ceylan’ın türk halkı üzerine gözlemleri), ikincisi de kamusal alan arasındaki farklılık, tam bir iki yüzlülük. kendi hayatımızda hiçbir yere koyamadığımız, uygulayamayacağımız kriterleri birbirimize dikte etmekten vazgeçmediğimiz ve modern tabirle “duyar kasmak”ta ısrar ettiğimiz sürece, ülkemizdeki tüm orijinalite potansiyelini yok eden tek tipleşme ve entelektüel çölleşmenin önüne geçmemiz mümkün olmayacaktır.inovasyonun norm olduğu bir çağda da herkesin birbirine benzediği bir toplumda yaşamayı kim ister bilmiyoruz.
buna bir hayat denebilir mi? eğer yaşamak kelimesinin manası her şeyden mahrum olmak ve ıstırap çekmekse, her an küçülmek ve bunu nefsinde her lahza duymaksa, bir türlü aşamayacağı bir çemberin içinde durmadan çırpınmaksa şüphesiz ben de, benimkiler de en derin şekilde yaşıyorduk.
Sen, bir insanın birçok kez doğabileceğini söylüyorsun. Ben de sana, bir insanın birçok kez ölebileceğini söylüyorum.
Bir gün içinde bile, birkaç kez ölebilir insan.