6/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 15:14
“Savaşlar, soykırımlar ve devrimler koleksiyonculara mükemmel imkanlar sunar.” İngiliz romancı ve gezi yazarı #BruceChatwin ‘in #Utz kitabı en basit haliyle bir koleksiyoncunun hikayesi. Varlıklı bir aileden gelen Alman asıllı Kaspar Joachim Utz, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’dan kaçıp Prag’a yerleşen bir Meissen porseleni koleksiyoncusudur ve iki odalı dairesinde binden fazla parçadan oluşan değerli hazinesiyle ve yardımcısı Marta ile ikamet etmektedir. Fakat Stalin döneminde koruyup genişlettiği koleksiyonu, rejim tarafından devlet müzelerine aktarılmak istenir. Ölümüne dek hazinesine dokunulmaması konusunda yetkililerle uzlaşan Utz, her yıl ülkeden bir kere ayrılabilir ancak tek bir parçayı dahi yanında götürmesine izin yoktur. Defalarca kaçmayı düşünse de aklı hep porselenlerinde olduğundan geri döner ve ömrünün sonuna dek hem komünist devletin hem de koleksiyonunun tutsağı olarak yaşar. Hikaye Utz’un cenaze töreni ile başlar. Dr. Orlik (Utz’un en yakın arkadaşı) ve Marta (hizmetlisi ve çok sonraları eşi) dışında kimse yoktur. Ardından koleksiyonu oluşturduğu süreç ve yavaş yavaş ölümüne doğru devam eder. Utz, çok katmanlı bir karakter. Bir yandan porselenleri için komünist rejimle iş birliği yapan pragmatik biri, diğer yandan ise o narin figürlerin içinde kaybolan romantik bir estetik tutkunu. Dış dünyada hiçbir şeyi kontrol edemeyen Utz, kendi yarattığı küçük müzede Tanrı rolünü üstlenir. Utz, her bir figürün yerini, tarihini ve ruhunu bilerek kendine ait kusursuz bir Porselen Sarayı yaratmış. En karanlık zamanlarda hayata tutunmasına sebep olmuş bu tutkusu aynı zamanda hayatını karartmış. Anlatıcı bir çalışma için Prag’a gittiğinde birkaç saat vakit geçirmiş Utz ile. Ancak onu o kadar etkilemiş ki yıllar sonra öldüğünü öğrendiğinde aklına
UtzBruce Chatwin · Can Yayınları · 2024150 okunma
6/10
·200 syf.··
2018 39. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2018 00:00
Sanata olan hayranlığım, kendimi bildim bile var. Müzik ise, klişe cümleyle ‘ruhun gıdası’ tezine katılıyorum. Sosyolojinin öncü isimlerinden #norbertelias’ın ünlü ve klasik saray müzisyeni Mozart’ın yaşamını, #birdahininsosyolojisi alt başlığı altında ele alınmış çok özel bir metin bu. Elias, Mozart’ı saray müzisyeni adamı unvanından kurtulmak için, aristokratlarla giriştiği ayakta durma (statü) savaşı, en büyük hayali Viyana’da büyük, kendince hak ettiği değeri üne kavuşma hayallerini sönüşünü okumaktayız. “Mozart, müzik alanında, 19. yüzyılın burjuvanın mı, yoksa Rokoko döneminin temsilcisi mi idi?, sorusu kafaları karıştıran başka bir unsur.” Mozart’ın Mozart olmasında, baba figürü olan Leopold Mozart (baba) yer almaktadır. Kendi çıkış biletini, sarayın yardakçılığından kurtulmayı oğlu Mozart’ta görmekte idi. Lakin, bir baba-oğul çatışmasına tanık olacaksınız. Ayrıca, Viyana’da, Mozart’a sırt dönen Yüksek Sosyete, bunun sebebinin Figaro’nun Düğünün politik duruşu olarak gösterir. Mozart, 35 yaşında, gencecik şekilde hayata veda etti ve hak ettiği üne, ölmeden önce kavuşamadı. (Her sanatçı gibi.)
