* Gece uzun sürdü. Çinko sundurmayı döve döve eritmeye ahdetmiş yağmur, sabaha kadar insafa gelmedi. Orta yerinden yırtılan kara atlas, feryat figan doğurduğu şimşeklerin göbeklerini kendi elleriyle kesti. Gök gürledikçe kubbe inledi, kubbe inledikçe yer titredi. Kediler saçaklara, sincaplar kovuklara, karıncalar toprağa, insanlar evlerine gizlendi. Bense yanlış yerde, hep yanlış yerde olmanın huzursuzluğuyla, kendi kendimin kötü bir replikası gibi çerçevemi yadırgaya yadırgaya döndüm durdum yatakta. Fırtınada aklını yitiren kayın var gücüyle pencereyi yumrukluyor, duvarlara tırmanan gölgeler doluştukları sıva çatlaklarında çirkin canavarlara dönüşüyordu. Çirkinlerdi fakat ürkütücü sayılmazdı hiçbiri. Kader'le buluşmaya karar verdiğimden beri gelecekten korkmuyorum. Ama şimdi, şimdinin geçmek bilmeyişi, hala dehşet verici. 5
* Yine de kıl¬çıksız bir günaydınla karşıladı beni. 5
* duvar kağıtlarının yırtık yerleri, istasyon, liman gibi melankolik fonlarda öpüşen aşıkların fotoğraflarıyla acemice gizlenmişti. 6
* Pencereden dışarı şöyle bir göz attıktan sonra, "Şeker değiliz ya, yürürüz işte yavaş yavaş" diye omuz silkip dilini iştahla şaklattı ve uzandığı francala dilimini erik marmeladına
daldırdı. Ben de bütün gece teneke kemirmişim gibi pasla kaplanmış ağzımı kahveyle çalkalayıp onayladım: "Yağmurda erimek, bu bayık yerde çürümekten iyidir zaten." 6
* "Porto'ya gideceğim ben. Oradan da Santiago'ya yürüyeceğim. Bildiğin yürüyeceğim ama ha, öyle araba, tren filan yok! 7
* "Durduğumuz kabahat" diye tekrarladım ben de. Bunca yıl payıma düşen bulanık çamurun içinde durduğum kabahatti. İşlediğim, işlemiş olabileceğim cinayetlerden bile daha büyük
kabahat hem de. Asıl hata, yaptıklarım değil, bana onları yaptı¬ranların arasında kalmayı sürdürmemdi. Doğru nedir emin
Mektuplar kaçıp gelse şenlikli İstanbul’dan
Gün ağarırken zülfünün güzel kokusunu alırım Bağdat’tan
Gül yüzünden uzak kalalı nice canlar verdim
Geceleri sabahlara kadar feryat ederim…
(Kanuni’nin Hürrem Sultan’a yazdığı şiirden)
kaç yıl gider bu senin kutsal ırmak fransisko
durur
orda
uzakta
kaza grandeleri kolonel inasyo’larm
küçülür burda sazlı sözlü konakları beylerin efendilerin
havada dut rakısı
havada üzüm incir hurma kaysı rakısı
havada kırbaç sesi tabanca parıltısı
birdenbire bir çakal
toprakta mısır buğday tatlı patates
bir de manyoka
madımak maydanoz ebemgümeci
harman yeri tarlafaresi filan
geceleri başsız ve çokdişli bir canavardır açlık
saldırır yorgun sürülerine gurbetçilerin
gelip konar kavakinhona senin
benim üç tellime altı tellime
altın tepelikli bir gurbet kuşu
ve sızlar toprakta kemiklerimiz
irkilir bedenlerimizde döl
eşkıya derler bizde
senin orda kangaseyro
amado
hey amado
Tanrı aşkına, ya sevgilim? Ilişkimiz ne üstüne kuruluydu? Geceleri fısıldığının tüm o sözler birer kurgu muydu? Provası yapılmış replikler miydi? Peki ya arkadaşlarım? onlar da mı aktördü? Annemle babam? Rol mu yapıyorlardı?