Yaylalara, başımızda ağamız olmadan pek çıkmazdık, ama
bizden üç dört gün yahut bir hafta sonra ağalar gelir, her biri sürüsünün bulunduğu mıntıkaya geçer, hemen çadır açtırır, kamp yeri ve kuzu barınağı yaparlardı. Sonra eşyalarını taşıttırır ve bu hizmet için yoksulları kullanırlardı. Yoksulların çoğu, karın tokluğuna ağaların ve beylerin hizmetine girmek için yarışır, emirlerine riayet ederek parasız pulsuz çalışırlardı. Bey uşakları, aşiretler içinde onlara karın tokluğuna çalışacak adam bulur, adamları çalışmaya zorlarlardı. Gitmeyenler olursa dayaktan geçirilir, kamçılanarak recm edilirlerdi. Bey, ağa ve kûlakların otağları düzenlenip de, her şeyiyle düzgünce tamamlandığında, zavallı yoksullar, hamallık ederek dört beş gün boyunca yaylaya eşya taşırlardı. Bu iş için zenginlerden öküz rica edenlere, sonraları, karşılığında birkaç gün ücretsiz çalışmak koşuluyla verilirdi. Bu ayrıcalık hepsi için değil, birkaç koyunu veya keçisi olan köylüler için söz konusuydu. Göçmen oldukları için ve tarlaları iyi ekin vermediğinden onlar da yaylalara gelirdi. Her zengin aile, üç dört yoksul aileyi yanında ücretsiz çalıştırırdı; koyun otlatır, kadınlarına yün eğirme, yıkama, tarakla didme, zenginlerin elbiselerini yıkama, yayık ayranı hazırlama, yakacak için doğal tezek ve çalı çırpı toplama gibi işleri yaptırırlardı. Birkaç adam, sabahtan akşama kadar sürüyle uğraşır ve var güçleriyle çalışırlarsa ancak baş edebilirlerdi. Bazıları sürü kervanıyla giderken, bazıları soylu kısraklara göz kulak olurdu. Her biri farklı iş yapardı. Küçük çocuklar bile boşta kalmazdı. Bütün bu çaba, bir parça ekmek ve bir tas ayran içindi.