Öğrenme ve kültür yaratma yeteneğimiz insan olarak biyolojik yapımızın bize miras olarak aktardığını ötesine geçme imkanı verir. Bu yeteneğimizi kullana bilmemiz mahiyetimize rağmen değil aksine onun sebebiyledir. Etkileşimde bulunduğunuz çevreyi değiştirerek düşünme biçimimizi geliştiririz. Düşünme biçimimizi değiştirerek de çevremize değiştirecek unsurları değiştirebiliriz. Bu yetenek bize doğuştan bahsedilmiştir ve bununla yeni sosyal dünyalar yaratma geleceğimizi kontrol etme ve haksızlıklara direnme gücünü ve onurunu kendimizi buluruz. İnsan içgüdüsel olarak kısa görüşlü , tamahkar ,saldırgan ,tahakküm etmeyi arzulayan ben merkezcidır ama aynı zamanda bu içgüdülerin ötesinde ve bunları kontrol edebilmesi için adalet liyakat hak gibi öz değerlerine donatılan rasyonel bir varlıktır. Bizdeki bu doğal ve sosyal çatışan yapılarımızdan sosyal olanı öne çıkarılması insan olma ve onurlu bir hayatı var kılma iddiamızın gereğidir.
Sahip olduğu sıfatları tanrı ile ortak yön lira sahip olan insana Allah dünyada eşsiz bir asalet bahsetmiştir . İnsan oğlunun kozmik düzen içerisinde sonlu varlıklar sıralamasında en yüksek mekanı elinde tutan bir varlık olarak sunulduğu yunan antropolojisinin kozmosentrizminden farklı olarak kutsal kitaplar insana doğrudan Allah’ına ilişkilendirmek de Allah ile insan arasında irtibat sağlayacak her türlü aracı varlığı reddetmektedir. Böylece Allahla ilk irtibatı sağlayıp en şerefli varlık olma niteliği de doğrudan insan olma özelliğini taşıyan tüm varlıklar arasında paylaşılmaktadır. Buna paralel olarak bu asalet ve şerifin getireceği ağır zorunlulukta tüm insan varlıkların omuzlarına yüklenmektedir.
İnsanın üstünlüğü insanın her şeyi başarabilme gücüne sahip olmasın kendisine verdiği gururla bu gücün kaynağının sonluluğunun getirdiği