• 160 syf.
    ·7/10
    1- Kitap hakkında kısa düşüncelerim 

    2- Kitabın özeti

    3 ve 4se kendimce karalamalarım, imkânınız varsa okuyun :)


    1) Kitap uzun değil, Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitaba başlamadan hakkında bazı ilginç bilgiler görmüştüm. Tam iki haftada yazıldığı, yazıldığı dönemde intihar vakalarını arttırdığı, dolayısıyla yasaklandığı, Werther gibi giyinmenin moda olduğu gibi. Ama, okurken direkt olarak aklıma gelen şey yazarın kısa zaman öncesine kadar sıkıntılı bir "imkansız aşk" yaşadığıydı, bilmiyorum kitabı okuyanların ne kadarının aklından geçmiştir. Nitekim tahminimde de yanılmamışım kitabın şöyle bir backstory'si varmış. Alıntı; "Goethe asistanlık yaptığı dönem, birlikte çalıştığı ve nişanlı olan bir kıza aşık olmuştur. Aynı tarihte arkadaşı olan Wilhelm yasak bir aşk yüzünden intihar etmiştir. Kendi yasak aşkını ve arkadaşının intiharını birleştirip bu mektupları ortaya çıkarmıştır. Kitapta Werther nişanlı olan Lotte ' ye aşık olmuş ve bu aşk zamanla saplantıya dönüşmüş. Aşkını ve acılarını arkadaşı Wilhelm e mektuplarla anlatmış." 

       Kahramanın ruh hali, düşünceleri vesaire o kadar isabetli aktarılmış ki(kendimden biliyorum ahahah-gittikçe ağlamaya dönen gülüş-) relate(şu kelimenin adam akıllı bir karşılığını var edin artık arkadaş) etmemek mümkün değil. Hatta, biraz daha ileri gidip, bahsi geçen bu imkansız aşkın yaşandığı dönemde yazarın, hali hazırda bu türde bir kitap yazma düşüncesi olduğu için zemin niteliğinde bir çok yazı karaladığını, kitabın 2haftada yazılmasının da bu yazılan yazıların yardımı sayesinde gerçekleştiğini iddia ediyorum. Aksi halde, 2hafta inanılır gibi mi Zaman aşkına? 

    DİKKAT SPOİLER ÇIKABİLİR!

    2)< Genç Werther, annesinin miras işini halletmek için, biraz da değişiklik olsun diye Weimar'a geliyor. Resim yapmaktan hoşlanan bu genç Weimar'da insanları sıcakkanlı bulduğunu, kendisini sevdiklerini gözlemliyor. Günler sonra Lotte adında bir kadınla baloya gidiyor. Ve burada kadına aşık oluyor. Werther o günden sonra Lotte'yi günden güne ziyaret etmeye başlıyor ve onunla olabildiğince çok zaman geçirmeye çalışıyor. 
    Fakat Lotte'nin nişanlısı Albert, gitmiş olduğu bir iş gezisinden geri dönüyor ve Werther'in de hislerinde dalgalanmalar oluyor. Aşık olduğu kadınla bundan sonraki görüşmelerinde ve konuşmalarında bir uygunsuzluğun olacağını ve bu görüşme ve konuşmaların yavaş yavaş son bulacağını anlamasıyla beraber içine büyük bir sıkıntı düşüyor. 
    Albert ve Werther arasındaki ilişki ilk başlarda normal gözükse de aslında Albert'i epeyce kıskanan Werther, yapılacak en iyi seçimin şehri bir süre terketmek olduğuna karar veriyor ve şehirden ayrılıyor.
    Geri döndüğünde Lotte ve Albert’in evlenmiş olduğunu görüyor ve Weimar’da yaşamak, artık Werther için bir işkenceye dönüşüyor. Albert’in işiyle meşgul oluşunu fırsat bilip Lotte'ye açılarak, onunla olan eski samimiyetini özlediğini dile getiriyor. Albert'in evde olmadığı bir akşam, Werther’in ziyareti esnasında bir yaklaşım oluyor, Lotte bir daha kendisini görmeye gelmemesini tembih edip kendini yan odaya kilitliyor, Werther'de son kez odanın önüne geçip Lotte'ye 'elveda' diyor "sonsuza dek". Bu olaydan sonra içindeki son umut kırıntısını da yitiren Werther, çaresizliği ve hayatta -kendi deyimiyle- kendisini harekete geçirecek mayadan mahrum kalışı nedeniyle, daha fazla yaşamaya lüzum görmüyor ve çareyi intihar eyleminde buluyor. >

    3)Öncelikle bu kitaptan "ulaşamadıysan yâr'ına, çıkmayasın yarın'a" (öhöm) sonucuna varıp intihar edenlerin ruhu şad olsun.. olsun olsun da, bu daha çok "seviyorsan git konuş bence" olmuş, "evli ve 2nin üstünde çocuğu olup kocasına saygı duyan, iffet sahibi kadınlara aşık olmazsan senin için daha iyi olur hani" dipnotu ile.

