Onur Ünlü’ye bir röportajında Orhan Pamuk kitapları ile ilgili soru soruyorlar, o da cevap olarak Orhan Pamuk özelinde, genel edebiyat için şöyle diyor, “bazı yazarların sevsek de sevmesek de ideolojisi ya da işte yazın tarzı hoşumuza gitse de gitmese de okumak gerekiyor.”
Beyaz Kale, baş döndürücü, kafa karıştırıcı, beyin yakıcı bir Orhan pamuk eseri. Yani özetle bu kadar. Detaya girince aklımdakileri bile dökemeyecek garip bir bilmece gibi kekeleyebilirim. Yine de denemekten de geri kalmayacağım tabii. Kitap öncelikle postmodern tekniklerle süslenmiş roman olmaktan çok bir anlatı hissiyatı veriyor.
Öncelikle postmodern ne demek ondan bahsedeyim. Modern ve klasik anlatı türlerine tepki olarak ortaya çıkan, bu anlatı kalıplarını sorgulayan, olay örgüsü odaklı değilde olayların ön plana çıkması odaklı anlatılar. Bir eserin yine postmodern kurmaca olduğunu anlamak için de bazı detaylar var. Orhan pamuk da bu detayları bir hayli kullanmış. Öncelikle kitap bir üstkurmaca ile başlıyor. Çok başarılı çok gerçekçi. Hatta o kadar başarılı ki kitap geride bir sürü soru işareti bırakıyor. Kendi bağlamı içinde yer yer kopuk yer yer düşsel ve yer yer ağır felsefik kimlik ve arayış sorunlarıyla baş başa bırakınca, yazar neden böyle yazmış diyorsunuz. Ama çalınan minareye uydurulan kılıf gibi yazar burada muziplik yapıp onu ben yazmadım Faruk buldu ve paylaştı denilebilir. Ve bu gayet doğal hikayenin akışına hizmet eder. Kitap için konuşulacak çok şey var. Kullanılan tekniklerden devam edersek üstkurmacaya ek olarak belirgin gözlenen metinlerarasılık, okur merkezcilik, okurla konuşma, metafor ve simgelerle hikayeyi destekleme, yer yer veba üzerinden imgesel anlatıma başvurması ve yazarın son sözünde bahsettiği üzere kullandığı pastişler hikayeyi kurgusundan öte çok farklı yere