MozartNorbert Elias · Alfa Yayınları · 201773 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·688 syf.··
Beğendi
·
2020 24. kitabı
“Sanayi Devrimi, kaliteli zanaatkarlığın tüm geleneklerini yok etmeye başladı. El işçiliğinin yerini me­kanik üretim, atölyenin yerini fabrika alıyordu.” On beş gündür elimde ve bitmemesi için, aheste aheste okudum. Sanatın öyküsü, okuduğum en güzel şeylerden biri olabilir. E. H. Gombrich’in tüm dünyayı etkilemiş ve sanat tarihi kitapları arasında en bilineni, okunanı. Sanatın Öyküsü, Mısır Sanatı’ndan başlayıp, günümüz post-modernizme değin sırasıyla tablolarla ve örneklerle işliyor. Gombrich’in bu kadar tercih edilmesindeki amacın, akademik bir incelemeyi, bir edebiyat öyküsüne dönüştürerek anlatmış olmasıdır sanırım. Akademik dilden korkanlar için, tereddüt etmeden okumaları gerektiğini düşünüyorum. ⠀ Sanat nedir? Sanatın konumu? Ve geçmişten geleceğe değişen sanatı ele alıyor. Şimdi burada adını anamayacağım yüzlerce ressam ve bağlı oldukları düşünce akımları “izm’ler” genişçe ele alıyor. Ortaçağ sanatının dini figürleri ve eserleri, Rönesans, Barok ve Rokoko dönemlerini aydınlatıcı bir çerçevede sunuyor. Rönesans döneminde, mimari de sıkışıp kalan zorlu bir çıkışa yol gösteren Flippo Brunelleschi büyük bir isim örnek olarak. Paul Cezanne, farklı bir derinlik yakalamak isterken, onun çizimleri Fransa’da “Kübizm”, Van Gogh, George Seurat’ın “puantilizm” yani Noktacılık akımından etkilenirken, Almanya’da onu örnek alanlar “Ekspresyonizm (İfadecilik) akımını başlattılar. Ve Paul Gauguin’in yabana olan özlem çalışmaları, sonrasında Primitivizm (İlkelcilik) akımlarını doğurdu. Vasilliy Kandinskiy ise, Almanya’da günümüz sanatını da içine alacak olan “Soyut Sanat”ı başlattı vs. vs. Anlatmakla bitmeyecek bir kitap bu. Her kütüphanede olması gerektiğine inandığım, okuyanların dünyayı güzelleştireceğine dair inancımı koruduğum nadir eserlerden. Sanatla kalın, sanatsız
Sanatın ÖyküsüE. H. Gombrich · Remzi Kitabevi · 20171,131 okunma
Beş Şehir Kitap Tahlili
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 09:47
Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar Tanpınar Beş Şehir adlı kitabında İstanbul'a madde ve mana olmak üzere iki yönden bakmıştır. MADDE: " Tarih, mimari,peyzaj, ticaret hayatı, yaşam,sanat, şehrin görünümü, İstanbul'dan insan manzaraları, semtlere bakış, eğlence hayatı v.b. " Tarih: Yazar, tarihi kullanarak İstanbul'daki değişimi, insanların değişimini hatta İstanbul ile başka şehirlerle arasında ilişki kurmada kullanmıştır. Örnek: " Birinci Dünya Harbi'nden sonraki Fransız nesrinde hemen on yıl önceki Paris'in hasreti belli başlı bir temadır. İstanbul böyle değişmedi, 1908 ile 1923 arasındaki on beş yıl o eski hüviyetinden tamamıyla çıktı. Meşrutiyet inkılâbı, üç büyük muharebe, birbiri üstüne bir yığın küçük, büyük yangın, malî buhranlar, imparatorluğun tasfiyesi, yüzyıldır eşiğinde başımızı kaşıyarak durdurduğumuz bir medeniyeti nihayet 1923'de olduğu gibi kabullenmemiz onun eski hüviyetini tamamıyla giderdi. " Mimari: İstanbul'un eski halini ve şimdiki halini karşılaştırırken eski mimari ile yeni mimari hakkında bilgi vermektedir. Mimarinin yanında kullanılan eşyalardan da bahsetmiştir. Örnek: " İstanbul'un asıl iç manzarasını şehnişinleri, cumba ve çıkmalarıyla, saçak ve sayvanlarıyla, bir kadife gibi yumuşak çizgileri ve süsleriyle çok renkli olan bu sivil mimari yapardı. " Örnek: " Çocukluğunda, İstanbul'un hemen her evinde, saat başlarında, ' Entarisi ala benziyor' u, yahut ' Üsküdar 'dan geçer iken' çalan masa saatleri vardı." İstanbul'dan İnsan Manzaraları: Yazar, İstanbul'daki sokaklarda insanların yaşamını incelemiştir. Örnek: " Satıcı sesleri bunlardan biriydi. Eski İstanbul mahallelerinde bu sesler bütün bir günü baştanbaşa idare eder, saatlerin rengini verirdi." Eğlence Hayatı: Eski İstanbul ile yaşadığı İstanbul'un eğlence anlayışını karşılaştırmıştır. Örnek: " Şehirde yeni
