Rahatlarına düşkün olanları çevrelerine yığdıkları koyu renk eşyanın çokluğundan anlarım:
Uyumak isteyen odasını karanlık tutar, ya da bir mağarada kıvrılıp yatar... Bu ise en çok
neyi aradıklarını bilemeyip bilmeği de çok arzulayan kimseleri gösterir.
Gözlerini göreyim ne olur! Kocaman koyu renk gözlerini! Soğuklar, evet, biliyorum! Ama onları görmeme izin ver, onların ta içine bakmama izin ver ki en derinlerde bir yerlerde benimle ilgili bir düşünce, küçük ama iyi bir düşünce var mı göreyim.
O, hep kendi evindedir, evinin dışında olup bitenlere ilgisizdir, kendi protestosunu yükseltmektedir, baharla açılan, renk renk serpilen çiçek tarhlarını seyret mektedir, çiçeklerin kokusunu duyumsamaktadır, güzün yaprakların kuruyuşunu, çiçeklerin tükenişini, bir kuru yapraktan ibaret kalışlarını.
Sayfa 18 - İz Yayıncılık 26. baskı, İstanbul 2015·Kitabı okuyor
Bu sırada masanın üstündeki çiçekliğin içinde duran bir beyaz gülü Samime gördü. Şimdi düşünüyordu: Bu vatanın her avuç toprağı bir şehit kanıyla yoğrulmuşken nasıl oluyor da bahçelerinde yine beyaz güller, ak zambaklar, sarı papatyalar yetişiyor? Her köşesi inleyen bir ninenin, kahrolan bir sevgilinin acı yaşlarıyla sulandığı hâlde nasıl oluyor da çiçeklerinin göbeklerinde yine her arı bir içim tatlı, her kelebek bir parlak renk buluyor?