• Boş ver bütün kuralları..
    Özgür ol mesela…
    Sadece bugün…
    Mesela bütün o kozmetik ürünlerini bir kenara koy.
    Aynaya bak..
    Ama cesur ol. Adil ol.
    Kırışıksız bir yüzün olmasın..
    O kırışıklıklara dokun… Gülümse…
    Ne kadar da üzülmüştün değil mi..
    Ne kadar gülmüştün o günler..
    İşte o kırışıklıklar onların izleri…
    Sen dev posterlere bakıp kendini “değersiz” hissediyorsun ya,
    o posterlerin hiç biri aşık olmadı biliyor musun..
    Hiç dans etmedi rüzgâra karşı…
    Hiç şiir okumadı bütün duygularını özgür bırakarak…
    Hiçbir çocuğun kafasını okşamadı,
    Hiç dostlarıyla kahkaha atmak pahasına saçmalamadı...
    Bazıları onlara “mükemmel” diyecek ama,
    Ben mükemmel bir ölü olacağıma,
    Kusurlu bir yaşam olmayı tercih ederdim.
    Şimdi tekrar bak bir aynaya!
    Kusurlarına aşık ol önce…
    Öyle bir kusurlu ol ki,
    Kucakla onları cesurca.
    Öyle burun kıvırma kendine...
    Sen doğanın sanat eserisin sonuçta.
    Sen yaşayan bir şiirsin,
    Sen yaşamın kaynağısın,
    Sen kanatları olmayan ilham perisisin...
    Aç kalbini kendine,
    Dünya sana aşık idrak etsene…
    Günün birinde biri seni seveceğini vadedip,
    Saksıya hapsetmeye kalkarsa eğer;
    Sakın kabul etme!
    Sen birinin öfkesiyle yok olmaz birinin sevgisiyle yücelmezsin!
    Dinginleş, aç kendini doğaya,
    Biraz sabırlı olursan eğer;
    Güneş senin tenine dokunacaktır.
    Biraz dinlersen eğer;
    Ay sana şiirler okur mesela...
    Biraz dans edersen eğer;
    Rüzgar saçlarını okşayacaktır.
    Biraz nefes alırsan eğer;
    Çiçekler seni mest edecektir.
    Biraz kendin olsan eğer;
    Doğa sana aşkını sunacaktır…
    Biraz kilolu ol mesela...
    Ya da biraz asimetrik,
    Burnun çok düzgün olmasın,
    Kıyafetlerin üzerine oturmasın,
    Kusursuz bir somurtkanlık,
    Kusurlu bir tebessüme boyun eğsin.
    Öyle bir parlasın ki gözlerin,
    Karanlığa meydan okusun,
    Kusursuz yapay bir çiçek,
    Yabani bir papatya kadar güzel kokar mı hiç?
    Kusursuz yapay bir çiçek,
    Toprağa aşkını sunabilir mi hiç?
    Kır kendi saksını
    Özgür ol!
    Toprak ol!
    Tohum ol!
    Aşk ol!
    Bir gün biri seni kusurlarınla değersizleştirmek isterse eğer;
    Ona yabani bir çiçeğin masalını anlat.
    Konusu aşk olan...
    Bütün sıfatlarından kurtul!
    Öyle bir sev ki kendini,
    Sevgili göğüs kafesinde erisin…
    Bugün özgür bir kadın ol..
    Kendin ol
    Geçmiş ve geleceğin olmadığı bir zamanda
    Aynaya bak ❤
  • KUŞ ÖLÜMLERİ

    Gittikçe yalnızlaşıyorum bir sen varsın
    karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma
    ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte
    soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi
    Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik
    birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak

    Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin
    her satırını çizip notlar düştük kıyılarına
    Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi
    karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara
    ve düşüşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum
    bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz

    Sesine bir esmerlik düşüyor parçalanıyor yüzün
    kayıp gidiyor parmaklarımın arasından
    bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler
    Hep yanlış numaralar düşüyor telefonlarda
    kaçırıyor korkulu bakışlarını eski tanıdıklar
    Bir sen varsın kurtulursam bu aşkla kurtulurum

    Gülüşü süt mavisi insanlar vardı/ nerdeler şimdi
    çoğunun adını unuttum çoğunun kimliğinde kazınmış adresler
    Nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin
    Öner enfarktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden
    Ayşe ise acemi bir sokak yosması artık
    Üşüyorum, ama sen anılarla sarma beni ve anlat yalnızlığımızı

    Bu kent kuşların intiharını umursamıyor artık
    ve göğsüm buz kesmiş bu üşüten yalnızlıkta
    Birlikte çay içtiğimiz sokaklarda yürüdüğümüz
    o süt mavisi gülüşler güz solgunluğunda şimdi
    unuttum çoğunun adını çoğu voltalarda yıllardır
    nasıl da sessiz yaşanıyor gürültüler ortasında

