“LANETLİ KASABADAN KAÇIŞ” ROMANININ İNGİLİZCEYE ÇEVİRİLME SÜRECİ
10/10
·145 syf.·
2024 31. kitabı
POLAT ONAT’IN “LANETLİ KASABADAN KAÇIŞ” ROMANININ İNGİLİZCEYE ÇEVİRİLMESİ SÜRECİNDE DİNAMİK EŞDEĞERLİĞİN ARAŞTIRILMASI PELİN TIK Mardin Artuklu Üniversitesi Polat Onat'ın "Lanetli Kasabadan Kaçış" adlı eseri, yazarın karanlık ve gizemli atmosferi ustalıkla kullandığı bir roman çalışmasıdır. Bu eser, modern Türk edebiyatında kendine özgü bir yeri olan yazarın bibliyografyasının önemli bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Roman, bireyin iç dünyası ve dış dünyanın zorluklarıyla mücadelesini, fantastik ve gerilim öğeleriyle harmanlayarak anlatır. Eser ayrıca gizemli bir kasabada gerçekleşen olayları ve bu kasabadan kaçışı anlatır. Kasabanın lanetli olduğu söylentileri, sakinlerinin gizemli davranışları ve kaybolmaları romanın temelini oluşturan unsurlardır. Yazar, okuyucuyu kasabanın sırlarını çözmek için bir yolculuğa çıkarırken, aynı zamanda insan psikolojisine dair derin gözlemler de sunar. Karakterlerin iç dünyaları, yaşadıkları çatışmalar ve korkularıyla yüzleşmeleri romanın dikkat çeken yönleri arasındadır. Polat Onat edebiyata şiirle giriş yapmış ve daha sonra çeşitli türlerde eserler vermeye devam etmiştir. "Lanetli Kasabadan Kaçış" yazarın roman alanındaki ustalığını gösteren eserlerden biridir. Bu yazımda Polat Onat'ın hayatından ve Lanetli Kasabadan Kaçış adlı romanının içeriğinden bahsettim. Lanetli Kasabadan Kaçış romanını çevirirken neden Dinamik Eşdeğerlik Teorisi'ni seçtiğimi örneklerle açıkladım. 1. YAZARIN HAYATI Polat Onat, 21 Ekim 1979'da İstanbul'da doğdu ve babasının işi nedeniyle çocukluğunu bu şehirde geçirdi. Ancak asıl kökeni Bursa'dır. İlkokula Bursa'da başladı, eğitimine Gümüşhane'de devam etti ve 1990 yılında Isparta'nın Şarkikaraağaç ilçesindeki Atatürk İlkokulu'ndan mezun oldu. Ortaokulu da 1993 yılında Şarkikaraağaç'ta bitirdi. Lise
Escape From The Cursed TownPolat Onat · Mergen Yayınları · 20244 okunma
omuz üstünden kısaca yakın geçmişe bakmak..
