Baba: Melek de Şeytan da olmamız en çok onlara mı bağlı?!.
“Tartışmaya gerek yoktu: Benim romanlarım fantastiğe varacak denli korkunç, katillerim şeytani psikopatlar olacaktı. Öyle ya da böyle. Ama özellikle hangi katiller? Babalar elbette. İlk romanım Leyleklerin Uçuşu'nda katil, kahramanın babasıdır; diğer oğluna nakletmek için oğlunun kalbini almak istemektedir. Sonraki romanım Kızıl Nehirler' de olayın geçtiği kasaba aslında bir hayvan yetiştirme çiftliğidir; buradaki insanlar üstün bir urk yaratmak amacıyla doğumhanede bebekleri değiştirip ileride onların evliliklerini kontrol altına alırlar. Yine babalar ama ikame babalar. Otuz yaşındayken de çizgimi hiç değiştirmedim. Hep köken sorunları, uğursuz babalar. Aslında tüm bu kitaplar değiştirilmiş otobiyografiler. Bugünse korkudan ödü patlamış bir çocuğun gözleri önünde gerçekleşen gerçek, doğru hikâyeyi yazmaya çalışıyorum. Bu kitap benim nihai hesaplaşmam.”
"Romanlarım bunlar. Yüz yirmi altı tane romanım var." Defteri bana uzattı. Ama vermedi. Duraksadı. "Romandan anlar mısın?" dedi. Anlamam dersem vermeyecek sandım. "Anlamam," dedim, anlayıp anlamadığımı bilmediğim için. Bu arada okuduğum romanları gözden geçireyim dedim. Gözümün önüne bir şey gelmedi. Ama yanılmışım, verdi defteri bana. Pardon, romanı diyecektim. Aldım romanı. Açtım. İlk sayfada roman yazıyordu. "Ben yayınlanmış filan bir şeyler sanmıştım," dedim. Düşünmeden konuşmamalıydım belki, ama bunu düşünemedim. Daha doğrusu söyledikten sonra düşündüm. "Önceleri yayınlamayı düşünüyordum ama baktım, yayıncılar romandan filan anlamıyorlar. Vazgeçtim." İkinci sayfayı o an açmış bulundum. Sayfanın ortasında bir satır yazı vardı. Adam, doğdu, yaşadı ve öldü. Bu yazıyordu. Sayfayı çevirdim. Boştu. İhtiyara baktım. Gözleri parlıyordu, beni izliyordu, bir sayfa daha çevirdim, yine boştu tekrar ona baktım, hala bana bakıyordu. Heyecanla bir şey söylememi bekler bir hali vardı. Diğer sayfalara baktım, ama defterde başka bir şey yoktu, tamamen boştu. "Bu kadar mı?" dedim. "Bu, ilk romanım, bu sebeple kendime fazla yüklenmek istemedim, hem kendime, hem okurlara." dedi, mutlulukla. "Nasıl?" diye ekledi.”
Sayfa 16 - 4·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Gün, aydın
"Yollar uzamış, insanlar büyümüştü. Sonra gene küçüldüler." [Sevin Okyay, İlk Romanım]
Sayfa 231 - Everest Yayınları 1-15.Basım, Ocak 2026, İstanbul·Kitabı okuyor
Edebiyat
Ama kusur buluculuk mizacımız, mükemmeliyetçilik şiarımız ise ve de anterior cingulate'imiz de (bkz. Meraklı Okura Not) büyük ise, eksik bulmak için gerekçeye gerek yoktu. Anterior cingulate bir çelişki ya da kafaya yatmayan bir durum gördüğünde, bir kere harekete geçti mi (hele bencileyin takıntılı tiplerde) bir daha zor durduğundan ötürü, Nobel web sitesindeki Türkçe metini "kontrol" için konuşmanın aynı yerdeki İngilizce çeviri metnine hamle ettim. Önce Türkçesi, sonra da İngilizcesi, kafamı karıştıran paragraf: "Babamın bavulunu bana bırakmasından yirmi üç yıl önce, yirmi iki yaşımdayken her şeyi bırakıp romancı olmaya karar vermiş, kendimi bir odaya kapatmış, dört yıl sonra ilk romanım Cevdet Bey ve Oğulları'nı bitirmiş..."
Sayfa 164
“Romanım Kürtçe olmalı, ‘binbir gece masalı’ gibi anlatmalı, misk- û amber kokmalı, bir gül tomurcuğu gibi açmalı…”
Sayfa 281 - İthaki yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Romanım basılırsa, futbol sahasında gösterdiğim beceriksizlikler belki bir uyuşmazlık mahkemesince çözüme kavuşturulabilir. Topu göğsümde yumuşatamayışım, sağ ayağımı hiç kullanamayışım, ortalarımın berbat olması filan, hepsi affedilebilir. İstifa edip evde oturmam, kitap okumadan, tek bir cümle yazmadan sadece hayal kurarak boş boş geçirdiğim saatler bir vicdan sorunu olmaktan çıkar. Belki, John Mayall’dan Sensitive Kind'ı veya 16 Horsepower’dan Sinnerman’i acze düşmeden, ikide bir burnumu çekmeden dinleyebilirim. Geçmişle ilgili hiçbir marazi duyguya kapılmadan çilek reçeli yapabilirim, hatta şeftali reçeli de. Ayrıca, romanım basılırsa, daha çekici bir erkek olabilirim. Bir kitaptan ne çok şey bekliyorum, değil mi Editör Hanım, tıpkı bir kadından beklediğim gibi.”
Sayfa 112