Kadim kültürlerin hayatını arka yollardan, çöp kovalarından incelemeye başlayan bazı kıt akıll akademisyenleri taklit etmeyin.
Paris'e giden müzikli kafelerle, Almanya'ya giden bira hanelerle başlar; İngiltere'ye giden futbol topunu örnek alır, Daha yükseğini hedefleyin. Avrupa'nın çalışma odalarına düşünce tapınaklarına gidin. Almanya'da binlerce insanın dâhil olduğu, "fazilet birliği" olarak bilinen Tugenbund toplumunun gençlerini örnek alın. Ruhunuzu geliştirmeye çalışın. "Sağlıklı bir ruh sağlıklı bedende bulunur," sözünü unutmayın.
Bulgularımızı düzenlediğimizde tutarlı bir profil elde ettik: (1) kendini düzenleme örüntüsünde yaygın düzensizlik, (2) dikkat ve odaklanma sorunları (3) kendisi ve diğerleriyle geçinme sorunları. Bu çocukların ruh hâlleri ve duyguları hızlı bir şekilde öfke nöbetlerinden paniğe, kopmadan, duygulanımda sığlaşmaya disosiyasyona kadar bir uç noktadan diğerine değişmekteydi. Üzüldüklerinde (ki çoğu zaman öyleydiler) ne kendilerini sakinleştirebiliyor ne de hissettikleri duyguyu tanımlayabiliyorlardı.
Gerçek ya da hayal ürünü tehditlere karşı stres hormonu salgılayan bir bünyeye sahip olmak fiziksel sorunlara yol açar: Uyku bozuklukları, baş ağrıları, açıklanamayan ağrı, dokunma ya da seslere karşı aşırı duyarlı olma. Aşırı tedirgin ya da kapalı olmak çocukların dikkat ve odaklanma sorunu yaşamalarına neden olur. Gerginliklerini azaltmak için kronik mastürbasyon, sallanma, kendine zarar veren davranışlar (ısırma, kesme, yakma, kendine vurma, kendi saçını çekme, kanayana dek derisini yolma) göstermektedirler. Bu ayrıca dil gelişiminde ve ince motor koordinasyonda zorluklara yol açmaktadır.
Tüm enerjilerini kendilerini kontrol etmek için harcadıkları için okul
çalışmaları gibi doğrudan yaşamsal faaliyetleriyle ilgili olmayan içlerde dikkatlerini toplamada sorun yaşarlar, aşırı uyarılmışlık, kolayca dikkatlerinin dağılmasına neden olur.
“… Bütün aşklar. Bütün ölüler. Hayatımıza yolu düşen bütün insanlar. Onlar ruh denizimize akan nehirlerdir. Onları anımsamaktan vazgeçtiğimiz zaman deniz de kurur…”