Puan vermedi·184 syf.··
2024 332. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2024 02:47
okumuş olduğum bu kitap osmanlı devletinin II. abdülhamid-vahdettin dönemleri arasındaki gerçekleşen, hala tartışılan olaylara ve türkiye cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne dek içeride dışarıda yaşadığı sorunlara, kendisine ab ülkeleri, abd ve küresel sermaye sahipleri tarafından yapılan direkt/dolaylı saldırılara değinen bunun yanında son zamanlarda haklı olarak ülke gündeminin tam ortasında yer alan göçmen sorunundan bahseden, bu konular üzerine farklı başlıklar altında büyüteç tutan bir kitap. kitabın yazarı emekli bir asker olan Naim Babüroğlu . bu tarz kitapları bence kurmay sınıfı mensubu askerlerin yazması okuyucu için daha bir faydalı. zira bu tarz kitaplar gazeteciler tarafından yazıldığında kitabın yazım dili daha ağır ve ağdalı oluyor ister istemez. bunda gazeteci-araştırmacı yazarın kendi düşüncesini okuyucuya kabul ettirmek, ispat etmek gibi düşüncelerle konuya farklı bakış açılarından bakması, konu hakkında yerli yabancı çeşitli kaynaklardan alıntılar yapması da önemli bir etken diye düşünüyorum. (bunlara yanlış, olmaması gerekir demiyorum..) oysa bu tarz kitapları kurmay sınıfı bir asker yazdığında konuyu daha kısa, daha net, daha açık, okuyucunun aklını fazla bulandırmadan dile getiriyor. sanırım buna biraz da geçmişte aldığı askeri eğitim neden oluyor.. zira bilinir ki askerlikte gerek yazılı gerek sözlü emir olsun gerek askeri rapor olsun gerekse de askeri sunum olsun dikkat edilmesi gereken ilk husus anlatıcı olan askerin anlattıklarını dinleyen/okuyan askerlere karşı açık, anlaşılır, net olması gerekir. askerlikte disiplin ve anlaşılır olmak önemlidir.. işte kurmay sınıfı askerlerin kitaplarında bence bu kaygı mevcut.. (pozitif anlamda mesleki deformasyon.. (= ) bkz. İlker Başbuğ , Osman Pamukoğlu , Engin Alan , Alaettin Parmaksız Naim Babüroğlu .. sayfa sayısı da fazla olmayan bu
Türk Tarihi
Yalanlar ve GerçeklerNaim Babüroğlu · İnkılap Kitabevi · 202332 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
7/10
·406 syf.··
2022 28. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mart 2022 13:22
Ve sonunda önce kitabını, sonra dizisini bitirmiş bulunmaktayım. Kitabı geç kaydettim uygulamaya. Bu her ikisini de merak eden kişiler için yapılmış bir inceleme olsun. Kitaba başlamadan önce dizideki gibi kurgu tarih romanı olduğunu düşünüyordum ancak öyle değil. Tarih kitabı, hiçbir şekilde kurgu durumu yok. Akıcıydı,kısa sürede bitirdim. Bu kitabı okurken katıldığım fikirler de vardı, katılmadıklarımda. Bazen çok sinirlendim yazdıklarına, bazen de "AA ne kadar da haklıymış bu fikrinde." diye düşündüm. O dönemleri anlatırken Osmanlı altında yaşamanın, farklı dinlere ve ırklara mensup insanlara karşı ne kadar huzur verici ve güvenli bi ortam sağladığını gördüm. Zaten aksini iddia etmek imkansız, yüzyıllar beri bu şekilde yaşayan insanlardan bahsediyoruz. Bir takım hadiselerden sonra bölücü hareketlerin  ülkeyi karıştırıp, bu huzuru bozduğu âşikar. Yazarın sunduğu Ermeni soykırımı iddiasını kabul etmek imkansız, böyle bir soykırımın olmadığı bu kadar belgelerle, rakamlarla ispatlanmış durumda. Bu durumun hala iddia edilebilmesi bile insanlık ayıbı. Ancak yabancı tarih kitapları okuyunca bununla karşılaşmama ihtimaliniz yok zaten. 