Bizler, ağlayan bir çocuğu komşusuna da götürsek, zengin bir iş adamına da götürsek, en yakın akrabasına ya da devlete de götürsek çocuk susmaz. O çocuğu ne zaman annesine teslim edersek o zaman susar. İnsanın ruhu da aynen böyledir. Ayrılıktan, fakirlikten, hastalıktan, sonsuz ihtiyaç ve hadsiz düşmandan ağlayan ruhumuzun susmaya ihtiyacı vardır. Bizler ise susması için ruhumuzu paraya, şöhrete teslim ediyoruz ama susmuyor. Yeni bir ev alıp ikinci dükkânı açıyoruz, yine susmuyor. Arabanın modelini yükseltiyor, evleniyor, evlat sahibi oluyoruz ama ruhumuzun ağlaması yine susmuyor. Ne zaman ki başımızı seccadeye koyup nefsimizi Rabbimize teslim etsek, işte o zaman ağlayan ruhumuz gülmeye başlıyor.
Allah (c.c.), Muhammed Sûresi'nin yedinci ayetinde: "Ey iman edenler! Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır." buyuruyor. Sen kendine yardım etmek mi istiyorsun? İşte bunun yolu, Allah'ın dinine yardım etmekten, bir şeyleri Allah için feda etmekten geçiyor Kurtuluş buradayken biz halen uykularımızı bölemiyor, işlerimizi bırakamıyoruz.
Bir insanın manevi hayattan istifadesi, o yoldaki fedakârlığı ile doğru orantılıdır. Feda etmek, Allah(cc) için vermek demektir. Allah'ın verdiğini, Allah'a(cc) teslim etmektir. Öyleyse feda etmek deyince aklımıza sadece mal mülk, para, ramazan kolisi gibi maddi şeyler gelmemelidir. İnsanın asıl feda etmesi gereken şey; ömrü, nefsi ve nefesidir.