Sonsuza Dek Emily ~ Maria Navarro Skaranger
Norveç edebiyatının bol ödüllü yazarı Maria Navarro Skaranger’den minimalist ve sarsıcı bir roman. Kitap, Emily’nin iç dünyasının derinliklerini anlatıyor. Hikayede gündelik bir hayat ve travmaların oluşturduğu yoğun bir atmosfer var. Yazar, Emily’nin iç sesini öyle yoğun aktarmış ki kendinizi onun zihninin içinde buluyorsunuz.
Kitap boyunca Emily’nin iki temel ilişkisi etrafında dönüyoruz. Biri onu karnındaki bebeğiyle bırakıp giden sevgilisi, diğeri ise hayatındaki derin boşluğun asıl kaynağı olan babasıyla kurduğu kopuk ve yaralı bağ. Özellikle anneliğe adım atarken yalnızlık ve terk edilmişlik duygusu tüm sayfalara işlenmiş. Bu bana Annie Ernaux’nun acıyı ve travmayı romantize etmeden, mesafeli ve çıplak bir dille anlatan tarzını hatırlattı.
Romanın en sarsıcı iki katmanı, çiğ bir annelik ve göçmenlik. Yazar, yorgun ve tekdüze annelik tecrübesini tüm çıplaklığıyla sergilerken çocuğunun babası Pablo ve yaşadıkları çeper mahalle üzerinden göçmenlik teması da hikâyeye ustaca sızıyor.
Göçmenlik yer değiştirme olarak değil, İskandinav refah toplumunun kıyısında kalmak, köksüzlük ve sınıfsal görünmezlik hissi olarak ele alınıp, Emily’nin kişisel yalnızlığıyla bütünleştirilmiş.
Kitabın anlatım dili oldukça farklı. Edebiyatta çoğu zaman okuru iten o riskli ‘ben’ dili, romanda metnin en büyük gücüne dönüşmüş. Birinci tekil şahsın bu kadar kusursuz kullanımı, James Salter’dan öğrendiğim o ‘anlatıcının konumu’ meselesine çok güzel bir örnek teşkil ediyor. Ayrıca mekanın da karakterin ruh hali üzerinde doğrudan belirleyici rolü var. Ben böyle mekan-karakter ilişkisi romanlarına bayılıyorum.
Hayatın kıyısında kalmış bir kadının, dünyayı ve anneliği kendi kırık penceresinden anlamlandırma çabasına tanık olmak