21. yüzyılda hala düşünce özgürlüğümüzü kısıtlayarak yaşıyoruz. Bu beni çok mutlu etmiyor. Yakın tarih, siyaset, din vb alanlarda konuşurken bir kelimeyi on defa düşünmek zorunda kalıyoruz. En azından benim için öyle bu durum. Her şey eleştirilebilir, yakın tarih eleştirilebilir, liderler eleştirilebilir, aklınıza gelebilecek her şey kısacası. Yanlışa yanlış, doğruya doğru denilir. Sevicilik yapmak uğruna hataları görmezden gelmenin üç maymunu oynamak olduğunu düşünüyorum. Tarihçilerimizin bir çoğu günümüzde belli başlı yasaklardan dolayı veya mimlenme korkusu yaşadıkları için fikirlerini özgürce ifade edemiyor. Aynı şekilde gazeteciler,
Pera Palas'ta Gece YarısıCharles King · Kitap Yayınevi · 2016188 okunma
PESSOA VE HUZURSUZUĞUN KİTABI ÜZERİNE
Puan vermedi·680 syf.··
2021 86. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2021 22:33
Peki, kim kurtaracak beni var olmaktan? Ne ölümdür istediğim ne de hayat.* 13 Haziran 1888 saat 15.20'de, Largo de S. Carlos'ta, 4 numaralı evin soldan dördüncü katında, aynı zamanda müzik eleştirmenliği de yapan adalet bakanlığı görevlisi Joaquim de Seabra Pessoa ile Maria Madalena Xavier Pinheiro Nogueria'nın ilk çocuğu Fernando Antonio Nogueira Pessoa dünyaya gelir. 1893 yılının Ocak ayında da kardeşi doğar, 13 Temmuz'da da veremli babası kırk üç yaşında ölür. 2 Ocak 1894'te kardeşi Jorge, daha bir yaşını dolduramadan, ölür. Annesi komutan Joao Miguel Rosa ile tanışır ve bir yıl sonra evlenirler (Pessoa da Huzursuzluğun Kitabı'nda buna hafifçe değinir). 26 Temmuz 1895'te Pessoa, çocuksu bir dörtlük olan ilk şiirini yazar: A minha querida mama (Canım annem). 6 Ocak 1896'da Fernando ve annesi Durban'a giderler ve Fernando, İrlandalı rahibelere bağlı Kutsal Aile manastır okuluna gider. İlköğrenimini burada tamamlar ve ilk komünyonu da burada yapılır. 1899 yılının Nisan ayında Durban Lisesi'ne girer. Fernando'nun edebiyatla tanışmasında, özellikle Latin klasiklerini ve İngiliz edebiyatını tanımasında lise müdürü önemli bir rol oynar. 1902 Mayıs'ında Portekizce ilk gençlik şiirini yazar: Quando ela passa (O geçtiğinde). Fernando Güney Afrika'ya tek başına, Alman ''Herzog'' gemisiyle döner. Durban Ticaret Lisesi'ne kaydolur. Geceleri buradaki derslerini izlerken, gündüzleri de Cape of Good Hope Üniversitesi'nin giriş sınavına hazırlanır, İngilizce romanlar yazmayı dener. Günlüğü okuduğu yazarlar hakkında fikir verir: Shakespeare, Shelley, Keats, Byron, Espronceda, Voltaire, Moliére, Tolstoy, Aristoteles, Lombrosso. ''O Palrador'' adlı bir dergi kaleme almayı tasarlar ve başlar. Dergiye Fernando'nun yarattığı on beş Portekizli ve İngiliz ''yazar'' katılır. Cape of Good
Edebiyat
Huzursuzluğun KitabıFernando Pessoa · Can Yayınları · 202514,6bin okunma
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2018 187. kitabı
Biz Türkler! Belki bu başlık da olabilirdi. Yahut Cumhuriyet Söylemleri. Ya da Siz Nasıl İsterseniz. Güzel bir soru cevap çalışması altında aslında olanlar, olacaklar ve olması gerekenler. Geçmiş, Günümüz ve Gelecek üçgeninde fırtınaya tutulmuş yelkenli gibi gidip geliyoruz. Dışarısı kapalı ama içimiz, ufkumuz açık. Öylece gidiyoruz. Gidelim. --- 1. Bölüm --- Gene öyle konulara değiniyoruz ki, insan hepsini öğrenmek, anlatmak, açıklamak, üstüne yorum yapmak ve benzeri isteklere kapılıyor. Türk Kimdir, sorusuyla başlayıp; Son İmparator Abdülhamid’e