• 102 syf.
    ·10/10
    Tekrar selam beybisiler .. Sahaftan topluca aldığım Yaşar Kemal kitaplarını yavaş yavaş hatmetmekle geçiyor günlerim bu sıralar işyerinde Çankırı ve Çorumlular rahat verdiği müddetçe... Bugün kısa diyerek elime aldığım bu kitabıyla bir başka darbe daha yedim Yaşar Kemal' den.. Siyasi tarih ve tarih üzerine okuduğum yıllarımı sorgulatır oldu bu sene bana Cengiz Aytmatov , Cengiz Dağcı ve Yaşar Kemal .. Umarım ömür yeter de külliyatı okuyup çaktırırız tabutumuza çivileri .. Fazla zamanınızı almayayım diyorum .. Lafı dolandırmadan konuya giriyorum ..

    Bugün bu kitabı bitirdikten sonra Yaşar Kemal' in hayatına da bakayım dedim .. Bir 50 60 sayfa kadar da onu okudum .. Çocukluk , yani ortaokul yıllarına kadar geldim .. Ve bu kitabıyla örtüşen bazı noktalar gözüme çarptı .. Sizler de bilin istiyorum .. Okursanız ne ala .. OKUMAYANIN EVİNE BOMBA DÜŞE ..

    Yaşar Kemal, 1915 ' te Rusya' nın Osmanlıyı püskürtmesiyle yerinden yurdundan olan bir aileden geliyor .. Önce Van' a ordan türlü türlü yerleri geçip , çöller aşıp Çukurova' ya kadar geliyorlar .. Yolda geçirilen türlü badireleri buraya yazsam ne bende derman kalır, ne sizin gözünüzde yaş .. İnanılmaz zorluklarla yerleşiyorlar Çukurova' ya .. Bilenler biliyordur da bilmeyenler için söyleyeyim , bu adamın işi gücü Çukurova..Malzemesi kırsal yaşam , çimentosu ezilen köylü - işçiler ve yaşamları , çektikleri sıkıntılar , halkın cehaleti ve uygulanan akla mantığa uymayan örf ve adetler ..Biliyorum çok "ve" kullandım .. Atlatıcaz bunları da yaza yaza =)) (Bu örf ve adetler + cehalet kısmını sağ cebine koy ilerde lazım olacak .. ) Payı da paydası da hep ezilen kesim..Bunu da hiç dolandırmadan , "Sonradan ben SOSYALİST savaşıma girdiğimde hiçbir kasaba soylusu , zengini benimle konuşmazken ... " diyerek açık açık belirtiyor verdiği röportajında .. Saflar belirlenmiş yani sizin anlayacağınız tee o dönemden .. Bu kısa ama içi baya zehir zemberekle sıvanmış öyküyü okurken birşeyi daha fark ediyorsunuz ki bu ADAMdaki betimleme ve hayal gücünün ucu bucağı yok.. Nükleer reaktör gibi .. Her satırı , satırdaki her nesneyi öyle güzel işlemiş , öyle güzel tasvirini yapıp önünüze koymuş ki film gibi akıyor okurken anlatılanlar.. Bir ara ÖREN BAYAN LOGOSUNA dönüştüm mü acaba diyip aynaya baksam mı diye durup düşünesim geldi.. Oya gibi işliyorsunuz .. Kitap okumak denmez buna .. O kadar diyim sen anla canım kardeşim .. Anlatım demeyim ama cümle yapısı itibari ile tam olarak kendisi ile henüz ileri düzeyde haşır neşir olamadık .. Alışma safhasındayız..Ama bu bile yetti... Hem de BAYA BAYA !! Bu kopukluk , kullandığı yöre ağzından kaynaklanmıyor pek tabii.. Çünkü Fakir Baykurt' tan şive ve ağız yapılarına , Aziz Nesin' den de o dönem yazarlarının kullandığı kelimelere aşinayım .. Nasıl ki Fakir Baykurt ve Kemal Tahir diyalogların , Aziz Nesin abzürtlüklerin ve yapılan ince göndermelerin , iğnelemelerin , Sabahattin Ali de o dönemin aynasıysa ,Yaşar Kemal de betimlemelerin şahı benim gözümde .. Sevenleri kızar mı bilmem ama bunu bir yergi cümlesi olarak almasınlar mümkünse .. Ben bazı yerlerde Sabahattin Ali etkisini baya baya hissettim .. Zaten kendisi de " Ben KUYUCAKLI YUSUF okumasaydım , Teneke ' yi yazamazdım da demiş .. Ulan kısa yazam dedim yine bir dünya yazmışız ..

    DİKKAT SPOILER LI ALAN!

    Kısa keselim ve kitaba gelelim .. İlk kez okuyacaklar bu ne biçim inceleme diyebilirler ... İncelemelerimde normalde spoiler vermem .. Güle oynaya okur bitiririz .. Lakin bu incelemede mecburen spoiler veriyorum .. Bağlayacağım nokta itibari ile vermek zorundayım .. Zaten kitabın arka kapağında yazmışlar çatır çutur ama yine de taksiratımız affoluna..

    Biliyorsunuz ki halkımızın bugüne dek başındaki en büyük baş belası CEHALET ve buna bağlı olarak toplumumuzun , özellikle kırsal bölgelerimizde yaşayan halkımızın genlerine kodlanmış , artık yaşamlarımızın bir parçası olmuş örf ve adetler .. Şimdi kalkıp Türk dediğin ananesi ile yaşar kıvamında yorumlar etmeyesiniz diye örnek de veriyorum .. Misal kan davası ..Misal kız kaçırma !! Kitap bu iki adı batasıca olgunun etrafında şekilleniyor .. Doğuya gitmeye gerek yok .. İç anadoluya gidin .. HALEN DAHA evleneceği kişinin kararını kendisi veremeyen genç insanlar göreceksiniz .. Birbirlerini nikahta gören ve buna görücü usülü diyen insanlar var bu ülkede hala .. Hiç sevmediği insanlarla yaşayıp , hiç sevmediği insanlardan çocuk sahibi olup , hayatını doğmuş çocuğuna adamış , kocasının kölesi olan insanlar var halen .. Kitabımızın başlıca iki kahramanı işte bu saydığım şahıslardan .. Esme isimli bir ana ve oğlu .. Ve sonrasında yaşananlarla olayın bir kan davasına evrilmesi anlatılanlar .. Olay öyle bir raddeye geliyor ki artık köy halkı bu oğlana ÖZ ANASINI öldürtüyor .. Bu bağlamda , bu romanı bir TURKISH Kırmızı Pazartesi DİYE ADLANDIRSAM sanırım cuk oturur.. Çünkü söz konusu köyde bu cinayetin işleneceğini köylüleri geçtim ,öldürülecek kadını da geçtim , horoz ve tavuk ahalisinden kelli kümes eşrafı dahi biliyor .. İŞTE BU ROMANDA ÖYLE BİR CEHALET , ÖYLE BİR YOZLAŞMIŞLIK , ÖYLESİNE BİR YOLDAN ÇIKMIŞ İNSANOĞLU okuyacaksınız ..

    İnceleme burada bitti bitmesine ama biz bu dramı bir yerden daha biliyoruz ..STAR WARS FANLARI TOPLAŞIN!!!! =)) Tam olarak bu şartlar altında oluşmasa da biz bu yoldan çıkmışlığı, Galaksiyi titreten ve esiri olduğu nefreti ile canından çok sevdiği Padme' yi ölüme yollayan DARTH VADER 'dan da biliyoruz ... Kitabı bitirince geçenlerde çevirdiğim bir alıntı geldi direkt aklıma .. Buyrun okuyun ..

    Not : Kitabı okuyup , YILANI ÖLDÜRENLER çok daha iyi anlamlandıracaklardır aşağıda geçen metaforları ..

    Karanlık CÖMERTTİR... Sunduğu İLK hediye "gizliliktir" : gerçek yüzlerimiz tenimizin altındaki karanlıkta saklanır, gerçek kalplerimizse daha derinlerdeki gölgelerde.Ama en büyük sırrımız GİZLİ DOĞRULARIMIZI korumaktan değil, diğerlerinin doğruları BİZDEN SAKLAMASINDAN kaynaklanır.

    KARANLIK BİZİ , BİLMEYE CÜRET EDEMEYECEĞİMİZ ŞEYLERDEN KORUR.

    İkinci hediyesi rahatlatıcı yanılsamadır ..Gecenin kucağındaki hoş rüyaların gevşekliği , günün haşin ışığının geri çevirdiği hayal gücünün güzelliği...Ama en büyük tesellisi , karanlığın geçici olduğu yönündeki yanılsamadır: her gecenin sonunda yeni bir gün doğar.Aslında GEÇİCİ olan gündüzdür. Gündüz bir yanılsamadır.

    Üçüncü hediyesi ışığın kendisidir: günler kendilerini bölen gecelerle , yıldızlar da içinde devindikleri sonsuz siyahlıkla tanımlanırken , KARANLIK IŞIĞI KUCAKLAR.Onu kendi benliğinin merkezinden çekip çıkarır .Işığın her zaferinde asıl kazanan KARANLIKTIR.

    Karanlık CÖMERT ve SABIRLIDIR..ADALETİN İÇİNE ACIMASIZLIK TOHUMLARINI EKEN, MERHAMETİN İÇİNE HORGÖRÜ VE NEFRET DAMARLARINI SIZDIRAN ve sevgiyi şüphe tanecikleri ile ZEHİRLEYEN şey , KARANLIKTIR .Karanlık SABIRLIDIR.Çünkü en ufak bir yağmur damlası bu tohumların filizlenmesine neden olacaktır.Karanlık sabrını korur ve tohumlar filizlenir, çünkü onların büyüdüğü toprak , üzerlerini örten bulutlar, onlara ışık veren yıldızların ardında bekleyen karanlıktır...Karanlığın sabrı sonsuzdur . Eninde sonunda, "YILDIZLAR DAHİ SÖNER."

    Karanlık CÖMERTTİR ,SABIRLIDIR ve her zaman GALİP GELENDİR: HER ZAMAN GALİP GELİR çünkü HER YERDEDİR..Şöminende yanan odunun içinde ve ateşin üstünde kaynayan suyun içindedir ; sandalyenin ve masanın ayağının , yatağının üstündeki çarşafların altındadır..Gün ortasında güneş altında yürürken kendi ayaklarına tutunan karanlık seninle birliktedir.EN KARANLIK GÖLGEYİ, EN PARLAK IŞIK DÜŞÜRÜR..

    Gelgelelim karanlık CÖMERTTİR, SABIRLIDIR ve her zaman GALİP GELİR "ama" gücünün yüreğinde zayıflığı yatar ...Onu durdurmak için tek bir mum yeterlidir. Sevgi bir mumdan fazlası demektir ve sevgi , yıldızları yeniden alevlendirebilir..

    İşte böyle KOKOCAMBOLAR .. DEMEK Kİ NEYMİŞ ? Star Wars elinde lazer tabancası, efenime söyliyeyim FLORASANLARLA (HAY BUNU BANA DİYEN DİLİN KOPSUN SENİN BEAA!!) ile cenk eyleyen zibidileri anlatmıyormuş ..

    KARANLIĞA SELAM OLSUN !!

    Geçen biri soruyordu bu ışın kılıcı renklerinin manası ne diye .. Yeri geldi cevaplayayım ..

    MOR : Bilgelik
    Yesil : Çeviklik
    Kirmizi : Öfke
    Sarı : HASRET !!!! NE O ? BEĞENEMEDİN Mİ?!?! =))

    Esen kalın İŞSİZ KALIN !!!
  • 218 syf.
    ·19 günde·Beğendi·10/10
    öncelikle Dostoyevski etkinliğinin fikir olarak çıktığı inci ve Ebru Ince 'e ve yapılan paylaşımlarda desteğini esirgemeden emek harcayıp bu etkinliği diri tutan Quidam 'a teşekkürlerimi sunuyorum :)

    ***spoiler***

    bu kitaba hayatımın duygusal anlamda dönüm noktalarından biri sayabileceğim bir günde başladım. kitabın kendi harikalığının yanında, sırf bu zamanda okudum diye çok ayrı bi yeri olacak. duygularımdaki iniş çıkışlar bazen okuduğum sayfa/hikaye ile birbirini tutmayıp okumasam da, nihayetinde bitti ve ben yine beni buldum bu "beyaz geceler"de.

    bugünün güzel anısına (fiziksel acı çekerek nasıl güzel anı olur onu da bugün öğrendim) bu incelemeyi yapmak istedim. kitaplarımın altını çizmek adetim değil ama evet, bu kitapta bunu da aştım. kıyamıyorum ama stickerlar bitince mecbur kaldım (ne yapabilirim işaretlenecek yer çok) diyelim.

    beyaz geceler'e nihayetinde gelecek olursak; yalnızlık nedir? tek başınalık nedir? fark var mıdır, ilk önce bunun ayırdına varmamız gerekir. Dostocum burda benim çözemediğim bir şekilde hem tek başınalığı tercih etmiş hem de yalnızlığı. yani biri olsa aslında fena olmaz hani noktasında. sürekli iç aleminde, çıkmak istese de çıkamıyor belli ki. birdenbire herkesin kendisini yalnız bırakıp gittiğini söylerken bir yandan da kimmiş o herkes? diyecek kadar yürekli. bazen herkesten, her şeyden bunalıp elimi eteğimi çektiğimde odama kapanır ve günlerce kendimi filmlere veririm. Dosto burda benimle zıt sanırım, kendisinin yaşayacağı 4 güzel beyaz gece için -bilmeden tabii- dolaşmaya çıkıyor ve her eve ayrı yüklüyor. hatta birisinin renginin renginin değişmesine içerliyor. işte aynı zamanda böyle naif bir adam bu Dosto.

