Şam'a döndüğümüz vakit birçok yeni şeyler öğrenmiş, yeni silah tecrübelerinde bulunmuş, Krupp'un kaynar demir ırmağını ve Kil'deki toprak istiflerini görmüş fakat bir şeyi, zafer ümidini son damlasına kadar kaybetmiştim. Batıyorduk.
Sayfa 110 - Pozitif Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Rahip Bahira(cercis)’nn nur çocuktaki nünüvvet mührünü görmesi
Rahip, gayet tazimkâr, elbiseyi Nur Çocuğun omuzlarından sıyırdı. Çocuğun sırtını açtı ve Nübüvvet Mührü'nü gördü. Bütün bu hallere anlaşılmaz gözlerle bakan Kureyşlilerin hayret nazarları önünde Nübüvvet Mührü'ne doğru eğildi ve o noktayı derin bir saygı edasiyle öptü. Kureyşliler de hayret, büsbütün derin... Birbirilerine bakıp âdeta sormak istiyorlardı: - Ne var, ne oluyor? Bu çocukta fevkalâde olan neymiş?.. Bahîrâ Ebu Talib'e döndü: - Şimdi söyle bana, bu çocuk neyindir? - Oğlum.. - Oğlun olması mümkün değıl... Hattâ babasının hayatta bile bulunmaması lâzım... - Kardeşimin oğludur. Dediğin gibi, babası, henüz doğmadan vefat etti. - İşte, doğruyu söyledin! Şimdi öğütlerimi dinle! Kardeşinin oğlunu buradan ileriye götürmen doğru olmaz. Yahudiler, çocukta, benim gördiğüm işaretleri görürlerse O'na fenalık etmeye kalkarlar. - Masum bir çocuğa neden fenalık etsinler? - Çünkü kitaplarda gördüğümüz ve büyüklerden öğrendiğimiz bilgilere göre, bu çocuk istikbâllerin en büyüğüne namzettir. İnsanoğlu, O'nun tâbii olmak için yaratılmıştır. Yahudiler kıskanır ve fenalık etmeye kalkarlar. Sen vazgeç bu seyahatinden!.. Nasihatımı tut! Bu sözler Ebu Talib'in ciğerine kadar işledi ve ruhunda tam bir emniyet ve itimat doğurdu. Hep beraber Bahîra' nın yanından ayrıldılar. Ebu Talib, kervan arkadaşlarına emir verdi: - Haydi, Mekke'ye dönüyoruz! Şam'a kadar uzanmaktan vazgeçiyorum. Mallarımızı buralarda satabiliriz. Ve sattilar ve döndüler.
Sayfa 89 - Büyük Doğu Yayınları·Kitabı okuyor
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kainatın Efendisinden ayrılık Bilal'in belini bükmüş ve boğazını düğümlemişti. Yalnız Hazret-i Ömer'in Şam'ı fethettiği gün yüksek bir yere çıktı ve gür sesinin en muhteşem çağlamasıyla, belki son ezanını okudu. Sahabîler Bilal'in sesini işitince evvelâ dona kaldılar. Allahın Resûlünü hatırladılar ve o kadar ağladılar ki, ezan sesi duyulmaz oldu ve sanki dağ, taş harekete geldi.
Sayfa 303·Kitabı okuyor
Oğlanların kahvehanelerde hizmet vermesi, Osmanlı hukuku açısından da sorunlu bir meseledir. Şam'da bir on altıncı yüzyıl âlimi, kahvenin helâl olduğunu, fakat kahveyle birlikte müzik dinlemenin, kahveyi şarap gibi elden ele dolaştırmanın, kahveyi oğlanların elinden içip bir yandan da arkalarını mıncıklamanın haram olduğunu söyler. On sekizinci yüzyılda yine Şam'da bir kadı, mahallelilerin bir kahvehanenin homoerotik birlikteliklerin mekânı haline geldiğine ilişkin şikayetlerini dikkate alarak mekânı kapatma kararı alır.
Sayfa 99·Kitabı okuyor
"Binlerce yıllık ilkel bir düşünüş biçiminin yarattığı bir alışkanlık olsa da, saçma sapan bir yanılsama sayılsa da, insana mutluluktan çok acı verse de, aşksız geçmiş bir ömür bence fakir bir yaşamdır." "Doğru," dedi Timothy. "Aşkı tatmadan ölen bir insan bence de eksik bir yaşam sürmüştür ama bu benim için geçerli değil. Hani sizin o ünlü atasözünüz gibi, 'Ne Şam'ın şekeri, ne Arap'ın yüzü,' diyorum artık ben."
Sayfa 316 - YAPI KREDİ YAYINLARI·Kitabı okudu
Roman
"Bir kadını asla yok saymamalısın Sam. Sonu hiç iyi olmaz."