“Bana acıyla ilişkini söyle, sana kim olduğunu
söyleyeyim!” (Ernst Jünger).
Filozofların ve sosyologların en sevdiğim yönlerinden biri, insan ve toplumların içinden geçtikleri süreçleri bazen bir retorikle, bazen bir alegoriyle, bazen bir metaforla, bazen de bir kavramsallaştırmayla herkesin anlayabileceği bir düzeyde anlatabilmeleridir. Bu yönüyle çağdaş bir filozof ve sosyolog olan Güney Koreli akademisyen ve kültür kuramcısı Byung-Chul Han’ın, eserlerini okuyup kendisini tanıdıkça gözümde her geçen gün büyüdüğünü söyleyebilirim.¹
• • •
Han’ın kitapları ince olmakla birlikte her bir cümlesi demir leblebi gibi anlaması ve hazmetmesi günler alabiliyor. Kullandığı ifade ve kavramlar yağmur dolu bulutlar gibi öylesine anlam yüklü ki her okuduğunuzda çok şey anladığınızı hissediyor ama anlatmaya geldiğinizde çok azını ifade edebiliyorsunuz. Anladığınızı hissettiğiniz düşüncelerin gönlünüze yağması için kitaplarının her bir satırını yavaş yavaş, sabırla ve tekrar tekrar okumanız gerekiyor. Bunu başardığınızda insan ve toplumları anlamada bambaşka ufukların ve dünyaların açıldığını görüyorsunuz.
• • •
Nitekim Han “Palyatif Toplum” kitabında da “Tıpta temeldeki hastalığın tedavisinin mümkün olmadığı durumlarda hastanın şikayetlerini, esas olarak da acılarını geçici olarak gidermeye yönelik tedaviyi tanımlamak” için kullanılan “palyatif”² kavramını bir metafor olarak kullanıyor. İçinden geçtiğimiz pandemi sürecini de gözlemleyerek “yaşadığımız acı”ların felsefi, psikolojik ve sosyolojik açıdan resmini çekerek günümüz toplumlarının üstünü örttüğü çıkmazları ve sorunlarını farklı boyutlarıyla analiz ediyor. O, yaşanan acıların her birinin bir şifre taşıdığını ve bu şifrelerin de toplumu anlamanın anahtarını elinde tuttuğunu ifade ediyor. Kısacası o, acıyla ilişkimize bakarak nasıl bir
Toplum psikolojisi ve kişisel gelişim alanında okuduğum en iyi kitaplardan biri. Bi takım popüler ticari kişisel gelişim kitaplarının evrene pozitif enerji yolla,hayal et olsun tarzı umut sömürüsü yapan yavan ifadelerinin çok uzağında. Gerçekçi bir yaklaşımla yüzyıl insanının psikolojik tablosunu analiz ediyor ve hepimizin bildiği ama kolaya kaçıp basit çıkış noktaları aradığı psikolojik çıkmazdan kurtulmamız için neler yapabilirizi tartışıyor.
!900 lü yıllarda Freud nevrozların kökeninde bastırılmış cinsel dürtülerin bulunduğunu farketmişti. Sonraki yıllarda teknolojik gelişmeler ve kapitalizmin getirdiği rekabet ortamında, aşağılık kompleksi ve üstünlük arzusu nevrozlara neden oldu.
Bulunduğumuz dönemde ise insanların en büyük sıkıntısı yalnızlık ve boşluk duygusu. Benlik bilinci geliştiremeyen bireyler, kendini daha çok hissedebilmek ve benliğini bulabilmek için aşırı sosyal tavırlar içine girselerde boşluk duygusundan kurtulamıyorlar. İnsanoğlu böylesi bir boşluk duygusuyla uzun süre yaşayamaz.Eğer bir şeye doğru ilerlemiyorsa, amacı yoksa, kişinin yoğunlaştıramadığı potansiyel güç yıkıcı eylemlere dönüşür.Bunu farkeden kişi sürekli bir arayış içine girerek kendini kaybeder.Sonrasında istekleri fark yaratmayan insan istemekten vageçer ve tamda kapitalist otoritenin istediği benliksiz olduğu için toplumun ezberletilen genel amaç ve yaşam tarzına ait olur, yalnız olmaktan korktuğu için kalabalıklara sığınır.Kişi artık sadece sosyal çevrenin bir yansımasıdır. Benliğinin gerçek isteklerini bir yere hapseder ve ''Yabancı''( Albert Camus) laşır. Ne demiş Buddha
''Arzulayıp eyleyemeyen hastalık üretir''.
Benlik bilinci nedir?Kendini dışarıdan görebilme ve dengeleyebilme yetisidir.Kendini dışarıdan nasıl görüyorsun.İşte tamda bu noktada günümüzün en büyük sorunlarından
Bir kadın bize çiçekleri sevdiğini söylese ama onları sulamasa, çiçekleri sevdiğine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir. Bu etkin ilginin bulunmadığı yerde sevgi olmaz.
1. Schopenhauer - Say yayınları dizisi
2. Schopenhauer - İsteme ve Tasarım olarak dünya
3. Schopenhauer - Aşkın metafiziği
4. Rudiger Safranski - Felsefenin yaban yılları( Schopenhauer biyografisi)
5. Nietzsche - Böyle buyurdu zerdüşt
6, Nietzsche - Putların Alacakaranlığında
7. Nietzsche - İyinin ve kötünün ötesinde
8. Nietzsche - Ecce homo
9. Nietzsche - Trajedyanın doğuşu
10. Soren Kierkegaard - Korku ve Titreme
11. Soren Kierkegaard - kahkara benden yana
12. Soren Kierkegaard - Ölümcül hastalık umutsuzluk
12. Dostoyevski - Karamazov Kardeşler
13. Dostoyevski - Ecinniler
14. Dostoyevski - Yeraltından notlar
15. Albert Camus - Mutlu ölüm
16. Albert Camus - Yabancı
17. Albert Camus - Defterler
18. Jean Paul Sartre - Bulantı
19. Jean Paul Sartre - Yaşanmayan zaman
20. Jean Paul Sartre - Sözcükler
21. Jean Paul Sartre - Varlık ve hiçlik
22. Irvin Yalom - Nietzsche Ağladığında
23. Irvin Yalom - Bugünü Yaşama arzusu
24. Platon - Sokrates’in savunması