Güzel, idea’dır, sanat ise idea’nın görünmesidir. Sanatçının, bu idea’nın sezgisine varabilmesi için, her türlü pratik ilgi ve endişeyi aşarak, katıksız seyretme yeteneğini kazanması gerekir. Bunun için o, bu temel işlevi nedeniyle, gerçek bir yaratıcı değildir. Onun eseri ne bireysel bir heves, ne de öznel ve keyfi bir hayal gücü ürünüdür; İdea’nın nesnel sezgisi ve görünüşüdür. Sanatçının yarattığı imgeler kendi içlerinde tutsak kalmayıp, Tümel’i anıştırırlar, onu haber verirler. Eserin dış ifadesi, ruhun kendi kendisiyle birleşmesini sağlayan bir vesile, bir işarettir yalnızca. Bu bakımdan, sanat eserinin yapısı; anlatım ile idea, biçimsel-üslupsal değerlerle kültürel değerler arasında sıkı ve içten bir gerilimi gerektirir ve bu gerilim aracılığıyla sanat, işlevini yerine getirir. Bunun içindir ki, anlatım araçları, yalnızca kendilerine amaç oldukları, ruhun bütünlüğünden koptukları zaman, anlamlarını yitirirler. (Faggin, s. 1459)