“Burada okuyucuya Osmanlıların bu antikapitalist gelenekçiliğine hemen kızmamasını tavsiye edelim; zira, her ne kadar bugün keyfini çıkarıyorsak da, kapitalizmin önceki aşamaları toplumlar için oldukça sancılı süreçlerdi. Bir anda nüfusları artan şehirlerde nasıl salgın hastalıkların her yerde kol gezdiğini, insanların fakr u zaruret içinde nasıl açlıkla mücadele ettiklerini, nasıl hiçbir sosyal güvence olmadan en kötü şartlarda çalıştıklarını ya da nasıl iki üç ailenin tek odalı evde bir arada yaşamak zorunda kaldıklarını merak edenler Engels’in Die Lage der arbeitenden Klasse in England’ını (İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu) okuyabilirler.” Alıntı Şuradan Bunu Herkes Bilir Emrah Safa Gürkan Bu malzeme telif hakkı ile korunuyor olabilir.
"İşte, adına depresyon denilen ruhsal çökkünlük durumu, insanların artık ümit edecek bir şeyleri kalmadığında ve çaresizlik duygusu sessiz çoğunluğu iyiden iyiye sardığında bir salgın halini almaktadır."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Avrupalı ilk yerleşimcilerin silahları ve beraberlerinde taşıdıkları hastalıklar, Kuzey-Güney Amerika'nın yerli nüfusunun neredeyse kökünü kurutmuştu. Ama (ağır şartlara imza attırılıp işçi olarak getirilen binlerce sözleşmeli hizmetkârlar dâhil) bizzat yerleşimciler de tropik hastalıklar yüzünden yok olup gitmenin eşiğine gelmişlerdi. Sıtmaya, sarıhummaya ve diğer tropik hastalıklara dirençli yeni bir iş gücüne ihtiyaç vardı. Çözüm, Batı Afrika'dan köle getirmekti.
Yordam Kitap | İlk Burjuva Devrimleri Dalgası·Kitabı okuyor
Araştırma-İnceleme
Hiç Şu Geçici Şeylere Cennet Değişilir mi ?
İbn - i Kayyım ( rahimehullah ) , “ Hâdi'l - Ervâh ” adlı eserinin baş taraflarında şöyle der : " Şaşarım akıllı uslu postuna bürünmüş beyinsizlere ; halimselim görünen geri zekâlılara ! Şaşarım o kimseye ki : ◆ Değersiz ve fanî nasipleri , pek nefis ve bâki nasiplere tercih etmiştir . Eni gökler ve yer kadar geniş cenneti satmış , yerine salgın hastalıklara uğramış kimseler ve belalılar arasında dar bir zindanı almıştır . ◆ Altından ırmaklar akan Adn Cennetlerindeki güzel güzel evleri vermiş , yerine sonu harap ve helaktan başka bir şey olmayan , pislik dolu su kenarlarını almıştır . ◆ Yâkut ve mercân gibi olan şen şakrak , sevecen , her biri aynı yaşta bâkireleri satmış , yerine kirli , pis , kötü huylu ; ya fuhuş yapan ya da kırık barındıran kadınları almıştır . İçenler için sırf lezzet olan cennet içkilerini satmış , yerine aklı gideren , dini ve dünyayı mahveden murdar içkileri almıştır . ◆ Azîz ve Rahîm olan Allah'ın vechine bakma lezzetini , pis ve çirkin suratlıları görüp gönül eğlendirmeye değiştirmiştir . ◆ Rahman'ın hitabını dinlemeyi , çalgılar , şarkılar ve dımbırtılar dinlemeye tercih etmiştir . Her şeyin fazlaca verileceği " mezid " gününde inci , yakut ve zebercedden minberler üzerine kurulmayı , şirret şeytanların katıldığı , fısk - ı fucur meclislerinde oturmaya değişmiştir
Din
"Yaşamak ile sorgulamak arasında bir seçim yapmam gerekirse her defasında yaşamayı seçerim. Açıklama illetinden itinayla sakınırım. Bunu sana da tavsiye ederim. Bir şeyleri açıklama dürtüsü, modern düşüncenin salgın hastalığıdır. Bu virüsü en çok da çağımızın terapistleri taşır: Görüştüğüm her terapistte bu bağımlılık yapan, bulaşıcı hastalık vardı. Açıklama, bir yanılsamadır; bir serap, bir kurgu, teskin eden bir ninnidir. Açıklama, herhangi bir varoluşa sahip değildir. Hatta gerçek adını da söyleyelim: Ödleklerin, va­roluşun rizikosunun, fütursuzluğunun ve değişkenliğinin yarattığı, o insanın betini benzini attıran korkuya karşı geliştirdikleri bir savunmadır."
Sürekli İlerleme Düşleri. Modern insan, teknolojik ve medeni gelişmeyi kesintisiz bir yukarı doğru yükseliş, bir 'ilerleme' hikayesi olarak okumaya programlanmıştır. Bu kör inanca göre, geçmiş vahşi, karanlık, yoksul ve sefildi; şimdiki zaman ise konforlu, zengin ve aydınlıktır. Ancak insanlık tarihinin en belirleyici dönüm noktası olan tarıma geçiş, bu pembe ilerleme düşlerini ampirik olarak paramparça eder. Tarımla birlikte insan nüfusu mantar gibi çoğalırken, bireysel yaşam kalitesi ve özgürlük serbest düşüşe geçti. Antropologların 'kadim yoksulluk mu, yoksa sözde bolluk mu?' diye tartıştığı bu kavşakta, avcı-toplayıcıların haftada sadece birkaç saat çalışarak muazzam bir besin çeşitliliğine, düşük strese ve yüksek cinsel özgürlüğe sahip oldukları; çiftçilerin ise şafaktan gün batımına kadar kölece çalışarak tek bir gıda rejimine (buğday/pirinç) mahkum edildikleri ve salgın hastalıklarla kırıldıkları ortaya çıkmıştır.