Babamla annem, o gün kardeşimi şehre götüren devletin troykasının peşinden gittiler. Annem hiç ağlamadı ama kara gözleri korkunç biçimde yanıyordu. Babam, bana da anneme de bakmamaya çalışarak sürekli sigara içiyor ve yineliyordu:
"Saçma sapan şeyler! İnanın birkaç gün sonra bütün bu saçmalıklar düzelir."
"Evin ardındaki bahçedeyse yarısı kesilmiş ağaçlar, yine de yüzyıllık akçaağaçlar, huş ağaçları, ıhlamurlar, İtalyan kavakları, meşeler göze çarpıyor, ses çıkarmadan bu unutulmuş bahçede geri kalan yaşamlarını ve bu ıssızlıkta daha da olağanüstü görünen kutsanmış, ilahi amaçsızlıklarının güzelliklerini yaşıyorlar. Gökyüzünün ve her birinin kendine özgü çizgileri, güzelliği, ruhu, aklı olan yaşlı ağaçların seyrine doyum olur mu? Onlarin altında sonsuz çeşitlilikteki doruklarından, dallarından ve yapraklarından gözümü indirmeden onları anlamak, kavramak ve belleğime iyice yerleştirmek tutkusuyla yanarak, saatlerce uzun uzun dolaşıyor; bahçenin alt tarafindaki geniş yamaçta, hâlâ su dolu parlak göleti seyrederek narin uzun otların ve çiçeklerin arasındaki kararmış dev meşe kütüklerinin birinin üzerinde oturuyor onları düşünüyordum..."