• Böyle adaletsiz bir savaşın sonunda birçoğumuz, belki de hepimiz uçmağa varacağız. Ama tüm acun bilecek ki rüzgâr kadar hür yaşadık ve öyle de öleceğiz
  • sesi el konulmuş şeytan
    sesi el kadar masumiyet
    sesi hür siyah üzerine çalakalem mavi tül
    sesi tül mavi üzerine nakşedilmiş siyah gül
    sesi beni hep döven abim
    sesi beni kovalayan polis
    sesi bıçaklanışım, bıçaklanır
    bıçaklanmaz eriyişim; kabullenilişim;
    ah ben nerdeymişim, ben kiminmişim de
    talazlanmış, tozlanmışım! üstümü süpür rüzgâr!
  • MONA ROSA III Pişmanlık ve Çileler

    Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür;
    Bir odun parçası aydınlatır ocağı.
    Anne ateşin önünde perişan,
    Anne ateşin içinde hür...
    Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür.

    Yağmurlar sırtıyla sırtımın arasındadır;
    Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın.
    Bin parçaya böldü beni bir divane sır,
    Sesi geliyor sesi günahkar çocukların;
    Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır.

    Gönüller yanarak kavuşacaktı;
    Yüzdeki ıstırap, çile ocağı,
    Onun bu ocakta yanan toprağı,
    Bir gece rüyamda avuçlarımı yaktı,
    Gönüller yanarak kavuşacaktı.

    Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara;
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara.

    Annenin başı elleri arasında,
    Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük.
    Bir fotoğraf asılıdır duvarda:
    Aynaya, geceye, maziye dönük,
    Annenin başı elleri arasında,

    Bir tüfeğin burnu havadadır,
    Ateş almak üzredir, mermisiz.
    Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
    Siz beni ne anlarsınız siz!
    Bir tüfek ateş almak üzredir, mermisiz...

    Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
    Eteğini ben çektim.
    NEyleyim göğsümü kara dağın sert rüzgarı doldurmuş,
    Annemden ilk sütü Gülce'de içtim.
    Ankara'ya, çatal dağa biz zindandan gün vurmuş:
    Az kalsın yerine ben ölecektim
    Bir saman çöpüne tutunmuş kızların...

    Kediler halıları parçalıyor,
    Kırmızı bir ışık düşüyor yere.
    Annenin dizinde derman yok,
    Annenin kafası iki parçadır.

    Hükmedemiyor insan ruhuna ateş,
    Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere;
    Kediler halıları parçalıyor.

    Ateşte sarı gül açan saksılar,
    Kızarmış bir ekmek gibi duruyor;
    Kulağıma garip sesler geliyor.
    Kuş yumurtasından çıkan insanlar
    Ahırda bir ata eğer vuruyor,
    Kulağıma garip sesler geliyor.

    Ben bir şarkı, ben bir tüyüm;
    Ben Meryemin yanağındaki tüyüm.
    Beni bir azizin nefesi uçurur,
    Kalbimde Allahın elleri durur.
    Cici ayaklarım iplikle bağlı,
    Ben onun sılası, kendimin gurbetiyim;
    Ben bir azizin hasreti,
    Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm.

    Benim gözlerim yeşildir, evet evet, onun gözleri kara;
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...

    Ocak sönüyor, ateş kül oluyor.
    Annenin saçları beyaz,
    Anne saçlarını yoluyor.
    Ateşin içinde gül açar, servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür;
    Ocak sönüyor, ateş kül oluyor,
    Anne ruhunda ruhuma eğiliyor.

    Yaralı kuş kanadını ısıtan
    Bir güneş toprağı yarıp çıkacak.
    Kadınlar sansa da yaşadığını,
    Şarkısız kaldıkça yaşamayacak.
    Kadınları şarkılar, geceler aydınlatır.
    Kadınları şarkılar, akrepler aydınlatır.
    Kadınları şarkılar, zehirler aydınlatır...

    Artık ben gideceğim, ata eğer vuruyorlar.
    Hatıralarımı birer birer yakacağım.
    Entarimi parça parça edip
    Zehirli kirpilere bırakacağım.
    Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
    Göğsüme siyah bir gül takacağım.
    Batan güne doğru kurşunlar sıkıp
    Kendimi boşluğa bırakacağım.
    Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz...
    Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
    Siz beni ne anlarsınız siz!
    Artık ben gideceğim atım kişniyor;
    Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor,
    Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz, bir deniz;
    Beni onun gözleri çağırıyor, duramam duramam.

    Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara;
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara...