    Keza kitapta oğlanın açık açık Lotte'ye aşkını itiraf ettiğini hatırlamıyorum, bir söylese, oturup konuşsalar iş bayatlayacak belki de, tadı kaçacak. Hislerini doğru dürüst açıklayamadı, tamam, evet cevabı almadı zaten, o da tamam, ama bari aldığı ret cevabı birşeye benzesin de, herifin aklından "olur muydu acaba" şüpheleri silinip rahatlasın. Yok dudaklarına yapışmış da sonra kendini yan odaya kitlemiş. Silahı verirken titremiş bilmem ne, bi hayır diyeceksin be kadın!
    Neyse, haydi biraz hikayeyi değiştirelim, Werther, lotteye aşkını bariz bir şekilde itiraf etseydi, Lotte de aynısını yapsaydı ne olurdu acaba?
    -"Seni seviyorum Lotte"
    -"Ah bende seni Werther.."
    "Hadi şunu yapalım, hadi şimdi bunu yapalım, onuda yapalım bunuda yapalım." Pekala, İlk isteği yerine geldi, sevdiği kişiyle beraber olma isteği, geriye kaldı onla beraber zaman geçirme isteği, o da zamanla gerçekleşiyor, ama ortada bir sorun var.. bu nereye kadar böyle gidecek? 

       Ortalama 6-8 ay. Herhangi birisine ilk aşık olunduğunda beynin “saplantı, delilik, sarhoşluk devreleri aktif oluyor, beyin mutluluktan uçar hale geliyor çünkü “dopamine, estrogen, oxytocin ve testosteron” hormonlarının topyekün hücumuna uğruyor. Bu hücum karşısında beynin “endişe, dikkat, analiz ve korku” merkezi yedek kulübesine alınıyor ve kişi kendini sürekli mutlu hissediyor, lakin belli bir süre sonra sürekli salgılanan bu hormonlara karşı artık vücut ya direnç gösteriyor yani dozaja alışma gerçekleşiyor (doyuma ulaşamama, beynin aynı şeyleri salgılamasına  rağmen doyuma ulaşman zorlanıyor, çünkü aynı şeyi her yapışında veya yaşayışında doyuma ulaşma eşiğin, asgari mutlu olma seviyen yükseliyor, beynin kişiyi daha iyi olmaya teşvik etme sistemi) 
    ya da kişi başka nedenlerden dolayı partnerinden soğuyor(kişiliğinden dolayı olabilir uyumsuzluk olabilir vs vs). 

       Kısaca ortalama 7-8 ay sonra aşklar da sönmeye başlıyor. Tabii ki bu durum kişinin aşık olduğu kişiye kavuşabildiği senaryoda geçerli oluyor. Durum tam tersi ise, yani, wertherde olduğu gibi, bir kavuşamama durumu söz konusu olduğunda salgılanan hormonlar kişinin ruh halini dibe vurduruyor ve şiddetine göre, aşırı active olan hormonlar beyinde kalıcı hasarlar bırakıyor. Tıpkı uyuşturucu bağımlısı birinden uyuşturucuyu yavaş yavaş değilde birden kesmek gibi [ evet aşk bir uyuşturucudur! ]

    Sonrasında yaşanan her ilişki de bu hasarın gölgesinde kendisine yer aradığı içindir ki, hikayedeki Werther gibi çok aşık olduğunuz birine kavuşamamışsanız ortaya ömür boyu unutamayacağınız bir aşk çıkıyor(aşık olduğunuz kişinin vücudunuzda salgılanmasına sebep olduğu hormonlar yüzünden). Tam da bu yüzden kavuşamayanların aşkı daha büyük olur. Büyüklüğü geçtim, sonsuz olur. 
    "Kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi 
    Uzaktan seyredemeseydik ruhunu birbirimizin. 
    Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden
    Belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize..." - Nazım Hikmet

