MEFİSTOFELES:
Hemen.
Dilerdim kendime şöyle bir başkent,
Ortasında halkın yemek artıkları,
Eğri büğrü dar sokaklar, sipsivri çatılar,
Yoksul pazarında lahana, şalgam, soğanlar,
Kara sineklerin yağlı pirzolaları aşırmak için
Yerleştiği et tezgâhları:
Vardır burada her zaman kesinlikle
Pis bir koku ve faaliyet.
Sonra büyük meydanlar, geniş caddeler,
Sözde bir asalet görünümü uyandıran,
Ve sonunda, şehir kapısının dışında
Kenar semtler, uzanıp giden sınırsızca.
Keyif verirdi bana faytonlar,
Gürültüyle sağa sola gidip gelmeler,
Oraya buraya sonsuz koşuşturmaları
Dağılmış karınca yuvalarının,
Binsem de arabaya, gitsem de atla,
Olurdum ben hep bunların ortasında,
Görürdüm saygı yüz binlerce kişiden.
“Evet, bir gün bütün dünya, Paris’ten Çin’e
ey ilahi Saint-Simon, baş eğdiğinde öğretine,
yeniden doğacaktır Altın Çağ bütün görkemiyle, dolacaktır ırmaklar çikolata ve çayla;
nar gibi kızarmış koyunlar zıplayacaktır ovada,
tereyağda pişmiş turnabalıkları yüzecektir Seine''de; ıspanaklar doluşacaktır bol yahnili dünyaya,
kızarmış ekmek parçacıklarıyla boydan boya.
Ağaçlar komposto halinde elmalar verecektir
ve balyalarla demetler edecektir hasat;
kar yerine şarap, yağmur yerine piliçtir yağacak olan
ve gökten şalgam garnili ördekler inecektir. ”
LAUGLÉ ET VANDERBUSCH: Louis et le Saint-Simonien
Soylu aileden bir genç bir mücevher çalınca, buna "kleptomani" dememiz ve o gencin, şalgam çalan kılıksız bir oğlan çocuğuymuş gibi ıslah evine gönderilmesini aklımızdan bile geçirmeyip, bu olaydan filozofça bir tebessümle söz etmemiz…
Karıma Mektup
Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor
yüreğim sersem!"
diyorsun.
"Seni asarlarsa
seni kaybedersem,"
diyorsun,
"yaşayamam!"
Yaşarsın, karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı,
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki, sevgili,
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nazım'a!
“Çoktandır yemeğe benzer bir şey yediğiniz yoktu, değil mi?” Genç, yüzünü buruşturuyor: “Sabah şalgam ekmeği, öğlen şalgam haşlaması, akşam şalgam pirzolasıyla şalgam salatası.”