Aşk sahiplenme ister – neye benzediğini bilmeksizin. Kendimize bile ait değilken, ben sana ya da sen bana nasıl ait olabiliriz ki? Kendi varlığıma sahip değilken, yabancıladığım bir varlığa nasıl sahip olayım? Benzediğim insandan bile farklıyım ben: Farklı olduğum birine nasıl benzeyeyim?
Neden bilmem, bazen öleceğim içime doğar.
İster ağrılarla somutlaşmayan, bu yüzden ruhsal boyutta başlı başına bir sonuca dönüşen bir hastalık deyin buna, ister uyumakla kanmayacak kadar derin bir uyku isteyen bir yorgunluk, kesin olan şu ki, parmaklarında duyumsadığı yorganı cılız ellerinin bırakmasına isyan etmeden, pişmanlık duymadan razı olan, sonu yaklaşmış bir hasta gibi hissederim kendimi.
Yine buruk bir mutluluk duygusu, yine derinlerde uyanan o mahcubiyet. Evet mahcubiyet, neden derseniz bilmiyorum. Belki de yeryüzünde bu kadar acı varken, kendini mutlu hissetmenin verdiği suçluluk duygusu.