       Demem o ki, Wertherin sürekli Lotte'nin Albert ile olan birlikteliğini küçümseyişi ve Lotte'nin kendisiyle daha mutlu olacağını iddia edişi yalnızca bir yanılsamadan ibaretti, Lotte'yle beraber olan Albert değil kendisi de olsaydı bir süre sonra eleştirdiği durum kaçınılmaz olarak kendi gerçekliği olacaktı, çünkü Lotte'ye alışan Albert değil kendisi olacaktı. İnsan kafasının üzücü bir özelliği, herhangi bir şey hayatımızda ne kadar mühim yer teşkil ederse etsin, elbet ona alışıp görmezden geldiğimiz bir zaman geliyor ve değerini tekrar, ancak onu kaybettiğimizde anlıyoruz.

    Dolayısıyla bir aşk yüzünden intihar etmek çok abese kaçmakla birlikte yalnızca romanlarda olmasını güzel bulduğum birşey. Romanlarda güzel, romantik oluyor da gerçekte biraz aptallık gibi oluyor mu desem ne desem bilemedim ki.
    Düşünsene yüzyıllar önce yaşamaşsın aşkına ulasamadığın için intihar ediyorsun aklında yaptığının yüceliğiyle alakalı düşünceler "aşk için ölmeli aşk o zamaan aşk" 21.yüzyılda Mehmet diye biri(pardon kim?) çıkıp yaptığın hareketi aptallık olarak özetliyor; LAANN1!1!1 (triggered) NE APTALLIĞI? BOŞUNA MI ÖLDUK BİZ? AGZİNİ TOPLA SENİ YOK EDERİM! ŞŞ BAK BENİ DUYUYOMU ??  BEN KONUSURKEN YÜZÜME BAK!!1(ölü ruhun yaşayan ruhla munasebete girme çabası) SEN GEL Bİ ÖTEKİ DÜNYAYA GÖRÜŞCEM BEN SENLE, NAPCAMI BİLİYORUM, SAHİLE GÖTÜRÜP TENHADA DÖVECEM SENİ, AYNEN.
    Mantıklı değil diyelim bari.

    4)Onun dışında kitabı 2bölüme şöyle ayırabilirim.
    Werther'in bu aşkın imkansız olduğunu bildiği halde deneyişi ve bu aşkın imkansız olduğunu kabullenip, pes edişi. Çünkü hem Werther'in aşkının bir saplantıya dönüşüp aklını kaçırma raddesine gelmesine sebep olması tam olarak bu bilme durumundan kabulleniş durumuna geçiş aşamasında başlıyor. Hem de bıkkınlık ve ataletin kişide yarattığı kaçıp kurtulma isteğinin başka şehre veya ülkeye kaçmakla giderilemeyeciğini anlayan kahramanımızda son çare olarak intihar fikrinin tohumlarının atılışına denk geliyor. En başından beri Werther, Lotte'nin bir nişanlısı olduğunu biliyordu, belki başlarda Werther'i, Lotte'nin yörüngesinde tutan belli belirsiz bir sevgiydi [bkz, kütle çekim olarak sevgi, nereden belli ayın aşkında dünyanın peşini bırakmadığı? Biz canlıların bilinçaltındaki sevdiğimiz şeyin yakınında olma istenci, bizi oluşturan atomlarda neden olmasın? Belki de büyük patlamayla uzaya dağılan maddenin dağılım kriteri rastgelelikten ziyade sevgiydi, ne?  Olmadı mı? 
    "Ufak at" diyen var, "yok artık Erich Won Daniken" diyen var- sinem mi bu?-  :-D ] ama o sevgi gittikçe büyüdü ve Werther'deki mutluluk halinin kaçınılmazı haline geldi. Albert'in civarlarda olmayışı bu gereksinimi sürekli karşılanabilir kılıyordu, herşey güzeldi kısaca. Ta ki Albert iş gezisinden dönene kadar, artık Albert'inde diğer 2siyle beraber bulunduğu her ortam, Werther'e nefret ettiği ama aynı zamanda kabullenmesi gerektiği bir gerçeği hatırlatıyordu, imkansızlığı. Git gide buluşmalarla beraber bu buluşmalardan alınan tatda azaldı. Tam da bu noktada, Werther'de bıkkınlık ve umursamazlık halleri peyda olmaya başladı ki bu durumu, Werther yazdığı bir mektubunda şöyle özetlemiş;
    "Akşam gün doğumunun tadını çıkarmak istiyorum, sabah yataktan çıkamıyorum. Gece ay ışığını seyretmek istiyorum, akşam yataktan çıkamıyorum. Neden uyandığımı neden uyuduğumu bilemiyorum. Beni harekete geçiren mayadan mahrum kaldım. Geceleyin beni uyanık tutan sabahleyin ise uyandıran güç artık yok."
    Sonrasında Werther düşmüş olduğu boşlukta debelene dururken, Lotte kitabın sonlarına doğru Werther'e, ondaki ilk başta sevgi ile başlayıp takıntı haline evrilen bu ruh halinin, insanlarda sıkça rastlanan bir durum olan, sahip olması imkansız olana sahip olmak isteğinden kaynaklanıyor olabileceğini (kocası ve çocukları yüzünden) söyledi. Kendisinden uzaklaşıp kendini unutmasını, yeni bir sayfa açması gerektiğini söyledi lakin Werther daha fazla dayanamadı ve malûm olayı gerçekleştirdi.