    Sezai KARAKOÇ

    https://youtu.be/pb9MevH21Pk
  • 188 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Ethem Baran'ın "Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı" adlı eseri, okuru okuduğunun kurgu mu gerçek mi olduğu konusunda şüpheye düşürecek kadar gerçekçi öykülerden oluşan bir kitap.

    Kitaptaki öyküler,yazarın gözlem yeteneğinin ve sezgi gücünün en somut göstergesi olarak çıkıyor karşımıza.

    Ethem Baran'ın öykülerini okurken öykü kahramanlarını tanıyormuşum hissine kapıldım ve her öyküde anlatılan olayları öykü kahramanlarıyla birlikte yaşadım.
    Yazarın 2005 Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü alan kitabında on dört öykü yer alıyor.Her öykü konu bakımından birbirinden farklı olsa da kitabı okurken öyküler bir bütünü tamamlıyormuş ve her öykünün kahramanları aynı ortamda bulunuyormuş gibi bir hisse kapılıyorsunuz.Bu durumun bir nedeni de öykülerde yazarın genelde İç Anadolu insanını ve yaşantısını anlatıyor olması.
    "Ve Demiştik " adlı öyküde, müzik tutkunu,bir müzik grubunda enstrüman çalmayı hayal eden genç anlatıcı ile okul arkadaşı Harun'un Firdevs adlı bir kadın ve kızı Işıl'la ilişkileri anlatılıyor.İç Anadolu'nun kasabalarındaki düğün- dernek,saz-söz ortamları ve gönül ilişkileri bir ergenin gözünden büyük bir nahiflikle ve kısmen de dramatik bir şekilde anlatılıyor.

    "Her Dağın Kendi Kışı" adlı öyküde, kız arkadaşı olmayan bir gencin, bindiği şehirler arası otobüste görüp etkilendiği bir kızla ilgili gerçekle iç içe geçen düşlerini,düşüncelerini, duygularını ve psikolojisini büyük bir ustalıkla anlatıyor Ethem Baran.

    "Ormanların Gümbürtüsü" adlı öyküde, doğayla iç içe yaşadığı köyünden,toprağından yaşlılık nedeniyle ayrılıp şehirdeki kızlarının yanına taşınmak zorunda kalan yaşlı çiftin yaşadıkları anlatılıyor.Öyküde, doğadan kopup şehirlerde yaşamak zorunda kalan insanların ikilemleri etkileyici bir kurguyla anlatılmış.

    "Eylülden Önce" adlı öykü, seksenli yıllarda üniversiteyi kazanan, ninesiyle yaşadığı şehirden Ankara'ya gelip onunla aynı evde kalan bir gencin yaşadıklarını anlatıyor.Öyküde, bir yandan seksenli yılların kaotik ortamının öykünün kahramanı gençte yarattığı kaygı,gencin yaşadığı bunalımlar,varoluş sancıları kitaptaki tüm öykülerde olduğu gibi büyük bir ustalıkla ve okuyucuya seksenli yılları yeniden yaşatacak şekilde anlatılıyor.

    "Üzerlik" adlı öyküde, on altı yaşındaki maddi durumu kötü olan bir çocuğun resim tutkusu,maddi zorluklar içinde resim çizmeye devam etmesi, düzenlenen bir resim yarışmasına katılma çabası ve sonrasında yaşadıkları anlatılıyor çocuğun gözünden.

    Cihangir adlı bir çocuğun dedesinin yaptığı kızakla kurduğu bağ ve çok severek kullandığı kızağını, babası banka müdürü olan mahalle arkadaşı Hür'e vermek zorunda kalışının buruk hikayesi anlatılıyor "Kızak" adlı öyküde.

    Metinlerarasılık anlatım tekniğinin kullanıldığı "Çamlık Palas" ,"Kızak" adlı öykünün kahramanlarından biri olan yazara hayran, yazarlık sevdasındaki bir gencin öyküsü. Çamlık Palas adlı mekanda kalan bir yazara hayranlık duyan genç, yazar olmak için çabalar. Yaşadığı şehirdeki kütüphaneden aldığı kitapları okuyup öykü yazma hayalleri kuran genç, idealize ettiği yazar yokken gizlice yazarın Çamlık Palas'taki odasına girer. Yazarın masasındaki ve daktilosundaki kağıtlarda yazanları okuyunca çok şaşırır.

    "Uzak Yakınlıklar" adlı öykü,babası paranın nasıl kazanıldığını öğrenmesini istediği için bir matbaada çırak olarak çalışan,yazmaya ve çizmeye meraklı Cihangir'in hikayesini anlatıyor.Cihangir matbaada çıraklık ederken bir yandan "Kara Tren" adlı çizgi romanını çizmek için başka çizgi romanlardan malzeme toplar bir yandan da "Gurbet " adlı romanını tasarlar.Trenlere ilgi duyan çırak Cihangir'in çocukluk hayallerinin ve matbaadaki yaşantısının anlatımıyla sürer öykü.

