Başkaları tarafından kabul görmeye ve sevilmeye her birimizin ihtiyacı var ama öncelikle kendimizi kabul etmeyi ve sevmeyi bilmiyoruz. Kendimize duyduğumuz öz-sevgi ne kadar çok-sa, öz-zarar da o kadar az olur.
Sayfa 35·Kitabı okuyor
Alıntı
İşaret itibariyle kıymetli iki sözü aktararak hatime çekilelim: Şair Yahya Kemal, "Bir sanatı değiştirenler o sanatın kendi dairesinden yetişirler" demiş. Felsefeci Heidegger cenapları sa bunu tamamlıyor gibidir: "Düşünce, sadece aynı menşe ve kadere sahip bir düşünce yoluyla dönüşüme uğratılabilir". Bizde de böyle mi oldu, bugün böyle mi oluyor derseniz, hep birlikte düşünelim derim.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
BİRTAKIM NASLAR VE NAKİLLER
İmam Ahmed ve Imanı Müslim Ebû Umâme'nin şöyle dediğini rivayet ederler: Rasûlullah (sa)'ı şöyle buyururken dinledim: "Kur'ân'ı okuyunuz. Çünkü o kendi ehline kıyamet gününde şefaat edecektir. Işık saçan iki süreyi, Bakara ve Āl-i Imrân sûrelerini okuyunuz. Kıyamet günü bu iki sûre iki bulut veya iki gölgelik, ya da sıra sıra olmuş iki bölük kuş gibi gelecekler ve bu surelerin ehlini savunacaklardır." Sonra şöyle buyurdu: "Bakara suresini okuyunuz. Onu öğrenmek bereket, ter-ketmek pişmanlıktır. Bâtılcılar onun altından kalkamazlar." İbn Kesir'in söylediğine göre "bâtılcılar'dan maksat sihirbazlardır. "Altından kalkamayacakları"nın anlamı da onların bu süreyi ezberlemelerine imkân olmadığı-nı, bir görüşe göre ise bu süreyi okuyanlara nüfuz edip etkileyemeyecekleri anlamına geldiğini söyler. Imam Ahmed, Ma'kil b. Yesär'dan Rasûlullah (s.a)'ın şöyle buyurduğunu rivă-yet eder: "Bakara Süresi Kur'ân'ın tepesi ve zirvesidir. Onun her bir âyeti ile seksen melek inmiş, "Allah O'dur ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur, Hayydır, Kayyum'dur" âyeti Arşın altından çıkartılarak bu süreye eklenmiştir. Yâsîn ise Kur'ân'ın kalbidir. Allah'ın rızasını ve âhiret yurdunu dileyerek okuyan her bir kimseye mutlaka mağfi-ret olunur. Ölülerinize de bu süreyi okuyunuz." Imam Ahmed'in Müsned'inde, Müslim'in Sahîh'inde, Tirmizî ve Nesâî'de Ebû Hureyre (r.a)'den gelen rivayete göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Evlerinizi kabirlere benzetmeyiniz. İçinde Bakara Süresinin okunduğu eve şeytan giremez." Tirmizî, "bu hadis hasen-sahihdir" demiştir. Ibn Merdûye ve Nesâî, Abdullah b. Mes'üd'un şöyle dediğini rivayet ederler: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurdu: "Birinizin bacak bacak üstüne atıp kendisini müs-tağni görerek Bakara Süresini okumayı terkettiğini görmeyeyim. Çünkü şeytan,için-de
Sayfa 65
Tefsir'den Alıntılar..
Ebu Umame eş-Şa'bânî'den (radıyallahu anh) rivayetle: Ebu Salebe el-Huşeni'ye sordum: Ya Ebu Salebe, «Siz kendinize bakın..» (Maide 5/115) ayeti hakkında ne dersin? Dedi ki: Vallahi bu soruyu iyi bilen birine sordun çünkü ben de Resulullah (sav)'e aynısını sormuştum o da şöyle buyurmuştu: «Ma'ruf'a sarılın, münkerden kaçının! Ne zaman ki insanların cimriliğe uyduğunu, hevalarını takip ettiklerini, dünyanın tesirinde yaşadıklarını ve her fikir sahibinin yalnız kendi fikrini beğendiğini görürsen o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Sizlerin arkasından gelecek günler, sabır günleridir. Sabır elinde kor tutmak gibidir. O günlerde amel eden kimseye, karşılık olarak aynı ameli işleyen 50 adama verilen ecir kadar ecir verilir.» Ben daha da çok öğrenmek istedim ve Resulullah sav)'e sordum: "Ya Rasulallah! onlardan 50 kişinin ecri gibi mi?" Buyurdu ki: «Sizden 50 kişiye verilen ecir gibi.»