    Bu olay örgüsüyle bence kitapta, insanın bir motivasyon ve yaşam amacından mahrum kalışının doğurabileceği sonuçlar, yine bir motivasyon sistemi olan aşk üzerinden verilmiş. Kitapta kahramanımız ilk başlarda kendince uğraşlarıyla yeterince mutlu olan, insanların rütbeleri sayesinde birbirinden üstün olduğunu düşünen zihniyetin aksine insanı insan olduğu için seven, humanist biri iken birden Lotte dışında başka birşey düşünmekten aciz bir insana dönüşüyor. Ve nihayetinde de onun kendisinin olmadıgı bir dünyada da kendi yaşamının önemsiz olduğunu düşünüyor.

    Nasıl olabilir böyle birşey? Bir insan aklı başındalık halinden aklını yitirme haline bu kadar çabul nasıl gidebilir?

    Schopenhauer'e göre ıstırap ve can sıkıntısı insan hayatında en önemli yere sahip 2 unsurdur. Bunu da şöyle bir mantığa dayandırıyor.
    "İhtiyaç içerisinde bulunmak ve sefalet, ıstırap üretir; buna mukabil eğer bir insan sahip olması gerekenlerden daha fazlasına malikse can sıkıntısına düçar olur. Dolayısıyla aşağı sınıftakiler günlerini, ihtiyaçları tedarik için sürekli bir mücadele ile, bir başka ifadeyle, ıstırapla geçirirken, yukarı sınıftakiler istedikleri çoğu şeye sahip olmak için çaba sarfetmek zorunluluğundan muaf oldukları için, can sıkıntılarını geçirmek ve yükselmiş doyuma ulaşma eşiklerini tatmin etmek için yeni eğlenceler aramakla geçirirler." 
    Daha da ileri giderek insan hayatının bu 2sinin salınımından ibaret olduğunu söyler, birine ne kadar yaklaşırsan, ötekinden o kadar uzaklaşırsın. 

    2sinin de ortak paydası, bir mutluluk arayışında olma durumu, öyle değil mi? Dolayısıyla buradan kendimce şöyle bir çıkarım yapmak istiyorum, mutluluğa erişmek, insanoğlunun yaşadığı hayattaki en büyük emelidir.

    Emelimiz Mutluluk dedik, peki bünyede mutluluğu inşa ederken temeli neyle atılacak? Kişide mutluluğa sebebiyet veren şey veya şeyler arasında en büyük paya sahip olan, kişide mutluluğun temelidir, bu herkes için farklılık göstebilir. Kitaptaki temelimiz aşk. Aşk temelinin pek çok güzel yanı sayılabilir de sağlamlık bunlardan birisi olamaz. Bir kere harici bir temeldir. İkincisi seni çok kolay bulutların üstüne yükseltir, çok yükselenin de düşüşünün sağlam olacağını söylemeye gerek yok.

