Salih Mirzabeyoğlu‘nun “iktisada giriş” kitabı… Birinci sayfasını açıyorsunuz ve şu harikulâde satırlarla karşılaşıyorsunuz:
Allah bu yeryüzünü ve istihsal [üretim] sahalarını hikmetle yaratmıştır; mamur, semereli ve faydalı kılınması hikmetiyle… Eğer halk dünya mamurluğundan ne fayda erişeceğini ve yeryüzünü kupkuru bırakmaktan ne günah doğacağını bilseydi, gayesini ve vücut hikmetini tamamiyle anlamış olurdu. Toprağından bin batman mahsul çıkacak bir insan, eğer ihmâl ve isteksizlik yüzünden dokuz yüz batman mal elde edecek olur ve aradaki yüz batman fark insanların istifadesinden uzak kalırsa biliriz ki, bunun hesabı kendinden sorulacaktır. İnsanların faydasına sarfedecek bir vaziyeti bulunduğu hâlde bundan kaçan, yeryüzünün umranında pay sahibi olmak istemeyen ve üstelik bunun ismini, dünyayı terk, zühd ve takva koyan insan, Şeytandan başka kimseye tâbi değildir… Nefsin kucağında esneyenlerin miskinliklerine hak kisvesi biçmelerine ve bunun mesuliyetine dair bir İslâm büyüğünden altını çizdiğimiz işaretten sonra, dünyaya kazık kakma heveslisi başka bir nefs azmanı tavra yine bir İslâm büyüğünden: “Sizin rabbiniz ayağımın altındadır!”
Ayağını bir noktaya basıp böyle haykırıyor… Küfre benzeyen bu sözü belki delâlete kavuşturacakları ümidiyle o noktayı kazdılar… Bir de görsünler ki, bir yığın altun… Büyük velî, insanları, paraya tapmakla suçluyordu." [*]
Sözü edilen büyük velî, Muhiddin-i Arabî‘dir. Konya’da kapısına gelip, “Allah için bir şey!” diyen dilenciye, evinin anahtarını verip şehri bırakıp giden adam… Ve İslâm’da “dünya malı”nın ölçüsü de budur. Haydi, ayağını bastığı yerden bir kese altun çıkmasın da, sadece mânen ve konu hangi dünyalık olursa olsun, söylemiş olsun: "Sizin taptığınız ayağımın altındadır!"
**Tehlike, güç, şöhret, ünvan,