... ama hiçbiri hayatın ıstırap vermez olduğu limana varmayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok.Üstünden çok zaman geçti bunların, ama benim hüznüm hepsinden eski.
Hayat devam ediyor. Kırık bir kalple ne kadar süre iltihap tutabileceğinizin de bir sınırı vardır.
Sayfa 292·Kitabı okuyor
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Martı
Todori, tezgahın az ilerisindeki boş masaya oturmuş, çenesi elinde, hafifçe kamburlaşmış, dışarıya bakıyordu; bıkma ve yorulma bilmeden dışarıya bakıyordu. Gece yarısına doğruydu, rıhtım boyunda, elektrik fenerinin altında barbut oynıyan numarasız hamallardan başka kimseler yoktu. Çok hafif bir rüzgârın estiği, sis dalgalarının geçişinden anlaşılıyordu. Ve sis, ışıkları bütün zerrelerine sindirmişti: Böylece insan, sokak fenerlerini bir tabloda gördüğünü zannediyordu. Şehir, boğuk uğultusuyla Martı için, ancak bir mazi kadar, fakat istenmeden hatırlanmış, hatırasının devamı istenmeyen bir mazi kadar vardı. Ve ilerden bir vapur sireni, basık ve dost sesiyle, asırlar boyu aralıklarla, fakat asla vazgeçmeden onu bir masal yolculuğuna çağırıyordu. Bu saat Martı'nın gerindiği, kanat vurup uçmak istediği saattir: Rıhtıma bakan camları, turuncu renkli, iri gözlere benzer. Bu saatte, bu turuncu renkli, iri gözlerde medarlar, kutuplar belirir, okyanuslar, dağ silsileleri, şehirler belirir, kısacası yedi iklim ve beş ırk, her türlü terkipleriyle, ömre hükmeden birer daŭssıla halinde belirir. Bu saat Martı'nın gerindiği, kanat vurup uçmak istediği saattir, fakat Martı kanat vurup uçamaz ki, Martı gidemez ki... O, işte hep böyle, buraya ve bu daima sızlayan daűssılaya mahkûm, turuncu renkli, iri gözleriyle, boş rıhtımda hazin bir sükûnetle akan, kaynaşan sis dalgalarına bakar durur. Ve ileriden, sislerin ardından bir vapur sireni, basık ve dost sesiyle, asırlar boyu aralıklarla, fakat asla vazgeçmeden onu bir masal yolculuğuna çağırır. Martı gidemez, Martı buradan ayrılamaz, ayrılamaz işte... Todori... İçkisini, bir mersiyeyi hatırlamak ister gibi içen yaşlı adam. Başı, tezgaha yayılı kollarının arasında gömülü duran ve artık içmeyen delikanlı! **Martı buradan
Sayfa 43 - Martı: Sahildeki bir meyhane·Kitabı okuyor
Gökyüzü
Kimbilir şimdi nerdesin Senindir yine akşamlar Merdivende ayak sesin Rıhtım taşında gölgen var.
Nice limanlara yanaşacak gemiler var elbette, ama hiçbiri hayatın ızdırap vermez olduğu limana varamayacak, her şeyi unutabileceğimiz bir rıhtım da yok.
Sözlük
Acı : on iki ayın mor kanatlı kelebeği Düğüm : kuşların yüreğindeki patika Göktaşı: meleklerin kırık oyuncağı İhlamur: hasta böceklerin baş ucu ağacı İnci: deniz diplerinin kırağısı Küskünlük: yaprakların yere düşerken rastladıkları komşu Okyanus: yeraltından fışkıran gökyüzü Rıhtım: toprağın taştan kılıcı Saçak: kumruların şemsiyesi Uyanış: şafağa altın boşaltan bakraç