    Birincisi dedik, mutluluğu harici kaynaklarda aramak başlı başına elemi çağırış, dışa bağımlı olan sürekli kendi devletindeki eksikliği yüzünden x malını ithalata kalkan devlete benzer, lakin ortadaki problem ise kısa sürede bu bir tür çözüm olarak gözükse dahi uzun vadede dünyadaki bazı devletlerin veyahut tümünün kendisine ambargo uygulaması olasılığının her an var oluşu. Kişi aşkta olduğu gibi, mutluluğunu harici bir kaynaktan sağlar, lakin, kişideki mutluluğun temelini oluşturan kişi(sevgili, anne, baba vs) veya şeyin onu terk ettiği veya artık mutlu edemez hale geldiği bir an mutlaka gelir çatar, dolayısıyla onunla beraber varolan mutluluk da temelinden sarsilir ve bir keder hali baş gösterir, bundan kurtulmak için kişi yeni harici kaynaklara yönelir, tekrar yarı yolda bırakılır, tekrar yönelir, tekrar..(Wertherin intihar etme sebebi de bu lotte'ye olan askindan daha yüce bir mutluluk kaynağı bulamayisi) çünkü insanın programı budur, dert, tasa, acıdan kaçış rahatı, mutluluğu, sakinliği kovalayış, ve böylece, kısır bir döngünün içine hapsolur. Hâlbuki söz konusu "sağlam temel" oldu mu, dış kaynaklar, öz kaynakların başarısız bir ikamesinden başka bir şey değildirler, en başından beri kendi yeraltı zenginliklerini bulup onları işlese, yerli üretime geçse.. kendi kendisine yetmesini bilse o yeraltı kaynakları tükenene kadar ithalata gereksinim duymadan yaşayıp gidebilirdi ki bu tükenim de aynı zamanda kişinin ömrünün tükendiği an'a tekabül eder genellikle zaten. Ömür de tükendikten sonra bir şeyin de anlamı kalmaz ya zaten, ne emelin ne temelin, ne elemin nede kederin, nede başka hiçbir şeyin. 

    Hayat amacı diyorum, iyi seçmek lazım. Sürekli bir arayış hali bile kişiye koymaz da onun yanlış seçimi kişinin mahvına sebep olur ve bunun sonunda ölüm olmasa dahi, üzülen yine kişinin kendisi olur..
    Ama tahmin ediyorum bu koskoca dünya tarihinde Werther gibi acı çekip göçüp gitmeyen de yoktur, yani ne yaparsak yapalım hepimiz Wertherin hikayesinin bir benzerini yalnızca kişiler tarih ve olayları değişerek yaşayacağız, dolayısıyla dostlar bu kitapta okur olarak biz, bizzat başrolü olduğumuz kendi hayat filmimizin senaryosunu okuyacağız.
    7/10
    kitap güzel psikolojik tahliller güzel vs vs herşey güzel senaryodan kısıyorum :) senaryoyu sevmedim :) senarist nerede ?? Senaristi bulun bana, heh, senarist bey şimdi bizim şunu şunu ve şunları değiştirme şa..
    ahahah
  • Kadınları en başta cezbeden bir erkeğin gücü ve onunla atbaşı giden cesaretidir, çünkü bunların her ikisi de güçlü çocukların dünyaya gelmesinin ve aynı zamanda onlar için güçlü bir koruyucunun habercisidir.
    Schopenhauer
    Venezuela'daki Yanomamo kabilesinin erkekleri savaş yaralarını boya ile belirginleştirir. Onlarla hava atarlar çünkü yaralar cesaret ve güç göstergesidir. İnsanlar gerçekten de hırpalanmış vücutları beğeniyor mu? Liverpool Üniversite'sinden Rob Durriss gönüllülere yüzünde yara olan insanların fotoğraflarını gösterdi. Gönüllülere fotoğraftaki kişiyi öncelikle kısa süreli bir aşk, sonrasında da uzun süreli bir ilişki açısından ne kadar çekici buldukları soruldu. Erkekler için bir fark yoktu. Onlar için uzun veya kısa süreli ilişki açısından yüzünde yara olup olmaması fark etmiyordu. Ancak işler kadınlar için biraz daha karmaşıktı. Uzun süreli ilişki söz konusu olduğunda, onlar için erkeğin yaralı olup olmaması fark etmiyordu. Ancak kısa süreli bir aşk hikayesi için tercihlerini yaralı erkeklerden yana kullandılar. Burriss'e göre her yara, sahibiyle ilgili bir şeyler anlatıyor, onun erkekliğini vurguluyordu.
    Bırak Dağınık Kalsın Rik Kuiper
  • Aristoteles'e göre: Aklı başında kişi hoş olan değil acı vermeyinin peşindedir.
  • Bütün aşk maceralarının nihai amacı bir sonraki kuşağın oluşturulmasından, insan ırkının gelecekteki varlığının sağlanmasından başka bir şey değildir.
  • 128 syf.
    ·5 günde·8/10
    " ... okumuşlar genellikle ders verebilmek ve kitap yazabilmek için okurlar; ve bu yüzden de kafaları besin maddelerini hazmedilmemiş olarak bırakan mide ve bağırsaklara benzer."

