Herkese merhaba! Uzun zamandır inceleme yazmıyordum. Bunun kesinlikle yapamamamdan kaynaklandığını düşünmeyin. Söylemek istediğim o kadar çok şey oluyor ki anca bir video ile anlatabilirim. Şimdi elimden geldiğince anlatacağım. Eğer yeterli gelmezse lütfen belirtin. Daha derinlere inebilirim. Ayrıca şunu da söylemek zorundayım. Benim uzun incelemeler yazdığımı biliyorsunuz. Spoileri de fazlasıyla verdiğimi biliyorsunuz. Ama bu sefer çok fazla spoi vermeyeceğim. Yani çalışacağım en azından. Çünkü şahsi fikrim mitolojinin gizemlerle ve entrikalardan oluştuğunu bildiğim için bunun kendi kendinize okuyup algılamanızdır. Şimdi bir sürü kişiye sövdüreceğimi şimdiden belirtmek isterim. Bir de konuyu yazmayacağım yani kısaca üzerinden geçeceğim kalanını da maddeler halinde yazacağım. Bilginize:)
****************************************************
Konumuz zamanların Güneş Titan'ı olan Helios'un kızı Kirke ile alakalıdır. Annesi Perseis'tir. Kardeşleri Aietes, Perses ve Pasiphae'dir. Eşi Odysseus olarak geçer. Herhangi bir resmiyet olmasa da sonuçta aynı yatağa yattıkları için eş olarak kabul edilirler. (Bir kaç kitap daha okursanız bu yatağa yatma işini çok iyi kavrayabilirsiniz. Çünkü biraz karışıktır.) Ve yatak da çok önemli bir etkendir Yunan Mitolojisi'nde. E dolaylı yoldan çocukları olur. Telegonos. Daha sonra Telegonos Athena'nın teklifi üzerine kendi krallığını kurmaya gider. Bu sırada da Odysseus'un ilk karısı Penelope ve onun çocuğu Telemakhos gelir. Telegonos gittikten sonra Kirke de Telemakhos ile birlikte yola çıkar. Skylla'yı halleder. Sonra da kendi yuvalarını kurmak üzere giderler.
*****************************************************
1) Helios ilk başta çok iyi davranıyordu. Sonradan bir anda katılaştı. O zaman ya baştan kötü yapacaktın ya da iyi. Bu
Leylâ Erbil başta yayınlamak istememiş bu mektupları kendisi öldükten sonra basılmasını düşünüyormuş, sonra Ahmed Arif'in oğlu Filinta Önal ile tanışıp onun da onayını alınca yayınlanmasını kabul etmiş. Ancak Leylâ Erbil'in Ahmed Arif'e yazdığı mektuplar bulunamamış. Keşke onları da okuyabilseydik.
Tek taraflı sevmek. Karşılıksız ve onun bir başkasını sevdiğini hatta evli olduğunu bile bile sevmeye devam etmek. Sevgi elle yön verilebilen bir şey değildir ki zaten, sevmek istiyorum veya sevmek istemiyorum diye karar veremezsin, seversin ya da sevmezsin. Bu konuda tamamen kalbinin elindesin.
Ahmed Arif'in şiirleri beni her daim etkilemiştir, nasıl cümleler onlar ki yüreğe dokunuyor.
"gitmek,
gözlerinde gitmek sürgüne,
yatmak,
gözlerinde yatmak zindanı,
gözlerin hani?"
Leylâ'sına hasret bir sürgün hayatı yaşamıştır Ahmed Arif, sürgünde olmak değil Leylâ'dan uzak olmak incitiyordu, kahrediyordu onu.
Bazı cümlelerinden Leylâ'yı taparcasına sevdiğini görüyoruz, bu biraz ürkütücü bir şey tabii ki. Ancak kendisi de diyor ki "Seni Tanrı gibi değil, Tanrı kavramını Leylâ gibi seviyorum. Yoksa korkunç bir şey olurdu." Ondan başkasına saygı duymadığını söylüyor, hayatta en değer verdiği ve sevmeye lâyık gördüğü kişi Leylâ Erbil'dir onun nazarında. Belki de Leylâ karşılık verseydi bu kadar yüce bir aşk kalmazdı ortada. Biraz da hasret değil midir sevgiyi çoğaltan? Ahmed Arif Leylâ Erbil'in kendisine aşk mahiyetinde bir duygu beslememesine üzülmez, onun dostluğunu bile bir lüks olarak görür.
"İlk sen mağlûp ettin beni" diyor. Peki bir kez mağlûp olan tekrar mağlûp olmaya takat mi bulur? Mağlûp olan yüreğinin sesini duyuyoruz Ahmed Arif'in.
"'Nasılsın?' diye sormak, söyleyecek sözü olmadığından vakit kazanmak istemekmiş. Hiç düşünmedim." diyor. Leylim ile bir kelâm etmek bile onun
Leylim LeylimAhmed Arif · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201318,7bin okunma