Sayfa 3058 - Ebu Davud, Melahim, 4341; Tirmizi, Tefsiru'l Kur'an, 3058
Bu ülkenin insanları olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerin başında huzur duygusu gelir. Huzur her zaman bizim içimizdedir, yeter ki bizler bir an önce onu hayatımızın temeline oturtmayı başarabilelim. Huzurunuz varsa, ister kızın, ister üzülün, bir süre sonra o kadim duygumuz incecikten yine siner içimize. Ve hayatın tadı, kaldığı yerden devam eder. Meslek hayatım boyunca pek çok kadın tanıdım ve inanın pek çoğu başta eşleri olmak üzere, belki de bunu hiç hak etmeyen kişiler için kendini feda etmiş. Kadın dediğin biraz da fedakâr olmalı ama bunu kendini yok saymadan, kendine kıymadan yapmalı. Hayatın, herkes tarafından duyulmayan bir sesi var. Bu sesi sa- dece hayata kulak verenler, hayat bana ne diyor diye kulak kabartanlar duyabiliyor. Siz de onlardan biri olmaya çalışın ve hayatın size ne dediğini duyun. Bunun için gayret edin. Çünkü o sesi duyanlar hayatında o güne kadar bir türlü göremediği kendi gerçeklerini görüyor ve bilgelik kazanıyorlar. Son yıllarda hem ülkemizde, hem de dünyada yeni bir akım var; genç ve güzel görünme akımı... Genç ve güzel değilseniz, erkekleri yeteri kadar etkileyemiyorsanız, bittiniz. Neden böyle olsun ki? Her yaşın başka bir tadı, başka bir anlamı var. Hele ki siz hâlâ kendinizi var edebiliyorsanız, yeni şeyler öğrenmeye, merak duygunuzu hiç kaybetmeden yaşamaya devam ediyorsanız, ruhunuz genç ve dinamikse, mutlaka çok genç, çok güzel ve çok seksi olmanıza gerek var mı? Üstelik bu dinamizmi ve merak duygunuzu kaybederseniz, bilinçdışınız ne der biliyor musunuz? "Tamam, sen artık yaşlandın, hayatın sonuna geldin, ben de defteri yavaş yavaş kapatayım öyleyse..." Ben kendi hayatımda tıpkı sizler gibi pek çok şeyle mücadele etmek zorunda kaldım. Üzüldüm, kırıldım, korktum, öfkelendim, sabrım taştı... Ancak zamanla şunu söyledim
Hayata Dair
Yaşamdan sevinç duyma sanatı, hayatın kutupsallığını bil-meye dayanır. Bu kutupsallığı ilke olarak kabullenmek, bir yöntem olarak beraber salınmayı mümkün kılar. Reddetmek de mümkündür bunu, fakat bu salınmayı sona erdirmez, sa-dece bütün hafiflemelerin sonunu getirir. Bu kabullenme te-melinde, hangi evrede olduğuma göre sabır ve rahatlığı ta-lim eder, böylece bir sonraki evrede sabırsızlığa ve huzur-suzluğa daha iyi katlanabilirim. Halihazırdaysa salıncağım-da, sürüncemelere tahammül göstermeyi, sessiz olmayı, güç tasarrufunda bulunmak üzere ince ince düşünmeye ara ver-meyi temrin ederim. Şimdi kafada proje toplarını atıp tut-manın zamanı değildir, duyuların da mola yapması gerekir. Hatta hayatın az evvel emin bulunduğum anlamı bile bir an boşa düşer. Hakikaten, her şey anlamsız mıdır? Anlamsızlık daima güçsüzlükle bağlantılıdır, bilirim, fakat bunu bilme-nin bana bir yararı yoktur. Duruma teslim olmuş vaziyette-yimdir. Benim sorunum, iplere gevşekçe tutunmam. Bedenim it-kisiz, salıncakla birlikte salınıyor. Kararlı bir hareket im-kânsız. Salıncak dolanıyor, bazen bir yana, bazen öteki ya-na dikiliyor. İyi görünmediğini biliyorum fakat şimdi baş-kalarının sallanma tarzım hakkında ne düşüneceğini dert edecek halde değilim. Manasızca dikilip durmak veya belki de mecburen yorucu tefekkürlere dalmak üzere oturaktan kalkmak da istemiyorum. Derin düşüncelere daldığım, do-layısıyla değerli bir fikrin yitip gitmemesi için asla rahatsız edilmemem gerektiği izlenimini uyandırmaya çalışıyorum.
Sayfa 52·Kitabı okudu