Sanki hayat cişini tutmaya çalıştığında kasıklarında yaşadığın o sancı gibi de ölünce tamam m sancım bitecek, rahatlayackmışım gibi hissettim...
Sayfa 52·Kitabı okuyor
Alıntı
- Sempozyum -
 Kurtuluş sempozyumlarından birini izlemek için gitmişiz 300 kişilik salonun sanki yarısı boş ben şahsen bize bilgi sunacak profesörlerden utanıyorum derken söze başlayan oturum başkanı profesor Turan Yazgan bey ne dese beğenirsiniz sempozyuma bu denli katılımlarınızdan dolayı siz Kahramanmaraşlıları kutluyorum zira bir çok yerde benzeri sempozyumlar düzenliyoruz da karşımızda dinleyici olarak ya on ya da 15 kişi ancak bulabiliyoruz bazen sempozyumu yapanlar dinleyicilerden çok oluyor  dalga geçmiyor gibi geldi bana halkımız kendilerine onca emekle sunulan bu tür bilgi toplantılarına neden ilgisiz acaba? Oysa bu tür toplantılar fevkalade önemli bunu iyi araştırmak ve tespit etmek gerekir değil mi? Not ; ( sempozyumun ne demek olduğunu okuduğum KİTAPTAN öğrendim yani kitap okuma gerçekten çok faydalı ve iyi bir şey …
Sayfa 114·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sicilya Kralı Leontes, karısı Hermione'nin, Leontes'in çocukluk arkadaşı ve canciğer dostu. Bohemia kralı Polixenes ile ilişki kurduğunu aklına koyar durup dururken. Leontes kıskançlıktan ansızın delirmiştir sanki. Kıskançlık deyince, Othello aklımıza gelir. Ne var ki, gerçekten kıs kanç olan, daha doğrusu doğuştan kıskanç olan Othello değil, Leontes'tir. Othello'nun kıskançlığı için nedenler vardır; çünkü hem bir zenci olarak aşağılık duygusu içindedir, hem de lago gibi bir canavarın eline düşmüştür. Othello'nun kıskançlığına inanılır. Oysa, Leontes'inki için hiçbir neden görülmediğinden bu kıskançlık inanıtamayacak kadar yapay bir duygu izlenimini verir. Bu yüzden de, Othello'ya acıdığımız gibi ona acıyamayız; bir deliden korkar gibi ondan korkarız sadece. Leontes sadık adamlarından birine , Polixenes'i hemen zehiriernesini emreder. Polixenes ancak kaçarak canını kurtarır. Bunun üzerine Leontes, Hermione'nin doğurduğu kız çocuğunun Polixenes'den olduğunu uydurarak, bebeğin ateşe atılıp yakılmasını emreder. Ama tüm saray halkının diz çöküp yalvarıp yakarması üzerine, bebeğin ıssız bir yerde ölüme bırakılınasına razı olur. Bu arada aklı başında bir kadın olan Pauline, bayılan Hermione'nin öldüğünü haber verir. Aradan on altı yıl geçer. Bu süre içinde, yaptıklarına köpekler gibi pişman olan Leontes ile birlikte , biz de kraliçenin öldüğünü sanırız. Ne var ki, oyunun sonunda gene her şey tatlıya bağlanır. Bebekken dağ başında bıraktidıktan sonra bir çoban tarafından büyütüten Leontes'in kızı Perdita ile Polixenes'in oğlu Florizel, birbirlerinin kimliğini bilmeden sevişirler. Bu gençlerin sevdası sayesinde babalan barışır. Herkesin mutluluğunun tam olması için, Hermione'nin "dirilmesi" gerekmektedir. Son sahnede o da olur; Leontes ile kızına, kraliçeye tıpkı benzeyen bir
Bir Ölüm Haberi...
Bir gün, gazetelerde, "Hazin bir vefat" başlığı altında kısa bir fıkra çıktı: "Bursa eşrafından, eski maslahatgüzarlarımızdan, Tütün İnhisarı İdaresi Mütercimi Ahmet Fahim Bey ecel-i mev'udiyle vefat etmiştir. Merhum her cihetle faziletli, hür fikirli, geniş bilgili, çok nezaketli, şahsına hörmet telkin ettirmiş ve dostları tarafından çok sevilmiş bir zattı. Vefatı zayiattandır. Mevla rahmet eyleye!" İşte, ölünün cesedi üstüne atılan birkaç kürek toprak gibi, hatırası üzerine kapanan birkaç satır yazı! O ölüyü bilmeyenlerden bu fıkrayı okuyanlar sanki ne duyarlar? Bir talihin ademe göçmesinden onunla alakası olmayan ne anlar? Bir faninin öldüğüne kimse şaşmaz ve kimse düşünmez ki o da kendisini ölümden bizim kendimizi sandığımız kadar uzak sanırdı. İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususî boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Bir yıldız sönünce ondan uzaktakiler bir şey duymaz. Hayatın ve ölümün ehemmiyeti hep nispî ve izafîdir. Bizim için ölüm yani kendi dünyamızın ölümü kâinatın en mühim hadisesidir.
"Eşkıyaların güzel şeylere zaafı olması ne tuhaftı. Kabalığın mıknatısıydı güzellik, sanki ruhun hayvanlığı ancak şekille ıslah edilecek kadar acizdi. Ruhu göremeyenler için şekil daima güneşti."
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Kendim olarak kabul edilmediğim bir evde ruhumun özgür kalması, özgürce kendini ortaya koyması mümkün değildi zaten. Sanki onun gözünde "var" olmadıkça "yok" olacakmışım gibi geldiğinden, ömrümün şu yirmi dokuz yılı 'babama duyurun' larla geçmişti...
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Alıntı