    "Kuş Yüzü Görmek" adlı öykü, Hayri ve Recep adlı güvercin sevdalısı iki arkadaşın güvercin sevgileri nedeniyle başlarına gelenleri ve yaşadıkları maceraları büyük bir incelikle ve içtenlikle anlatan bir öykü.Öykü,güvercin türleri hakkında öykü kahramanaları tarafından verilen bilgiler eşliğinde ilerliyor.
    "Dallar Kırılırken Rüzgar Saklı Kalır" adlı öykü, ergenlik dönemine giren bir çocuğun ailesiyle ve özelde amcasıyla ilişkisinin dramatik hikayesi.Öykünün kahraman anlatıcısı gencin erkeklikle ve cinsellikle ilgili merak ettiği meseleleri danıştığı,sohbet ettiği,içten içe sevdiği ve çeşitli işlerde birlikte çalıştığı amcasıyla kurduğu bağ ve sonrasında amcasıyla yaşadıkları anlatılıyor öyküde.

    "İşlengi" bir çocuğun çocuk aklıyla ve saflığıyla algılayıp yorumladığı Türk filmleriyle,filmlerin kahramanlarıyla,filmlerin artistleriyle,sinemayla,arkadaşlarıyla,mahalleye taşınan bir ailenin Fatma Girik'e benzettiği Türkân adlı kızlarıyla ilişkisini nahif bir şekilde anlatıyor.

    "Pembegül" adlı öyküde, bir akrabasının arkadaşı Mete adlı subayın mahallelerine gelmesi ve mahallenin güzel kızı Pembegül ablasına aşık olması sonrası yaşananlar; iki aşık arasında arabuluculuk yapan, mektup getirip götüren fakir bir çocuğun gözünden anlatılıyor.

    "Serpenek" adlı öyküde, yazma çabası içindeki bir gencin Ankara'nın bilinen mekânlarında çalışmış Fayık adlı bir garson ve onun alemci arkadaşlarıyla yaşadıkları anlatılıyor.Yaşadıkları sonrası gerçeğin algılanışıyla gerçek arasındaki farkı sorgulayan yazar gencin yaşadığı duygusal ve düşünsel değişimle devam edip sonlanıyor öykü.

    "Porno Temizleyicisi" , bir resmi kurumda çalışan bir memurun beraber çalıştığı arkadaşlarıyla olan ilişkileri düzleminde şekillenen bir öykü. Kurum bilgisayarlarından girdikleri porno sitelerin sayfalarını bilgisayardan anlayan kahraman anlatıcıya sildirmek için çabalayan çalışma arkadaşlarının düştükleri trajikomik durumlar kahraman anlatıcının dilinden anlatılıyor.

    Ethem Baran'ın Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı'ndaki öyküler, okuyucuda güçlü bir gerçeklik duygusu yaratıp okuyanı derinden etkiliyor.Ethem baran, kurguyla gerçek arasındaki o ince çizgiyi kaldırıp öykülerini okuyucularını öykü kahramanlarının bir yerlerde yaşadıklarına inandıracak kadar gerçekçi ve ustaca kurguluyor.
    Ethem Baran'ın her biri birbirinden güzel öykülerinden oluşan "Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı" adlı eserini okumanızı tavsiye ederim.
  • 188 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    2005 yılı Yunus Nadi Öykü Ödülü alan kitabımız içinde 14 öyküyü barındırıyor.
    Varoş veya taşra diyeceğimiz yerin insanları, onların doğal yaşantısı içinde ne eksik ne fazla, tam da kararında anlatıldığı için kurgu aslında kurmacanın da dışına çıkıp topluma da ayna tutuyor.
    Sağlam cümlelerle oluşturulan öyküler anlatılan kurguyu en anlaşılır cümlelerle ortaya koyuyor. Yerel sözcüklerin de bazı öykülerde karşımıza çıkması eseri daha doğal hale getiriyor bence. Öykülerin odağında, sevinçleri hüzünleri, beklentileri, hayalleri ile yaşayan insanlar konu edilmiş.
    Bundan sonraki kısımlar spoi içerebilir demedi demeyin:)
    1.VE DEMİŞTİK
    Baba karakterinin de irdelendiği öykü lise çağındaki bir delikanlının masum platonik aşkını işliyor.Dile getirilemeyen ve masumane biçimde, adı gibi ışıldayan Işıl'a duyulan aşkın dile gelemeden içe gömülmesi naif, sıcacık, insani ifadelerle harika anlatılmış.
    Kahramanımızın yakın arkadaşı Harun'a, Işıl'a hissettiklerini açıklamak için bin dereden su getiren düşünceleri dile getirilemeden içe gömülüyor.

