“Keereem!” diye biraz da şımarıkça sesleniyorum.
Birkaç saniye sonra kapıdan içeri yine o en çok sevdiğim kafa uzanıyor, elinde bir ızgara maşası.
“Ne oluyor yahu? Lütfen şefi işbaşında rahatsız etmeyelim."
Gülüyorum. Kollarımı açıp yanıma çagırıyorum onu.
Geliyor. Sarılıp öpüyor, kokluyorum onu. Öylece kalıyoruz bir süre.
"Hadi gel," diyor, "sana çok güzel bir kahvaltı hazırladım, sıra bende ya."
"Geliyorum sevgilim."
Kerem maşası ile birlikte dışarı çıkıyor, saçlarının kokusu hâlâ burnumda.
bir şeyler yitirdim ve aşka şeyler lazımdı
avutursun sandım bizi sevdik sevmedik
sisli kırda büyük kestane ağacının altında
sen beni sattın ben seni sattım...
Bugün bir hayale kapıldım
Nedense çantamızı süper sandım.
Sonunda gerçeği anladım.
Aslında süper olan çanta değil...
Her şeyi akıl eden
Benim biricik annem .