    Arthur Schopenhauer bu kitabıyla da ne kadar geniş ve derin bir filozof olduğunu kanıtlıyor.

    Schopenhauer bu kitapta; yazarlar, okul, dil öğrenmenin önemi gibi konularda görüşlerini açıklıyor ve bu görüşler çok sert.



    1-) OKUYANLAR

    " Okumuşlar genellikle ders verebilmek ve kitap yazabilmek için okurlar; ve bu yüzden de kafaları besin maddelerini hazmedilmemiş olarak bırakan mide ve bağırsaklara benzer."



    Arthur'un çoğu kitapları neredeyse hiç okunmamıştı. Kitaplarının baskı yapabilmesi için kendisi cebinden para veriyordu. Okunamamasını da halkın aptallığına bağlıyor.

    "Yayımının üzerinden otuz yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına karşın eserlerimin kapağının bile kaldırılmamış olmasının nasıl mümkün olabildiğini anlamak güç değildir."

    Schopenhauer'e göre sadece okumak yarardan çok zarar getirir.
    Okumak başka birini dinlemekten farksızdır. Bu yüzden Schopenhauer herkesin kitap okuyabildiğini, ancak oradaki bilgileri akıl süzgecingen geçiremeyeceğini ileri sürer. Halkın gerçek kitaplar okumak yerine saçmalıklarla dolu olan kitapları aldıklarından yakınır. Sürüyle saçma yazar halkın budalalığı sayesinde zenginleşmişti.


    2-) OKUL

    "Hep biliriz, en büyük deha sahibi insanlarımız,
    okulda yahut üniversitede elde ettikleri dereceler bakımından
    en seçkin olanlar değildir.

    Ateşli hayal gücü öteden beri hep mektep kaçağıdır."

    Schopenhauer okulda arkadaşlarıyla hiçbir zaman anlaşamamıştı. Sırf arkadaşlarının aptallığı yüzünden okul değiştirdiği bile olmuştu. Kitapta bunun yansımaları gözüküyor.
    Okulun insanı salaklaştırdığını savunuyor. Okulda öğrenmeye çalıştıklarımız bize bir şey katmaz. Okul sadece ezber yeteneği ister. Okulun yaptığı şey şudur: Öğretilenleri sorgulayamazsın, sadece ezberle. Schopenhauer'e göre ise eki insan ezberlemek yerine merak ederek öğrenir. Bundan dolayı okulda aptal sayılan bilgelerin aslında ne kadar zeki olduğundan örnek verilmiş.

    3-) ÖĞRETMENLER

    Öğretmenler para kazanmak için ve bilgeliği değil fakat onun görünüşünü ve saygınlığını yüksek gaye edindikleri için öğretirler; talebeler bilgi ve derin anlayış edinmek için değil, fakat konuşma melekesi edinip gevezelik edebilmek ve caka satmak için öğrenirler.

    Schopenhauer öğretmenlerin çoğunda öğretme aşkı olmadığını savunur. Onların sadece bir 'meslek erbabı' olduklarını, gerçek öğretmenin ise bunu bir meslek olarak görmeyeceğini söylüyor.


    4-) DİL ÖĞRENMENİN ÖNEMİ

    Schopenhauer küçük yaşlarından itibaren çok sayıda ülke ziyaret etmişti. Almanca,Latince ve Fransızca'yı kendi dilinde konuşabiliyordu. Schopenhauer dil öğrenmeyi herkes gibi öğütlüyor. Bir dildeki deyimler, sözler, kelimeler diğer dilde karşılığını bulmaz. Bundan dolayı bir dil öğrenmek yeni bir kültür öğrenmek demektir.