    2.HER DAĞIN KENDİ KIŞI
    Kahramanımız Raşit ağzından yazılan öyküde dilin kullanımı, yapılan benzetmeler şiirsel bir havada su gibi akıyor.
    "O tek tük, kırık dökük, titrek ışıklar dağın korkulu bağrında nasıl bir yara açabilirler.". 28 sözgelimi buradaki imgenin kullanımına bakın ve daha yazamadığım nice yerinde kullanılmış, orijinal imgeler harikulade.
    Bir köy okulunda öğretmen olan Raşit'in okulların tatil olmasıyla memleketine doğru yola çıkması, otobüs yolculuğu sırasında tasvir edilen durumlar, düşünceleri, hissettikleri, yalnızlığı, çekingenliği o kadar tanıdık ki...

    Yürek çarpıntıları içinde kendini roman kahramanı gibi hisseden Raşit, otobüste gördüğü ama yetiştiği ortamdan dolayı hoşlandığı kadın öğretmene ilgisini gösteremeyişi, düşle gerçek arasında akıp giden düşüncelerin ifadesi olan öyküyü çok beğendim.
    3.ORMANLARIN GÜMBÜRTÜSÜ
    Deniz kenarında bir köyde yaşlı bir karıkoca, yalnızlık içerisinde köyde yaşıtlarının yavaş yavaş ölmeye başladığı, senede bir gelen çocukları ve torunlarının özlemiyle derin yalnızlık içerisindeler öykünün başında.
    Okurken duyulan hüzün kaçınılmaz ama bu yalnızlık ajite edilmeden günlük hayatın doğal akışı içerisinde anlatılmış.
    Öykünün sonu ise daha dramatik. İster istemez sorguluyor insan," biz de mi yaşlanınca bunları yaşayacağız", empatinin kaçınılmaz olduğu bu öykü insanı çok etkiliyor. Bu hissi Magda Szabo'nun İzanın Şarkısı kitabını okurken de hissetmiştim.
    4. EYLÜLDEN ÖNCE
    Siyasi ortamın yine sağ-sol diye kutuplara ayrıldığı yıllarda köyden üniversite okumak için gelen bir delikanlının yaşam mücadelesi, hayata tutunmaya çalışması harika anlatılmış.

    Tek amacı okumak olan delikanlının en büyük korkusu siyasi karışıklık içinde kaybolmak... Çünkü her iki tarafa da ait olmayan delikanlı başına bir olay gelmesinden korkar, bu çekincesi ise samimi bir şekilde anlatılır.

    Çok sevdiği ninesiyle kalan delikanlı kıt kanaat geçinmeye çalışır.

    Köyün anlatıldığı yerlerde köydeki sap, saman, tezek kokusu öyle güzel anlatılır ki burnunuza bu kokuları alır, gözümüzün önüne bir köy resmi çıkar adeta.

