Yeni doğum yapmış her kadının ya da çoğu kadının yaşadığı, yaşayabileceği, doğum sonrası depresyonla, kimlik kaybıyla ve kendine yabancılaşmasıyla boğuştuğu bir süreci anlatmış kitap. O süreçte her şeyin iyisini yapmaya çalışırken hiçbir şeyi iyi yapamadığını hissettiğin, kendini hep yetersiz gördüğün, hele de desteksiz kalırsan yalnız bırakılmışlığın verdiği kırgınlığı anlatmaya çalıştığın bir süreç yaşarsın. Önceki konforunu, özgürlüğünü özlediğin anlar olur ama özlediğin için de kendini kötü hissedersin. Çok çetin çok yaman bir süreçtir. Kendinden bile çok sevdiğin ve düşündüğün bir varlığa sahipsindir her anlamda yetmek istersin insanüstü performans göstermenin gereksiz olduğunu aslolanIn yeterince iyi bir anne olmak olduğunu zaten her çocuğa en iyi gelenin yine kendi annesi olduğunu filan öğrenirsin ama o süreçte çokça yıpranmışsındır zaten. Tam da bu sürecin anlatıldığı otobiyografik unsurlar taşıyan bir kitap.
Asker ve Denizci metaforları üzerinden ilerleyen metin, aslında anne ile bebeğin ilişkisine dair çok derin bir içsel çatışmayı temsil ediyor."Asker" disiplin, görev, sorumluluk. Annelik rollerini, beklenen fedakârlıkları temsil ederken çocuğuna hitap ettiği "Denizci" kavramı bir gün kendi yoluna gidecek olmasının, özgürlük ve birey olma halinin temsili olmuş diye düşündüm. Bu metaforik anlatım, Kilroy’un dilinde son derece şiirsel ama acı veren bir anlatıya dönüşmüş. Kitapta, toplumun idealize ettiği annelik kavramı yerle bir ediliyor. Anne karakterin yaşadığı suçluluk, kaygı, öfke – gerçek ama bastırılmış duygular olarak öne çıkıyor. Postpartum depresyon, çok sahici ve ürkütücü bir şekilde işlenmiş. Kadının zihninden geçen düşünceler hem rahatsız edici hem de çok tanıdık.Kilroy’un dili kırılgan ama güçlü. Cümleler bazen sayıklama gibi, bazen net bir