    "Çeşitli dillerin öğrenilmesi sadece dolaylı değil fakat aynı
    zamanda doğrudan irfan edinme yoludur ve fevkalade
    müessir olan entelektüel bir yoldur. V. Charles'in sözünün
    arkasında yatan budur:

    Ne kadar lisan o kadar insan."
  • MUTLU YILLAR! 😊

    2019 YILINDA OKUDUĞUM KİTAPLAR
    1. Mağaradakiler-Cemil Meriç
    2. Çakıcı'nın İlk Kurşunu (Sabahattin Ali)-Hazırlayan: Nüket Esen
    3. Kırk Ambar 2: Lehçe-t-ül Hakayık-Cemil Meriç
    4. Canım Aliye Ruhum Filiz (Sabahattin Ali)-Hazırlayan: Sevengül Sönmez
    5. Mahkemelerde (Sabahattin Ali)-Hazırlayanlar: Nüket Esen-Nezihe Seyhan
    6. Kırk Ambar 1: Rümuz-ül Edeb-Cemil Meriç
    7. Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Mektupları-İbrahim Halil Er
    8. Jurnal 2-Cemil Meriç
    9. ŞEHİT MEKTUPLARI (Bizden Size Selam Olsun)-Koray GÜRBÜZ-Hüseyin ÖZLÜK
    10. Jurnal 1-Cemil Meriç
    11. Bir Milletin Yeniden Dirilişi ÇANAKKALE-Yayın Koordinatörü:Yunus AKKAYA
    12. Işık Doğudan Gelir-Cemil Meriç
    13. İYİLİK -Bu Ramazan ve Her Zaman-Yayın Yönetmeni: Dr. Yüksel Salman
    14. Bir Dünyanın Eşiğinde-Cemil Meriç
    15. Çürümenin Kitabı-Emil Michel Cioran
    16.Bu Ülke-Cemil Meriç
    17. Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler: UYAN TÜRKİYE-İsmail Şefik Aydın
    18. Çanakkale Unutulmasın (Diriliş Destanı)-Sezgin Çevik
    19. Sporda Toplam Kalite Yönetimi ve Futbol Uygulamaları-Prof.Dr. Turgay Biçer
    20. Cesur Yeni Dünya-Aldous Huxley
    21.Âmâk-ı Hayal-Filibeli Ahmed Hilmi
    22. Huzursuzluk-Zülfü Livaneli
    23.Galileo'nun Buyruğu-Edmund Blair Bolles
    24. İtiraf-İskender Pala
    25. Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala
    26. Aslını Arayan İnsan-Dr. Vesile Bolaç
    27. Hayat Üzerine Düşünceler-Tolstoy
    28. Metastaz-Barış Pehlivan-Barış Terkoğlu
    29. Sıkıntı ve Umut (Şiir)-Cahit Külebi
    30. Tarçın Dükkanları-Bruno Schulz
    31.Şehvetiye Tarikatı-İsmail Saymaz
    32.Yaratılış Ve Gayelilik (İlim Felsefe Ve Din Açısından Yaratılış Ve Gayelilik)-Prof.Dr.Hüseyin Aydın
    33.Kutsal Çemberler - Phil Jackson, Hugh Delehanty
    34.Toplum Sözleşmesi-Jean-Jacques Rousseau
    35.Kalede 1 Başına-Sunay Akın
    36.Kutlar - Gök Tanrı'nın Mühürü-Ali Çırak
    37.Beklenen Kıyamet (İslam Alimlerine Göre Kıyamet Yaklaştı mı?)-Ömer Çelakıl
    38.Kısıtlı Demokrasi Sancılı Hukuk-Sami Selçuk
    39.İstiklal Marşının Tahlili-Yaşar Çağbayır
    40.Kağnı - Ses - Esirler (Sabahattin Ali)
    41.Hayat ve Biz-Ahmed Şahin
    42.Fahrenheit 451-Ray Bradbury
    43.Kırmızı ve Siyah-Stendhal
    44.İletişim Nedir-Merih Zıllıoğlu
    45.Henüz Vakit Varken Gülüm (Seçme Şiirler)-Nazım Hikmet Ran
    46.Mezarlar Ne Söyler?-Halil Cibran
    47.Rüzgar Gülü-Halil Cibran
    48.Kendini Arayan Adam-Halit Ertuğrul
    49.Ecinniler-Dostoyevski
    50.Futbolda Altyapı Eğitimi-İsmail Topkaya
    51.Öyküler 2-Edgar Allan Poe
    52.Öyküler 1-Edgar Allan Poe
    53.Nasıl Yapmalı-Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy
    54.Nutuk-Mustafa Kemal Atatürk
    55.Geç Ödenen Bedel-Stefan Zweig
    56.Kuş Kapanı-Stefan Zweig
    57.Gora-Rabindranath Tagore
    58.Altıncı Koğuş-Anton Çehov
    59.Hayatın Mucizeleri-Stefan Zweig
    60.Dadı-Stefan Zweig
    61.Hayatın Bilgeliği-Arthur Schopenhauer
    62.İnsan Doğası-Alfred Adler
    63.Kaçak-Stefan Zweig
    64.Böyle Söyledi Zerdüşt-Friedrich Nietzsche
    65.Türk Askeri İçin Savaş Şiirlerinden Seçmeler (1914-1918)-Sadri Karakoyunlu
    66.Kum ve Köpük-Halil Cibran
    67.İnsan Ne ile Yaşar-Lev Nikolayeviç Tolstoy
    68.Öyküler 2-Anton Çehov
    69.Öyküler 1-Anton Çehov
    70.Virata ya da Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri-Stefan Zweig
    71.Tek Gayemiz İnsan Olmak-Yavuzkan Duman
    72.Sokrates'in Savunması-Platon
    73.Görünmez Koleksiyon-Stefan Zweig
    74.Gezgin-Halil Cibran
    75.Bir İdam Mahkumunun Son Günü-Victor Hugo
    76.Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar
    77.Meczup-Halil Cibran
    78.Türklerin Altın Çağı-İlber Ortaylı
    79.Ermişin Bahçesi-Halil Cibran
    80.Ermiş-Halil Cibran
    81.Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor-Stefan Zweig
    82.Alacakaranlıkta Bir Öykü-Stefan Zweig
    83.Kızıl-Stefan Zweig
    84.Bir Kalbin Çöküşü-Stefan Zweig
    85.Mecburiyet-Stefan Zweig
    86.İntibah-Namık Kemal
    87.Genç Werther'in Acıları-Goethe
    88.Milena'ya Mektuplar-Franz Kafka
    89.Korku-Stefan Zweig
    90.Babaya Mektup-Franz Kafka
    91.Konstantiniyye Oteli-Zülfü Livaneli
    92.Çavdar Tarlasında Çocuklar-J. D. Salinger
    93.Kırmızı Saçlı Kadın-Orhan Pamuk
    94.Çakırcalı Efe-Yaşar Kemal
    95.Acaib-i Alem-Ahmet Mithat Efendi