uzanan bir girişle başlıyoruz kitabımıza. İttihatçılara değiniyoruz. Öncesinden gelen manifestoları muazzam kendileri kayıp Jön Türklere değiniyoruz. Ardından İttihat ve Terakki’nin kendilerine ve amaçlarına; ideolojilerinin haklılığı ama başarısızlıkları ve yaşananlara çok güzel değiniyorduk. Hakkını yemeyelim, Küçükkaya’da soruları oldukça güzel sormuş. Resmen kitabın yönünü belirlemiş ve harika bir yazı çıkartmışlar ortaya. Hemen akabinde Milli Mücadele Yılları konu ediliyor. Burada Abdülhamid neslinden çıkan insanların (Mustafa Kemal Paşa, Enver Paşa, Fevzi Paşa ve Karabekir Paşa) ufkuna ve zekalarına değiniliyor. Bu bölümün son konusu da 23 Nisan 1920’de açılan ilk meclisimiz ve Cumhuriyetimizin kuruluşunu konu ediniyor. Bunu da şu cümleyle özetliyor zaten kendisi. “Tarih safha safha ilerler, cumhuriyet nihai safhadır.” Çok güzel sorularla da bu bölümü bitirmiş bulunduk. --- 2. Bölüm --- Bu bölüm tamamen Mustafa Kemal’e ayrılmıştır. Arkadaşlarının arasından neden sıyrıldığı ve karakterinin, yaşantısının farkı; askeri dehası, hanedanla ilişkileri, doğduğu yer ve büyüdüğü koşullar anlatılıyor. Cumhuriyetin, Osmanlı’yı unutturduğu saçmalığını savunan tarihçilere de kapak hatta ‘Logar Kapağı’ mahiyetinde bir cevapla bunu da
Cumhuriyet'in İlk Yüzyılı (1923 - 2023)İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20173,992 okunma
7/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 24. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2018 12:34
Dünyanın en feci şeyi hayatın ta kendisidir. Caroline Maria de Jesus, 1914 yılında Brezilya'nın Minas Gerais kentinde doğmuştur. Henüz ikinci sınıftayken okulu bırakır. Büyüyünce Sao Paulo'ya göç eder. Kentin "çöplük" ü olarak kullanılan Favela' da 3 çocuğu ile yaşam savaşı verir. 15 Temmuz 1955'te kızının doğumuyla günlük tutmaya karar verir. 19 Mayıs' ta şöyle yazar: "Burada Favela'da herkes binbir zorlukla çırpınır durur. Ama bunu benden başkası anlatamaz. Bunu başkalarına faydalı olabilmek amacı ile yapıyorum." İçinde bulunduğu sefaleti gayet yalın bir dille anlatır. Bu sefaletten kurtulmak için elinden geleni yapar. Durmadan çalışır. Çoğu zaman bu duruma dayanamaz ve isyan eder. "Hâlâ kâğıt topluyorum, sevmiyorum bu işi. O zaman kendi kendime 'Rüya görüyormuş gibi yap.' diyorum." Anılarında "Yedirdim." diye yazıyor. "Tavada kızaran yağın sesi ne kadar güzel gelir kulağa ve görüntüsü. Çocuklar ona baktıkça gülümsüyorlar. Hele kuru fasulye ile pilav olunca bayram ediyorlar." Başka bir yerde şöyle diyor: "Bir zaman sonra sadaka ile aldıkları bu yırtık pırtık paltoların yerine, politikacıların dağıtacağı yenileri gelecekti. Ben de payımı alacağım, ben de onlardanım, istenmeyen şeyleri giyiyorum." Ne kadar büyük bir acı! Bir insan! Şımarık, elindekine şükretmeyi bilmeyen, önüne konan yemeğe burun kıvıran insanın yemeyip çöpe attığı yemeği alıp yiyen bir insan! Giyecek başka bir şeyi olmadığı için istemediği kiyafetleri giyen bir insan! Caroline bu insanlardan sadece biri. Sesini duyurabilmek için yazmış. Peki yazdıkları ses getirmiş mi? Kitabın arkasında 1960'lardan günümüze milyonlarca baskısı yapıldı, dünyanın hemen hemen bütün dillerine çevrildi yazıyor. Hayatını araştırdığımızda karşımıza şu bilgi çıkıyor: Kitap basıldıktan sonra bu sefaletten kurtulmuş.
ÇöplükCarolina Maria de Jesus · Armoni Yayınları · 2008239 okunma