Onu unutmak için bir plan program yapmazsam ,eski günlük hayatımı da sürdüremeyeceğimi artık anlıyordum.
Zincirini Koparanlar
Türkiye'nin siyasî yönelimlerini yakından takip eden ve önemli bir siyasî kişiliğe de sahip olan Şekib Arslan'ın, Cemaleddin Efendi hadisesini diğer siyasi gelişmelerle birlikte ele alması gayet tabiidir. Kendisinin makalesini bir Mısır gazetesine gönderdiği ve bilhassa Arap kamuoyuna hitap ettiği dikkate alınacak olursa, bu ve benzeri teşebbüslerden hareketle şu tahminlerde bulunması garip karşılanmamalıdır: "Anlaşılan, erkânını teğvir etmek suretiyle namaza el uzatmak istiyorlar. Sandalye meselesi mevki-i tatbike vazolunursa, oradan abdesti ilgâya intikal edecekler, sonra beş vakte mukabil iki vakit, hatta bir vakit kabul edilecek, daha sonra 'Haftada bir cuma namazı kâfidir' denilecek ve oradan büsbütün ilgâ-yı salâta nöbet gelecektir. Çünkü zincir bir tarafından kopunca diğer tarafları da onu takip eder." Şekib Arslan'ın yukarıdaki açıklamalarına itimat edildiği takdirde, Cumhuriyet'in bu münevver hocasının teşebbüsünü, esas itibarıyla daha geniş bir projenin önemli bir adımı olarak kabul etmek gerekecektir. Çünkü siyasi merkez gücünü artırıp muhalif çevrelerin susmaları sağlandıkça bu konudaki teşebbüslerin hem miktarı hem de cüretkârlık dereceleri artmıştır. Böylelikle mevcut siyasi ortam, bu ortamı fırsat bilen kimselerin, zaten öteden beri var olan münferit çabalarını bu sefer bir plan-program dahilinde (resmen) kamuoyuna sunmalarına yol açmış ve sebepleri kolayca takdir edileceği üzere bu teşebbüsler 'açık' (güçlü) olmakla tanımlayabileceğimiz herhangi bir direnişle karşılaşmamışlardır. Nitekim Cemaleddin Efendi hadisesinden iki sene sonra (10 Nisan 1928'de) devletin dininin Din-i İslâm olduğunu belirten madde Anayasa'dan çıkarılmış ve hemen akabinde yine Cemaleddin Efendi'nin yakın çevresinden olduğunu bildiğimiz İsmail Hakkı Baltacıoğlu (öl. 1978)
Sayfa 81 - 3. Basım: Temmuz 2014, Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Din
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Eğer toplumu değiştirme konusunda bâtıl itikadlara yüz vermeyip de oradan da oraya kendi sorumluluklarımıza dönebilmiş olsak, bugün plan ve program çerçevesinde gerçekleştirilmeye çalışılan birçok şey kendiliğinden ortaya çıkabilir. Ama böyle olsa bile bizi ortaya çıkan sonuç, yani toplumsal yapı olayı değil kendi sorumluluk alanlarımız ilgilendirir, kendi ahlâk ölçülerimiz, kendi düşünce dünyamız, yaşayış değerlerimiz bize hayat verirse işte ancak o zaman sahici bir dünyaya ulaşabiliriz. İnsan için değerli olan gerçeği "görmek"tir, gerçeği bildiğini "sanmak" değil.
Sayfa 272
21 nci asırda, Avrupa ailesine katılacak olan ülkemizin idari yapısında; teknolojiye ve hızla değisen sosyal ekonomik şartların getirdiği değişimlere cevap verecek, toplumun refah ve mutluluğunu sağlayacak, Devlet-Vatandas iliskilerini yeniden düzenleyecek, koyu bürokratik merkeziyetçi yönetimi, desantralize edecek YEREL YÖNETİM REFORMU mutlak zarurettir. Türk idare Sistemi, baştan başa yeniden düzenlenmeli, Avrupa Konseyi Üyelerinin kabul ettiği, bizim de imza ettiğimiz, "Yerel Düzeyde Yurttaşların Kamusal Hizmetlere Katılma Hakkı" vatandaşımızdan esirgenmemelidir. Bu anlaşmanın gereği yapılmalı, Anayasa ve kanunlarda köklü değişiklikler gerçekleştirilmelidir. * Çağı yakalamak, çağdaş yöntem, model ve atılımlarla mümkündür. *Yerel hizmetler, yerel idareler eliyle plan, program ve bütçeler hazırlanarak yerinde gerçekleştirilmelidir.
Sayfa 89·Kitabı okudu
Tevbe (Berâe) Suresi 32
(Bütün açık veya gizli kâfir gruplar, her yerde İslâm’a karşı olup) Allah’ın nurunu ağızlarıyla (yani gerek konuşma gerekse plan, program, fikir, sistem, kanun ve felsefeleriyle) söndürmek isterler. Allah ise kâfirler hoşlanmasa da, mutlaka nurunu tamamlamak (ve yüceltmek) ister (tamamlayacaktır da).
Sayfa 191 - Server Yayınları·Kitabı okudu
Kur'an Tefsiri
Hiç mi değişmez...
Tek çare istihsalin (üretim) artması. Onun için de program lazım. Programımız ve planımız yok. Durmadan çırpınıyoruz.