    2019 YILINDA E-KİTAP OKUDUKLARIM

    1-Seçme Şiirler-Emily Dickinson
    2-Küçük Kara Balık (Öykü)-Samed Behrengi
    3-Martı Jonathan Livingston (Öykü)-Richard Bach
    4-Zaman Krallığı (Şiir)-Serkan Taşkın
    5-Özledim...(Şiir)-İpek Yançman Ayboran
    6-Hayatımın Kelimeleri (Şiir)-Mehmet Ali Şenel
    7-Garipçi'den Öfkeli Şiirler Antolojisi (Şiir)-Garipçi ve Kadir Bayata
    8-Aşk Rüyaları (Şiir)-Mustafa Sönmez
    9-Küçük Yürek (Öykü)-Hayalkatibi
    10-İki Uçurumlu Köprü (Öykü)-Hayalkatibi
    11-İnsan Manzaraları (Şiir)-Ahmet Ulukaya
    12-İnsanım Benim (Şiir)-Ahmet Ulukaya
    13-Bir Samimi Diyalog (Şiir)-Ozan Ekici
    14-Artık Şairin Dediği Gibi Değilsin (Şiir)-Uygar Yeni
    15-Sevmek Sadece Olmak mı Yanında (Şiir)-Murat Kavşut
    16-Geride Kalanlara Tavsiyeler (Kişisel Gelişim)-Zeynel A. Çift
    17-Bilgiyle Yaşam Güzeldir (Deneme)-Bayram Alaca
    18-Kolu Kırık Kahraman (Şiir)-Ege Sarıaltın
    19. Hikaye Mezarlığı (Öykü)-Cihat Furkan Şendil
    20-Kafiye Kokusu (Şiir)-Fuat Kırgıl
    21- Umut Ölmeden Önce (Psikolojik Roman)-Burak Toprak
  • Schopenhauer'e göre diğer insanlara zarar vermek, aslında bir bakıma kendine zarar vermek anlamına gelir. Tüm ahlakın temelidir bu. Eğer seni öldürürsem, hepimizi birleştiren yaşam gücünün bir parçasını yok etmiş olurum. Kişi bir başkasına zarar verdiğinde bu, bir yılanın dişlerini kendi etinin içine geçirdiğini bilmeden kendi kuyruğunu ısırmasına benzer.
    Nigel Warburton
    Sayfa 206 - Alfa yayınları