6/10
·226 syf.··
2026 11. kitabı
Alexandre Dumas (père) (1802-1870): On dokuzuncu yüzyılda Avrupa'yı saran siyasal ve sosyal çalkantıları yaşamasına rağmen daha çok on altıncı ve on yedinci yüzyılın tarihi olaylarımı konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Yaşadığı dönemin sevilen ve en çok okunan romantik yazarlarından biridir. Siyah Lale romanı, yazarın Monte Cristo Kontu, Demir Maske gibi en tanınmış eserleri arasında yer alır. Hollanda tarihinde "lale çılgınlığı" olarak bilinen dönemin üzerinden otuz yıl geçmiştir. Johan de Witt ve kardeşi Cornelis idam edilmiştir; Hollanda, tarihinin en sancılı günlerini yaşamaktadır, bu sırada Çiçek. Üreticileri Derneği ilk siyah laleyi yetiştiren kişiyi ödüllendireceğini ilan eder. Cornelis van Barle adındaki genç bir doktor, ilk siyah laleyi yetiştirmek için harekete geçer, ama yazgısı onun bu arzusunu hapisle, aşkla ve fedakârlıkla sınayacaktır.
Alıntı
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
Puan vermedi
Kuyudaki Hakikat: Kırmızı Saçlı Kadın’ın Ezoterik ve Sosyolojik Anatomisi 1. Dante Gabriel Rossetti ve "Regina Cordium"... Romanın estetik omurgası, Rossetti’nin Pre-Raphaelite (Ön-Rafaelci) estetiğiyle örülmüştür. Özellikle Elizabeth Siddal’ın modellik yaptığı Regina Cordium (Kalplerin Kraliçesi) tablosu, kitaptaki Gülcihan figürünün ruhsal ve görsel izdüşümüdür. Metaforik Derinlik: Rossetti’nin tablolarındaki o "ulaşılamaz, melankolik ve baskın" kadın figürü, Doğu’nun "iffet" ve Batı’nın "trajedi" kavramları arasında bir köprüdür. Regina Cordium, aslında erkeğin (sanatçının veya kazıcının) zihnindeki "idealize edilmiş anne/sevgili" karmaşasını temsil eder. Bu resim, kitaptaki kuyu kazma eyleminin sadece su için değil, bu görsel mükemmelliğe (veya günaha) ulaşmak için yapıldığının kanıtıdır. 2. Oidipus vs. Rüstem ile Sohrap .Pamuk, dünya edebiyatının iki dev mitini karşı karşıya getirir: Batı’nın Oedipus’u (babasını öldüren oğul) ve Doğu’nun Rüstem ile Sührap’ı (oğlunu öldüren baba). Batı rasyonalizmi, bireyin özgürleşmesi için "babayı öldürmesini" (otoriteyi aşmasını) bir gereklilik görürken; Doğu geleneği, nizamın korunması için "oğlun feda edilmesini" (bireyin devlete/geleneklere kurban edilmesini) esas alır. Romanın sonundaki o büyük kırılma, bu iki mitin Türkiye gibi bir "eşik" coğrafyada iç içe geçmesidir. Enver , babasını öldürerek Batılı bir trajedi kahramanına dönüşürken, bunu Doğu’nun karanlık bir kuyusunda gerçekleştirir. 3"Baba-Devlet" ve Otorite İhtiyacı Romanın geçtiği 1980 sonrası Türkiye atmosferi, sosyolojik olarak bir "babasızlık" veya "güçlü baba arayışı" dönemidir. Sosyolojik Yansıma: Mahmut Usta figürü, sadece bir kuyu kazıcısı değil, disiplinli, korumacı ama baskıcı "geleneksel baba" profilidir. Cem Çelik’in biyolojik babasının
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·304 syf.··
2026 118. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 18:35
Bir babanın sevgisi ne kadar ileri gidebilir? Goriot Baba tam da bu sorunun en acı verici cevabı. Honoré de Balzac, burjuva dünyasını sadece dışarıdan eleştirmez; onun içine girer, damarlarında dolaşır ve bize şunu gösterir: Bu düzende sevgi bile bir gün değersizleşebilir. Père Goriot, karşılıksız sevginin neredeyse kutsal bir temsili. Ama trajedisi tam da burada başlar: Sevgi, yanlış insanlara verildiğinde insanı yücelten değil, tüketen bir şeye dönüşür. Kızları — Madame de Restaud ve Madame de Nucingen — burjuva düzenin en keskin yüzünü temsil eder: Gösteriş, statü ve çıkar… Ve bu uğurda unutulan bir baba. Romanın asıl kırılma noktası ise Eugène de Rastignac: Masumiyet ile hırs arasında sıkışmış bir genç. Finalde yaptığı seçim ise bir karakterin değil, bir çağın ilanı gibi: Bu dünyada ya oyunu oynarsın ya da ezilirsin. Balzac bize bir hikâye anlatmaz sadece; bir düzeni ifşa eder: Burjuva dünyasında ilişkiler çoğu zaman duygularla değil, fayda üzerinden kurulur. Evlilikler birer anlaşmaya, insanlar birer araca dönüşür. Ve insan ister istemez şu soruyu sorar: Sevgi mi daha güçlüdür, yoksa toplumun dayattığı hırs mı? Belki de romanın en acı gerçeği şu: Bazı insanlar sevilmeyi hak etmez, ama bazıları yine de onları sevmekten vazgeçemez.
Goriot BabaHonore de Balzac · Can Yayınları · 201718,6bin okunma
Dilin Sınırlarında Bir Yokluk Felsefesi.
