"Sen.."' dedi Roza son kez, buz gibi netlikle. "Sadece tacinı taktığın o tahtın kölesisin. Ben ise sürgün edilmeme rağmen her şeyin efendisiyim.Şimdi git, Dante. Gelinini bekletme. Zira bir İmparator'un en büyük vazifesi, sahte bir gülümsemeyle kendi felaketine yürümektir."
"Hemen şimdi yapacağım.” Belki de nezaket kotasından biraz daha kalmıştır.
Gwyn değişikliği fark etmişti. “Acımana ihtiyacım yok.”
“Acıma değildi.”
“Neredeyse iki yıldır buradayım, ancak başkalarından, birinin neden burada olduğumu hatırladığını ve davranışlarım değiştirdiğini anlayamayacak kadar kopuk değilim. Şımartılmaya ihtiyacım yok. Sadece insan gibi konuşulsun yeter.”
Nesta, “Çoğu insanla konuşma şeklimden hoşlanacağından şüpheliyim,” dedi.
Gwyn homurdandı. “Dene beni.”
Nesta, çatık kaşlarının altından ona tekrar baktı. “Siktir git gözümün önünden."
Gwyn sırıttı, dişlerinin çoğunu gösteren ve gözlerini Nesta’nın hiç bilmediği bir şekilde parlatan geniş ve parlak bir şey haline getirdi. “Ah, çok iyisin.” Gwyn yığınlara geri döndü. “Gerçekten iyi.” Karanlığın içinde kayboldu.
Nesta, her şeyi hayal edip etmemiş olduğunu merak ederek uzun bir süre ona baktı. Bir günde iki dostça konuşma. Böyle bir şeyin en son ne zaman olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.
"Bana kimse ulaşamaz Günseli. Ben köprüleri çoktan yaktım. Sen benim yanımda durarak sadece kendi gençliğini de tüketiyorsun. Gitmelisin. Benim buradaki karanlığım seni de yutacak. Bak, ben artık kendimle bile konuşamıyorum. Kelimeler bitti. Sadece derin bir gürültü var kafamda. Git ve beni bu gürültüyle baş başa bırak."
Amalya'nın evinin önüne geldiğimde, köşkün girişine doğru uzanan basamakları en son nasıl indiğimi hatırladım. Yıllar önce sadece param yok diye kızını bana vermeyen Mösyö Toledo'yu hatırladım. Bu kadar aşağılandığım bir zamanı hatırlamıyordum. "Defol git buradan. Senden adam olmaz. Önce kendine bak sonra kızıma bakmayı düşünürsün!" diye bas bas bağırıyordu. Başım öne eğik bir şekilde o basamakları inerken ölmekle yaşamak arasındaki farkı sorgulamıştım. İçimden geçen Mösyö Toledo'yu öldürmekti. Ancak o zaman Amalya'ya sahip olabilirdim. Halen neden mösyö diye hitap ettiğime de anlam veremiyordum. Paslanmış bisiklet bahçede öylesine terk edilmiş duruyordu. Amalya'yı bisikletin önüne bindirip saatlerce gezindiğimizi anımsadım. Ne kadar da mutluyduk. En azından ben öyle sanıyordum. İkinci katın penceresindeki kırık camı görünce içimden "Evi soyulmuştur inşallah..." diye geçti. Bir temenni de olabilirdi. Fakirliği o da yaşamalıydı. Yaşadıklarımı Mösyö Toledo da tatmalıydı. Yaseminler açmıştı, kokusunu içime çekip söylene söylene yola devam ettim. Kaderin kime neyi hazırladığını önceden bilseydik adına kader değil beklenti derdik.
Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim ‘Gel’ dememiz değil, ayrıca onların sana ‘Git’ demeleri. Hiç kimseye ‘kötüdür’ deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır.