Sahte bir vitrin sunanları veya "sadece" bir vitrin sunanları; gizleyen, aldatan ve sahtekârlık yapanları düşündüğümüzde, yaratılan görünüşlerle gerçeklik arasında uyuşmazlık olduğu aklımıza gelir. Ayrıca bu performansları sergileyenlerin kendilerini kıstırdıkları nazik konumu da düşünürüz; çünkü performans sırasında herhangi bir anda foyalarını meydana çıkaracak ve iddia ettikleriyle açıkça çelişecek, bunun sonucunda anında aşağılanmalarına yol açacak ve bazen de itibarlarını kalıcı şekilde zedeleyecek bir olay meydana gelebilir. Genelde dürüst oyuncuların, bariz bir yanlış sunum eyleminde bulunurken suçüstü yakalanmaktan kaynaklanan bu korkunç sonuçlardan kaçınabildiklerini düşünürüz. Ne ki sağduyuya dayanan bu bakış açısı analitik açıdan pek yararlı değildir.
Bazen yaratılan izlenimin doğru mu yoksa sahte mi olduğunu sorduğumuzda, aslında o oyuncunun söz konusu performansı sahnelemeye yetkisi olup olmadığını sormak isteriz ve doğrusu performansın kendisi pek umurumuzda değildir. İletişim kurduğumuz birinin bir sahtekâr olduğunu öğrendiğimizde; oynadığı rolü oynamaya hakkı olmadığını, ilgili statüye sahip olma iddiasının geçerli olmadığını öğreniyoruz demektir. Sahtekârın performansının, oyuncuyu yanlış sunmasına ek olarak başka yönlerden de hatalı olacağını varsayarız; ama genelde çevirdiği dolaplar, sahte performansla bu sahte performansın taklit ettiği meşru performans arasında başka farklar bulmamıza kalmadan ortaya çıkar.
**Paradoksal bir şekilde; sahtekârın performansı gerçeğiyle ne kadar çok benzeşirse, kendimizi o kadar çok tehdit altında hissederiz. Çünkü sahtekârlığı ortaya çıkmış birisi tarafından sergilenen becerikli bir performans; belli bir rolü oynamak için gerekli meşru yetki ile o rolü oynama yetisi arasında var olduğunu
Sayfa 66 - Ocak 2014, PERFORMANSLAR, Yanlış Sunum, Metis Yayınları