8/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 19:31
Kayboluş öyle bir kitap ki; okuyup idrak etmesi zor, Türkçe'ye çevrilmesi daha da zor, böyle bir kitabı kaleme alabilmek ise her edebiyatçının harcı olmayan bir eser. Öncelikle kitabın dilsel kısıtlamalarından bahsetmek istiyorum, daha sonra dilimize kazandırılmasından ve son olarak da yapıtın kısıtlamaları ile Arthur Schopenhauer'un irade kavramı arasındaki muhtemel felsefi bağları tartışmak istiyorum. O halde başlayalım. Edebiyat tarihinin en radikal deneylerinden biri sayılan Kayboluş, ilk bakışta yalnızca teknik bir akrobasi, bir Oulipo oyunu sanılabilir. Kitap, Fransızcanın (ve Cemal Yardımcı'nın muazzam çevirisiyle Türkçenin) en çok kullanılan sesli harfi olan 'e' harfi hiç kullanılmadan yazılmıştır. Ancak metnin derinliklerine indiğimde, bahsi geçen harfin yokluğu; varoluşsal bir boşluğun, travmanın ve dile dökülemeyen bir dehşetin kusursuz bir metaforuna dönüşüyor. Biraz daha derine inip kaybolalım. Perec, alfabenin temel bir taşını çekip alarak, okuru ve dili bir uçurumun kenarında yürümeye zorluyor. Bu kısıtlama, yazarı yepyeni ifade biçimleri bulmaya, dili eğip bükmeye itiyor. Yazarın annesi Auschwitz toplama kampında hayatını kaybetmiştir. 'E' harfinin (Fransızcada anne ve baba anlamına gelen mère ve père kelimelerindeki temel sesin) metinden bütünüyle kazınması, aslında Holokost'un yarattığı devasa boşluğun sessiz çığlığıydı (özellikle yazarın hayatını okuduktan sonra bu kitabı okumak eseri daha anlamlı kılacaktır). Metinde eksik olan sadece bir harf değil, koca bir tarihti, kaybedilen insanlardı... Eser; Anton Vowl adlı karakterin esrarengiz kayboluşunu araştıran bir grup insanın etrafında şekillenir. Karakterler, dünyalarında ters giden birtakım şeylerin, eksik bir parçanın farkındadırlar ancak bir türlü adını koyamazlar. Bu durum, insanın evrendeki yerini arayışını,
KayboluşGeorges Perec · Ayrıntı Yayınları · 20181,319 okunma
9/10
·336 syf.··
2021 380. kitabı
#asylum Merhabalar herkese, Asylum serisi pre-seri kitabı olan "Escape from Asylum"dan sonra ilk kitap olan "Asylum"u okudum. Seri hakkındaki bilgiyi daha önceki yorumumda vermiştim. Bu kitabın konusundan kısaca bahsedeyim: Dan, yaz okulu amacıyla New Hampshire Koleji'ne gider. Kolejin önceden akıl hastanesi olması ve olduğu gibi terk edilmiş bir katı bulmalarıyla olay değişir. Arkadaşlarından Abby, teyzesinin akıl hastanesine kapatıldığını söyler ve buldukları lobotomi yapılmış bir kızın resmi de bunu doğrular: O, Abby'nin teyzesi Lucy'dir. Lucy, ilk kitapta kahramanın yan odasında kalan gizemli ve korkutucu küçük kızdı. Bu şekilde ilk olaya bağlanır. Bu arada Dan'in odasına bir doktora ait notlar bırakılmakta, e-postasında bir hastaya ait bilgiler görünüp kaybolmaktadır.Dan işin peşine düşer ve katil bir hastayla alakalı bilgilere ulaşır. Birden fazla kez terk edilmiş gizli kanada gitmek durumundadır. Aynı zamanda kendi akıl sağlığından da şüphelenir. Yazım yine akıcı ve netti. İngilizce seviyesi gayet orta düzey, ulaşılabilir. Çok kompleks değil. Korku dozu bana kalırsa ilk kitaba göre düşük, daha çok gizeme kaymış. Biraz belki terk edilmiş kanat kısımları heyecanlı. Onun dışında karakterler arası yaş grubuna ait diyaloglar çok fazla ve sırf yer doldurmuş. Jordan, Dan ve Abby günlük hayatlarından ve aralarındaki dinamiklerden fazla bahsediyor, eğer diğer seri kitaplarında bu karakterlerle devam edeceksek ok ama onun haricinde korku odaklı olduğum için gereksiz geldi ki karakter gelişimine yardımı da yok. Dediğim gibi kolay okunan bir kitap, bakalım serinin kalanı nasıl.
AsylumMadeleine Roux · Harper Collins US · 20143 okunma
7/10
·248 syf.··
2018 29. kitabı
·
94 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2018 00:00
Köyden kente göçün ve kapitalizmin çeperlerinde (gecekondularda) tutunmaya çalışan yoksul köylülüğün o sancılı dönüşümünü, büyülü gerçekçiliğin diliyle anlatan sarsıcı bir başyapıt. Latife Tekin, Huvat Aktaş ve ailesinin kentin acımasız çarkları arasında nasıl ezildiğini, geleneksel bağların kapitalist modernite karşısında nasıl un ufak olduğunu Dirmit'in o saf isyanı üzerinden işler. Romandaki cinler, periler ve batıl inançlar aslında bir fantezi değil; pre-kapitalist bir bilincin, metropolün o soğuk ve yabancılaştırıcı gerçeğine karşı ürettiği çaresiz bir savunma mekanizmasıdır. Sınıf atlama hayalleriyle parçalanan ailenin trajedisi, Türkiye'nin o çarpık kentleşme ve proleterleşme sürecinin edebi bir otopsisidir.
1000Kitap
Sevgili Arsız ÖlümLatife Tekin · Can Yayınları · 202410,8bin okunma
Reklam
Reklam