    Öykünün ana düşüncesi ise :"Gençlik, ilk yağan kara benzer ;çok yağar ama çabuk erir..." s. 72
    5.ÜZERLİK
    "Bademliğin arkasındaydı hayat ve çocukluğumuz bu büyük tepenin dibindeki sonsuz ve sessiz bekleyişti."
    Yine harika bir öykü. 16.yaşındaki bir gencin resme merakı, resim sergisine katılmak hayali sıcacık ifadelerle anlatılmış. Lakin öyküye çöken bir hüzün de eşlik ediyor okura.
    O kadar bizden bir öykü, bize has bir öykü ki...
    'Hasibannem' denilen ninenin yaşadığı yerde bir gece evdeki kovadan su içerken minik bir yılan yuttuğunu düşünmesi, maaşını çekerken torununa kitap parası vermesi, ona olan sevgisi içinizi ısıtıyor.
    Üzerlik otunun yakılıp nazardan koruma çabası ise bize ait ananevi unsurlardan biri öyküde yer buluyor.
    6.KIZAK
    Harika bir öyküydü. Okurken yapılan tasvir ve anlatımla her şey gözümün önünde cereyan etti adeta.
    Bir kasabada Cihangir isimli küçük çocuğun tek oyuncağın olan kızağının daha iyi kayması için dedesinin metal halka takması ve kasabanın en iyi kızağına sahip olmasının sevinci anlatılıyor
    Öyküde paylaşmanın önemi, dayanışma gibi sosyal konulara da dikkat çekiliyor.
    "dil kırma" deyimi kullanılmış bankacının oğlu Hür'ün konuşması için , benim memleketimde de "dil çırpma" denirdi.
    7.ÇAMLIK PALAS
    Kızak öyküsüyle ilintili bir öyküyle karşı karşıyayız. Delikanlı kahramanımızın kızağı sayesinde işe giren babasının öyküsünü yazmayı istemesi, Çamlık Palasta kalan bir yazarın odasında kafasındaki öykünün yazılmış olduğunu görmesi, delikanlının şaşkınlığının anlatıldığı öykü çok enteresandı.
    Delikanlının yazarlık merakı çok güzel ifade edilmiş. Bir tutku halinde anlatılmış.
    8.UZAK YAKINLIKLAR
    Kızak öyküsünün devamı niteliğindeydi öykü. Genç kahramanımız Cihangir'in ortaokuldayken bir matbaada çalışması, çizgiromana, kitaba, gazeteye ilgisinin öyküleştirildiği kurgu yine sıcacık ifadelerle kaleme alınmış.
    İlk defa tren gören, tren yolu gören Cihangir çok heyecanlıdır.
    9.KUŞ YÜZÜ GÖRMEK
    Bir kuş sever öyküsü. Bir köy hayal edin, bu köyde güvercinlere tutkuyla bağlı bir adam ve onun yetiştirdiği bir delikanlı. Kuşlara verilen güzel isimler...
    Bu öyküde güvercinlerle ilgili detaylı bilgiler yer alıyor, bu da yazarımızın da bir zamanlar kuşlarla yakından ilgilendiği düşüncesini doğuruyor bende.

    10.DALLAR KIRILIRKEN RÜZGAR SAKLI KALIR
    Bisiklet sevdalısı bir çocuğun öyküsü ama dede ve nineyi de tanıyoruz. Dede, nineye "eksikli" diye hitap ediyor. Böyle bir kullanım var mı Anadolu'da bilmiyorum ama umarım yoktur, ne için eksikli denildiği öyküde geçiyor zira.
    Dede ve nineyle geçirilen çocukluk, amcayla geçirilen ergenlik dönemi anıları, hoş bir anlatımla okura sunulmuş.
    11.İŞLENGİ
    Yeşilçam filmlerinin hoş anlatımıyla başlayan öykü, ergenliğe girmeye başlayan delikanlıların gözünden filmlerin değerlendirilmesi yapılırken okurun kendinden bir şeyler bulacağına inanıyorum.
    Mahallede Fatma Girik'e benzeyen güzel kız ve gençlerin hayalleri...
    En güzel gözlü kızı seçen gazeteler ve bizim kuşağın gençliğine ait hayallerin konu edildiği öykü güzeldi.
    12.PEMBE GÜL
    Köyün masum delikanlısı ve köyün en güzel kızına aşık gençler. Güzel kız Pembe'ye mektup taşıyan çocuk, okuma yazma bilmeyen Pembe'ye okuma yazma öğretmeye çalışması, isminden utanan Pembe'ye Gül adının verilmesi gibi günlük hayata ait canlı unsurların anlatıldığı sıcacık bir öykü yine.
    13.SERPENEK
    Öncelikle serpenek saçak anlamına geliyormuş, öykü bununla başlıyor. Öykünün genelinde Fayık Abi denilen kişiyle yapılan içki muhabbeti ve içki masallarının değişmez kadın muhabbeti üzerine enteresan bir öykü. Bu öykü içime bir sıcaklık vermedi doğrusunu söylemek gerekirse.
    14.PORNO TEMİZLEYİCİSİ
    Sefa Bey adında bir memur. Bilgisayar ve İnternetin yeni olduğu yıllarda bir ofisteki bilgisayarlara giren porno sitelerin virüsleri.Virüsleri temizlesin diye yardım istenen Sefa Beyin içsel konuşmalarla verilen kurguda sık sık tebessüm ettim. Keyifli bir öykü, aynı zamanda da kitabın da son öyküsü.
  • Rüzgar kadar hür olmak istedim Bilinmeyen şehirlere savurmak
    Kuşlar kadar özgür olmak istedim Göçmek bir ülkeden diğer ülkeye Kanatlarında sevgiyi taşımak
    Deniz kadar hırçın
    Dalgalar kadar bıçkın olmak istedim Sahile çarpıp duaları yalamak
    Arada bir de durgun
    Kendimi akıntıya bırakmak
    Yağmur olmak istedim
    Sevenlerin yüreğine yağmak
    Toprağın kokusuna karışmak
    Aslında,
    Ben en çok sevmek istedim