Salih Mirzabeyoğlu‘nun 1997 yılında yayınlanan eseri… Eserin önsözünden isminin izâhı:
"Eserin adı “Parakutâ’”… Alt başlığı, “Para’nın Romanı”… İlk elde belirtmemiz gereken, para’nın “parça” anlamına, “kutâ’”nın da “düş yormak, rüyâ tâbir etmek” anlamına gelmesi… Hayatın bir yönü iktisadî ve onun da bir unsuru para… Anlaşılıyor ki “Parakutâ’”, eserin muhtevasına uygun bir icadedilmiş kelime, bir isim; ve “iflâk” kelimesinin lûgatta, “şiir okurken fesâhat üzerine olmak” ve “kelime icadetme” mânâlarına gelişini belirterek bildirelim ki, bizzat bu icad keyfiyeti de, eserin yazılış vesileleri ve tedaîleri sırasında -göreceğiniz üzere- yerini alıyor… Paranın romanı!.." [*]
Aslında eserin ismi ve bu isimdeki “düş yormak, rüyâ tâbir etmek” mânâsı, tâ Üstad‘ın çocukluğundan geliyor. Necib Fazıl, eski harflerle yeni yeni okumayı sökmüş ve evlerindeki “ağır” bir kitabı okumaya hevesli.
Soruyor: Parakoti nerede?
Ev halkı kahkahadan yıkılıyor. “O” diyorlar, “parakoti değil, para kuvveti”… Eski harfleri bilenler, “para kuvveti”nin nasıl “parakoti” diye okunabildiğini kolayca anlayacaklardır…
Diğer taraftan, Üstad bir görüşmede bu çocukluk hatırasını Mirzabeyoğlu‘na anlatıyor. Sebebi yok, öylesine, sanki mizahî bir şeymiş gibi… Herkesin hoş ve boş bir lâkırdı, sıradan bir muhabbet gibi geçiştireceği bu vak'a, Mirzabeyoğlu‘nun kafasına takılıyor. Zaman zaman aklına gelip gelip gidiyor. Ve yıllar sonra, bir büyüğün, kapısına büyük diye gidilen birinin boş söz söylemeyeceği, ilk bakışta ne kadar anlamsızmış gibi görünürse görünsün, yalnız “hikmete bağlı ve hikmet için” konuşacağı ve bunların, tıpkı rüyâlarımız gibi tevil ve tâbir istediği idrakıyla, “Parakutâ’ – Paranın Romanı” doğuyor.
__Her ne kadar roman diye de okunabilirse de, eser bir fikrî eser… İktisat,