    petersburg'u öyle bir betimliyor ki, sanki geçirdiği bu 4 gece aslında petersburg'un kendisi. yani şöyle: "bizim petersburg'un doğasında açıklanamaz, heyecan verici bir yan vardır; baharın gelişine yakın, doğa bütün kudretini, mavi göğün ona bahşettiği bütün güçlerini salıverir, serpilir, saçılır ve türlü türlü renklere bürünür... ister istemez, ufacık tefecik ve çelimsiz bir kızı andırır... öyle zavallı bir kızın yüzüne güç, yaşam ve güzellik veren, onu böyle ışıltılı gülümseten, böyle şen, bir kıvılcım gibi çakan kahkahalarla neşelendiren nedir? sağa sola bakıp birilerini arar, tahminler yürütürsünüz... ama çok geçmeden, belki hemen ertesi günü, o tasalı, çökmüş bakışlarıyla, eskisi gibi rengi atmış yüzü, hareketlerinde eski boyun eğmişlik, çekingenlik ve dahi pişmanlıkla, hatta o anlık tutku parlamasından duyduğu öldürücü ıstırabın ve korkunun izleriyle kızcağız yine karşınızdadır..." yani aslında Dostocum burda bize spoiler vermiş, senin istediğin gibi bitmeyecek demiş ama ben son ana kadar "ya olursa? olacak ya, evet olacak!" diye heyecanı yüksek tuttum. şimdi tersinden bakarsak da, acaba Nastyenka'yla arasında geçen bu 4 beyaz gecedeki hissettikleriyle sonradan petersburg'u betimlemiş olmasın? burası muamma, ama ben 2. bakıştan yanayım. sonuçta bizi o şehre çeken, çekilir kılan oradaki insanlarlarla kurduğumuz bağ, onlara yüklediğimiz anlamlardır.

    sonra da şöyle devam ediyor Dostocum: "size ise üzülmek kalır; o geçici güzellik öyle çabuk, öyle geri dönülmez biçimde solup gitmiş, gözlerinizin önünde öyle aldatıcı biçimde, amaçsızca parlayıp sönmüştür ki... maalesef daha onu sevmeye bile vaktiniz olmamıştır..." bu cümle beni derinden sarstı hatta devam da edemedim o an. " maalesef daha onu sevmeye bile vaktiniz olmamıştır..." bu nasıl bir iç yakmadır sahi, nasıl bir hayal kırıklığı? tahayyül edebiliyor musun? insanın gözünde yaşların birikip birikip akamaması, pınarlarda kalması gibi. boğazda kalan düğüm gibi. farklı baktığım tek nokta, bu hayal kırıklığından sonra tekrar aynı sen olamayacağın. yani burda, en başta Dostocum hayalleriyle mutluyken, sonradan başına gelen "yalnızlık bitti, geçiyormuş, aşığım, çok seviyorum" duygusundan sonra insan tekrar başa dönemez, hiçbir şey olmamış gibi öyle hissedemez. arının yuvasına çomak sokulmuştur artık. ya da aynı nehirde iki defa yıkanılmaz mı demeliydim? :) bu yüzden Dostocum, kendini 15 yıl sonra yaşlanmış, ama şimdiki gibi aynı odada aynı yalnızlıkla göremezsin, üzgünüm.

    içimin içime sığmadığı şu güzel zamanda, umarım Dostocum sonu beyaz geceler gibi olmaz. buna ihtimal vermek istemiyorum ama oldu da oldu, ne diyoruz?

    tanrım! bir anlık mutluluk! koskoca ömürde az şey mi? :)

    -------------------------
    kitabın içindeki diğer öykülere gelecek olursam; başkasının karısı'nda başta diyalog halinde geçen konuşmada hiçbir şey anlamayıp yarım bırakmıştım. kitap bittiğinde tekrar dönüp okuduğumda sadece " çünkü tutku istisnai bir duygudur, kıskançlık ise dünyadaki en istisnai tutkudur." cümlesini okumak için bile değer bir öykü. haysiyetli hırsız ve yufka yürekli'ye incelemeyi ayrı olarak yapmayı düşünüyorum. belki o zamana kadar inceleme tarzımı değiştirir veya geliştirebilirim.

    buraya kadar okuduysan, beyaz geceler'e başlarken insanın içine işleyen, benim için güzel bu denk gelişi temsil eden Turgenyev'in sözüyle bitirmek istiyorum:

    ...sırf bunun için yaratılmadı mı o
    Bir anlığına da olsa,
    Yakın olmak için senin yüreğine?..