Plotinus, nesnelerin temaşasıyla başlayan sürecin kişinin kendini seyretmeye döndüğüne ve bunun sonunda kişinin kendini arındırarak güzelleştiğine inanır: "Kendi kendine dön ve kendi kendini seyret; eğer kendini henüz güzel bulmadığını görürsen, o zaman, güzel olması lazım gelen bir heykelin biraz şurasını, biraz burasını düzenleyen, heykelde güzel bir çehre çıkıncaya kadar ötesini berisini yontan ve düzenleyen bir heykeltıraşın yaptığını yap. Böylece sen de işe yaramaz yanlarını yont ve eğri olan yanlarını düzelt, karanlığı temizle ve aydınlık kıl ve erdemin Tanrısal parıltısı sende doğuncaya kadar devam et, erdemin kutsal kaidesi üzerinde tahtta oturur gibi, kendi kendinin eğitimini görünceye kadar kendi heykeli-ni/büstünü yontmaktan geri kalma." (Plotinus, 54.)
Sayfa 408
Alıntı
Plotinus
Güzel, idea’dır, sanat ise idea’nın görünmesidir. Sanatçının, bu idea’nın sezgisine varabilmesi için, her türlü pratik ilgi ve endişeyi aşarak, katıksız seyretme yeteneğini kazanması gerekir. Bunun için o, bu temel işlevi nedeniyle, gerçek bir yaratıcı değildir. Onun eseri ne bireysel bir heves, ne de öznel ve keyfi bir hayal gücü ürünüdür; İdea’nın nesnel sezgisi ve görünüşüdür. Sanatçının yarattığı imgeler kendi içlerinde tutsak kalmayıp, Tümel’i anıştırırlar, onu haber verirler. Eserin dış ifadesi, ruhun kendi kendisiyle birleşmesini sağlayan bir vesile, bir işarettir yalnızca. Bu bakımdan, sanat eserinin yapısı; anlatım ile idea, biçimsel-üslupsal değerlerle kültürel değerler arasında sıkı ve içten bir gerilimi gerektirir ve bu gerilim aracılığıyla sanat, işlevini yerine getirir. Bunun içindir ki, anlatım araçları, yalnızca kendilerine amaç oldukları, ruhun bütünlüğünden koptukları zaman, anlamlarını yitirirler. (Faggin, s. 1459)
Sayfa 83
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“…. Ve her kuşakta çürüme yağmasını sürdürüyor.
İbn Arabi'nin cemâdat dediği cansız madde ile, Giovanni di San Gimignano'nun edilgen taşıllar dediği şey, bir yanıyla her ikisinin de düşünsel kaynağını belirlemiş ve Aristoteles'le harmanlanmış olan Yeniplatonculuktan, diğer yandan Suriye'den Edessa'ya (Urfa) gelmiş olduğu varsayılan kutsal kumaş parçasından soluklanır. Çünkü cansız madde, Plotinus'a göre saf ve boş bir edilgenlik halinde olduğu ve kendine özgü bir biçime sahip olmadığı içindir ki, içinde bulunduğu her mekânın biçimini alabilen irreel nesnedir ve onun -tanrı sevgisi uğruna- kendine özgü bir dolgunluğa sahip olmasından kaçınmak gerekir.
Sühreverdî, "İslam dünyasının Eflatunu" veya "Müslüman olmuş Plotinus" olarak tarihe geçmiş ve "İslam'da ilk felsefe şehidi" olarak bilinen bir filozoftur.