Kim bütün dünyasının değişeceği anı tam olarak tahmim edebilir? Hiç umulmadık bir anda, bilinmedik bir yerden önünüze çıkan ilahi bir güç, size bir şeye sıkıca tutunma ya da bırakabilme gücünü verir. Bu seçeneğin farkında olmak dönüşümün farkında olmak demektir.
Onun harekete geçmesini mi istiyordum?
Yoksa, ikimizin de bu küçük Ping-Pong oyununu sürdürmesi şartıyla,
bir ömür boyu özlemeyi mi tercih ederdim:
bilmemek, bilmememek, bilmemememek?
Sadece sus.
Hiçbir şey söyleme.
Ve eğer “evet” diyemiyorsan,“hayır” da deme-“sonra”de.
İnsanların “evet” demek isterken “belki” demesi,
ama aslında “hayır” sandığını umması bundan mı?
Oysa demek istedikleri tek şey şudur:
Lütfen… bir kez daha sor bana.
Ve ondan sonra bir kez daha.
İnsanı ve evcil hayvanları kendi varlığına en çok yaklaştıracak şey ismini unutmaktır ki çağrıldığını duyabilsin. Çağrılmanın sonsuzca sesine karşın bir isimle anılmak alıkonulmaktır. İnsanın ağırlığı, yere var gücüyle basması hep bundan.
Ne var ki, ismin tekabül ettiği gerçek kişiye yaklasirsak peri solup gider. Çünkü isim artık bu kişiyi yansıtmaya başlar, oysa bu kişide periden eser yoktur. O kişiden uzaklasirsak peri yeniden doğabilir ama yakınında durmaya devam edersek peri ve onunla birlikte isim de kesin olarak ölür...
“İsim denen şey büyük bir muamma. Çocuk ismi biçimlendirir mi, yoksa isme uyacak şekilde kendi mi değişir, hiç bilememişimdir. Ama şundan emin olabilirsin: Bir insanın takma adı varsa, kendisine verilen isim yanlış demektir.”