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202414,2bin okunma
Bir Aile, İki Dönem, Üç Kuşak
8/10
·232 syf.··
2025 14. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2025 00:00
Kiralık Konak, Yakup Kadri’nin ilk romanı olma özelliğini taşıyor. Roman, önce İkdam gazetesinde tefrika edilmiş, daha sonra 1922’de kitap olarak yayımlanmış. Aslında yazar, Nur Baba adlı romanı daha önce yazmış; eserin tepki çekeceğinden ürkerek sonraya bırakmış. Romanda Tanzimat sonrasında gelen birkaç kuşağın birbiriyle olan çatışması ele alınıyor. II. Meşrutiyet (1908) sonrasında yaşanan değişimler ve dönüşümler, I. Dünya Savaşı’na kadar işleniyor. Romanın ele aldığı dönemi de 1908’den biraz öncesine çekmek mümkündür. İşte bu dönemde Cihangir’de aynı konakta yaşayan üç kuşak ailenin birbiriyle olan ilişkisini ve çatışmasını okuyoruz. Romanın bu üç kuşağını teşkil eden kahramanları da büyükten küçüğe doğru şu şekilde sıralayabiliriz: Naim Efendi, Servet Bey, Sekine Hanım ve Seniha bu evin sakinleridir. Naim Efendi, II. Abdülhamid Devri nazırlarından olup evin en büyüğüdür. Eskinin temsilcisi de kendisidir. Geleneklerine son derece bağlı, dürüst, namuslu bir ihtiyardır. Damadı Servet Bey ve onun eşi -yani Naim Efendi’nin kızı- Sekine Hanım ise kızları Seniha ile birlikte bu devrin ‘‘rokokolaşmış’’ kişileridir. Selim İleri’nin tabiriyle bu rokoko kelimesiyle yazarın kastettiği ise içi kof, dışı süslü püslü, yeni toplumsal hayattır. Bu devirde davranışlar, yaşam tarzı, giyim-kuşam, eğlence anlayışı hatta mimari bile değişmiş, Batılılaşmıştır. Bu eskiyle yeninin çatışması, yozlaşmış yaşam tarzları da Naim Efendi’nin yaşadığı konak üzerinden okurlara sunuluyor. Özellikle bu değişim ve yozlaşma hâli Yakup Kadri tarafından şu şekilde özetleniyor: ‘‘Yüksek rütbeli devlet adamlarının tesis ettikleri Osmanlı kibarlığının kundağı canfes astarlı ve serapa (baştan başa) ilikli İstanbulin idi. Sonra redingot devri geldi ve redingotu içinden yarı uşak, yarı kapıkulu, riyakâr,
Kiralık KonakYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202321,8bin okunma
Zavallılar
8/10
·336 syf.·
2024 21. kitabı
Alasdair Gray, 1934 doğumlu İskoç bir yazar, şair, oyun yazarı ve sanatçıdır. Edebiyatı, toplumsal eleştiriyi ve bireysel özgürlükleri derinlemesine işlerken, İskoç kültürünü de eserlerinde vurgulamıştır. En tanınmış eseri Lanark (1981) adlı romanıdır. Bu eser, gerçeklik ile hayal arasındaki sınırları zorlayan, bireysel kimlik ve toplum üzerine sorgulamalar yapan, aynı zamanda bilim kurgu öğeleriyle bezeli bir başyapıttır. Godwin Baxter, Glasgow'daki morgda yaklaşık dokuz aylık hamile bir intihar etmiş genç kadının cesedini keşfettiğinde, fetüsün beynini kullanarak onu hayata döndürme arzusuna kapılır. Ünlü cerrah Sir Colin'in oğlu olan Godwin, onu Bella Baxter'a dönüştürecek şaşırtıcı bir nakil yapacaktır; Bella, olağanüstü bir yaşama gücüyle donanmış bir kadındır. McCandless, Baxter’ın tıp fakültesindeki sınıf arkadaşı Bella’ya delicesine aşık olur. Godwin ve Bella'nın bir yıl süren uzun yolculuğu ya da Bella'nın Duncan Wedderburn ile kaçışı, onun tutkusundan vazgeçmesini sağlamaz. O zamanlar McCandless Godwin'in yanına taşınır ve birlikte Bella'nın serüvenlerini uzaktan takip ederler. Dar görüşlü bir viktoryen dünyasına karşı, bu ön yargısız ve küçük bir çocuk gibi spontane bir yaratıktan, gelişmiş bir kadın bedenine sahip olan Bella'ya ne olacaktır? «Godwin, "Tıp bir bilim olduğu kadar bir sanattır da," dedi.» S. 38. Ünlü cerrah Sir Collins'in oğlu Godwin Baxter'ın garip hobileri vardır. Tıp fakültesi arkadaşı McCandless, bir gün evinde yarısı beyaz, yarısı siyah bir tavşan ve onun tam tersi olmuş ikizini gördüğünde bunun farkına varır. Birkaç gün sonra, tavşanlardan biri siyah, diğeri beyaz olmuştur... Bu yüzden Godwin, kendisini taşlarla bağladıktan sonra boğularak intihar eden genç hamile bir kadının cesedini hayata döndürdüğünde, bu muhteşem yaratığı görmeye
Edebiyat
ZavallılarAlasdair Gray · İthaki Yayınları · 20241,161 okunma