"Hüseyin amcayı hiç yıkamadan gömseler bile, onun kadar kimse tertemiz gömülmemiştir Ecevit." Artık iki elim, canhıraş Ecevit'in gözyaşlarını siliyordu ve onu seviyordu. "Bazı insanları kırk gün yıkasınlar nasıl temizlenmezse," bu bazı insanlar benim babamdı, "bazı insanları hiç yıkamasalar bile tertemiz, ak pak gömerler. Ecevit, senin baban Hüseyin Tarhan. Unuttun mu?"
Sayfa 366 - Firuze·Kitabı okudu
Alıntı
Allah'ın ipine sarılmak, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vessellemin sünnetine tutunmak, hele Hazret-i Ali'nin pâk yaşamında apaçık görünen kılavuza göre hiza almak, Ehl-i Beyt'in ahlâkıyla ahlâklanmak lâzımdır.
Reklam
Necip Fazıl: Ben bu batılı-matılı gibiyi anlamıyorum. –İyi örnekleri oradan getiriyorsunuz ama... Necip Fazıl: İnsan olmak lâzım... İnsan olmak... Hakikat herkesin malıdır. Nitekim hadîs var: Mümin hakikatı nerde bulursa malı gibi alır. Ama bu almak, kopya etmek demek değildir. Biz kopyada bile beşinci sınıfız. Bizde büyük kopistlerden başkası yetişmemiştir. Biz kendimizde tefekkürî manada bir istidatsılık tesbit etmek mevkiindeyiz. Kusuru bilmek ona göre çalışmak için bu tesbitin yapılması şart. Yeni döller, fikir dölleri elde etmek... Bakın kelimelere; bak, çak, tak, pak... Tek heceli kelimeler. Vakti yok düşünmeye. Sen tut bir de nizamı büsbütün uydurma hale getir.. Maydanozdan bahsedemezsiniz, Arapça kökü kaldırsanız. Pırasadan bahsedemezsiniz. Biri pür-hassa’dan gelir, biri mide-nüvaz’dan gelir. –Dil kurumu çalışmaları... Necip Fazıl: Burdan bir halı çalınsa ev halkı telaş eder, gitti diye. Halbuki, ruhumuz çalınıyor yahu... –Şu sıralarda solda da bazı imzalar Dil Kurumu’nun çalışmalarına tenkitler yöneltiyor... Necip Fazıl: Ecevit’i biliyorsunuz.. Robert Kolej’deyken benim talebemdi. Kitabı var kendisinin, evvela Necip Fazıl’ın tesiri altında kaldım, diyor. Ben kendisini sınıftan hatırlamıyorum. Demek ki, pek parlak bir talebe değildi. Ama talih ona bir imkan verdi. O bunu dili tahrip istikametinde kullandı. Buallo’nun bir sözü var: Bir milletin diliyle oynamak, ona en büyük süikastı yapmaktır, diyor. Bunların hepsini yazdım. İnandıkları garbın fikirleri. Bakıyorum Allah dememek için özel gayret sarfediyorlar. Tanrı kelimesini bir iman tavrı olarak kullanıyorlar. Tanrı, ilâh demek. Allah ise ismi has (özel isim). Bir tek köylü gösterin ki Allah yerine tanrı desin. Benim, alış veriş edilen bakkalın, ahçının esnafın bilmediği, kullanmadığı Türkçe, Türkçe olamaz.
Betimlenecek bir şey yok çünkü.
(Sabahlıklara sıçramış yumurta sarısı lekelerinin yazınsal betimlemesini ne zaman okusam, ürperdiğimi anımsıyorum.) Sefalet betimlemelerine karşı duyduğum tedirginlik bu yüzden; temiz pak, ama değişmeyen sefil bir yoksullukta betimlenecek bir şey yok çünkü.
Sayfa 43 - Ada Yayınları 1985 - PDF
Alıntı
Semerkant
…batıdaki Manastır kapısından Çin kapısına varıncaya kadar sık meyve bahçelerinden ve şırıl şırıl akan sulardan… sanki gölgelerin içinden oyulup çıkarılmış bir kubbe, bir cihannümanın ak pak duvarı… Bu serin gece ömrümün son gecesi olsa da… Bu şehirden nefret etmeyeceğim. (Semerkant)
Sayfa 21 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
........ İSTEMEM
1 Bende-i Mevlâ-yı 'ışkam mülk-i hakân istemem Meskenet damânını bek tutdum unvân istemem 2 Bir fenâ-fi'llâh Rum abdalıyam iy merd-i pâk 'İzzet-i ahbâb-ıla ikrâm-ı yaran istemem 3 Bülbülâsâ iy lebi gonca cihân bağında ben Kûy-ı dil-ber var-iken geşt-i gülisitân istemem 4 Germ-i mihnet dil-figâr itse beni Eyyübvâr İy tabîbüm ben hele ol derde dermân istemem
Reklam
Reklam