Sevdiği kişinin mezarından ayrılmayan bir âşık gibi hâlâ Bagneres' de vakit geçirmeye devam eden dük, günün birinden yürüyüş yaparken Marguerite' yle karşılaştı. Karşısında bu dünyada göçüp giden biricik kızının gölgesini gördüğünü sanıp gözlerinde yaşlarla Marguerite' nin yanına giderek genç kadının ellerini avucuna aldı ve alnına bir buse kondurdu. Kadının kim olduğunu bile bilmeden onu ziyaret etmek ve kayıp evladının yaşayan anısı hatırına onu sevmek için izin istedi.
Seninle ben iki kuşak arasındayız. Birincisi bize yakın olanlar, ölenler ya da öldürülenler. Çoğu şimdiki yaşımızdan gençti. Bizi açık kollarla bekliyorlar.
İkincisi gençler, bizden örnek alanlar. Yaşamayı seçtiğimiz şey onlara cesaret veriyor. Açık kollarla, bizden devam etmemizi istiyorlar... İkisinin arasındayız. Keşke, mi Guapo, birbirimizin kolları arasında olabilseydik!
Bu dağların bir rakibi varsa rüzgardır.
Rüzgar burda tek başına bir hükümdardır.
Burda insan duman gibi genişler, büyür.
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
Buralarda her düşünce sona yakındır,
Burda her şey bizden uzak, ‘O’ na yakındır.
Burda yoktur insanların düşündükleri,
Rüzgar siler kafalardan küçüklükleri.
Yanağıma çarpar geniş kanatlarını,
Ve anlatır mabutların hayatlarını.
Arasıra kulağını bana verdi mi,
Ben de ona anlatırım kendi derdimi. Sabahattin Ali