Gerçekten de İslâm'da evlilik, iki tarafın karşılıklı istek ve dilekleriyle, ya da iradelerinin birleşmesiyle oluşan bir kuruluş değildir. Sadece erkeğin tek taraflı seçimine ve kadının ise babasının (ya da velisinin) bu seçim işine katılmasıyla oluşan bir şeydir.
20. yüzyılın sona ermek üzere bulunduğu bu feza çağında bile KADIN, İslâmi uygulama gereğince; yüzünü hiç görmediği, tabiatını hiçbilmediği ve kendi isteğiyle seçmediği bir adamla evlenme zorunluğundadır. Yurttaşı bulunduğu ülkenin temel kanunlarında kişi bakımından evlenme özgürlüğü (göstermelik şekilde) öngörüldüğü halde, Kur'ân emirleri ve peygamber sözleri gereğince satılık bir cariye gibi ve bazı hallerde haberi bile olmadan everilir.
Bu konuda Kur'ân, kadının iradesini öylesine hiçe saymış ve evlenmeyi öylesine erkeğin tek taraflı irâdesine terketmiştir ki sadece erkeğe hitaben şöyle der:
"...hoşunuza giden kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz..."
(4 Nisâ 3).
Görülüyor ki asl olan şey erkeğin "hoşlanması" ve "hoşlandığı kadını al-masıdır". Seçim hakkı ona aittir ve o, bu "Tanrısal" hakkını dilediği gibi keyfine ve zevkine uygun düşecek şekilde kullanma olanağına sahiptir.
Her ne kadar Kur'ân'da, dörde kadar kadınla evlenebileceği yazılmış ise de, bunun dışında dilediği sayıda cariye alması mümkündür, çünkü yine Kur'ân'da:
"Sizden, hür mü'min kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse, ellerinizdeki mü'min cariyelerden alsın" (4 Nisâ 25).
diye yazılmıştır. Erkeğin iradesini sınırlayan tek şey haram evlenmelerden kaçınması ve namuslu kadın alması hususlarındadır ki bu da ayrıca belirtilmiştir. Örneğin Nisâ sûresinde şöyle der:
"Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin.. Sizlere analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz... evli kadınlarla evlenmeniz.. haram kılındı" (4 Nisa