    Bir daha hiç öpüşmeyecek Gülçin
    o çok sevdiği porselen fincanla çay içemeyecek
    uzatamayacak saçlarını sevgilisinin istediği gibi
    gittikçe yalnızlaşıyorum, üşüyorum, unuttum sanıyordum
    yazılsa destan olacak bir aşkın serüveni
    şiirimde bir dipnot olacak şimdilik
    Ahmet Telli
    Everest Yayınları
  • Gün bitti, elindeki güller de soldu
    anımsanacak neler kaldı bugünden
    paylaşılmış olan nelerdi sımsıcak
    belki bir türkü söyleriz geceye karşı
    saçlarını tarazlayan bir şafak olur
    Zaman kekemeydi ve tarihe sızan
    soytarılar gördük gencömrümüzde
    ölüm peşimize düşende bir göçebeydik
    suretimiz ağardı kurulan darağaçlarına
    bütün sığınaklar uçurumlara açılırdı
    Rüzgâr suyu soğutsun su terli bedenlerimizi
    ve aşkı düşünelim biz, destan yalnızlıkları
    konuşursak akşam olur ve yine yağmur yağar
    gidersek gülüşler azalır buralarda
    kim bulur kayıp adresteki dostları
    Bir karanlığa bakıyorum bir de zamana
    ay büyüyüp bir gül oluyor ellerinde senin
    ve ancak yeni bir yorumu oluryor aşkın
    saçlarından sızan bu karanlık yağmur
    ayın çağıltısıyla tutuşuyor begonyalar
    Saçlarındı diye düşünüyorum ömrümüzü
    çözdükçe savrulan rüzgârdı saçların
    ve ikide bir aklıma düşüyor aynı soru
    -Aşkı bilmiyorsam nasıl değiştiririm
    kendim, seni ve bütün dünyayı
  • Gurbet eli bizim için yaptılar
    Çatısını pek muntazam çattılar
    Ölüm ile ayrılığı tarttılar
    Elli dirhem fazla geldik ayrılık
    Karacaoğlan
  • Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında.
    Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
    ben yaşarken koptu tufan 
    ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
    her şeyi gördüm içim rahat
    gök yarıldı, çamura can verildi
    linç edilmem için artık bütün deliller elde
    kazandım nefretini fahişelerin
    lanet ediyor bana bakireler de.
    Sözlerim var köprüleri geçirmez
    kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
    kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
    uçtum ama uçuşum
    radarlarla izlendi
    gayret ettim ve sövdüm 
    bu da geçti polis kayıtlarına.

    Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
    ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
    kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
    laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
    ruhum sahte
    evi Nepal'de kalmış
    Slovakyalı salyangozdur ruhum
    sınıfları doğrudan geçip
    gerçekleri gören gençlerin gözünde.

    Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben
    kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
    sanki ne anlıyorum?
    Ola ki
    şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
    Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum 
    çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
    devlet sırrıyla birlikte insanın
    sinematografik bir hayatı olabilir
    o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
    yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
    ve sonunda estetik bir 
    idam belki!
    Evet, evet ruhu olmak
    bütün bunları sağlayamaz insana.
    Doğruysa bu yargı 
    bu sonuç
    bu çıkarsama
    neden peki her şeyi bulandırıyor 
    ertelenen bir konferans
    geç kalkan bir otobüs?
    Milli şefin treni niçin beyaz?
    Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e?
    Ne saçma! Ne budalaca!
    Dört İncil'den Yuhanna'yı
    tercih edişim niye?
    Ben oysa
    herkes gibi
    herkesin ortasında
    burada, bu istasyonda, bu siyah
    paltolu casusun eşliğinde
    en okunaklı çehremle bekliyorum
    oyundan çıkmıyorum
    korkuyorum sıram geçer
    biletim yanar diye
    önümde bir yığın açalya
    bir sürü çarkıfelek
    gergin çenekli cesetleriyle
    önümde binlerce çiçek
    korkuyorum sıra sende
    sen de başla ve bitir diyecek.
    Yo, hayır
    yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
    söyleyin 
    aynada iskeletini
    görmeye kadar varan kaç
    kaç kişi var şunun şurasında?

    Gelin
    bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
    Bana kötü
    bana terkettiğiniz düşünceleri verin
    o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
    ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
    onları verin, yakınmalarınızı
    artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
    ben aştım onları dediğiniz ne varsa
    bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
    boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
    içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
    verin bana 
    verin taammüden işlediğiniz suçları da.
    Bedelinde biliyorum size çek 
    yazmam yakışık almaz
    bunca kaybolmuş talan
    parayla ölçülür mü ya?

    Bakın ben, bir çok tuhaf
    marifetimin yanısıra
    ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
    üstüme yoktur ödeme hususunda
    sözün gelişi
    üyesi olduğunuz dernek toplantısında
    bir söyleve ne dersiniz?
    Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında!
    Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
    kazanana vertigolar, nostaljiler
    karasevdalar çıkar.
    Yapılsın adil pazarlık 
    yapılsın yapılacaksa
    işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
    sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
    Ne yapsam
    döl saçan her rüzgarın
    vebası bende kalacak
    varsın bende biriksin
    durgun suyun sayhası
    yumuşatmayı bilen ateş
    öğüt sahibi toprak
    nasıl olsa geri verecek
    benim kılıcımı.
  • "bir roman yazmaya başladığım o gece için...

    yalnız bırakma beni bu paragrafın başında
    bu boşluğu bir masal doldurmaz
    kanalizasyondan fırlar bir cadı,
    başını engizisyona çarpar.
    ölürüz belki ikimiz de ucuz bir aşk romanının sonunda.
    patlamış mısıra benzerdi senin mısraların
    ısınır ve patlardı
    beyaz çiçekler açardın sonunda
    bahar dallarının hatırına beni anla.

    küçük bir tırtıl gibi büzüştüm yatağımda
    hep böyle uyudum yıllarca
    sanırdım,
    bir gün doğuracak beni bu yatak
    son ve o en büyük sancıyla
    sanırdım
    tanrı bırakmış beni kocaman parmağıyla
    bu yumuşak çiçeğin ortasına
    içimde bir kedi durmadan oynardı
    parmak kızın dna sarmalıyla
    alice’den çalıntı gözyaşlarım
    çiğ taneleri olurdu sabahları yastığımda.
    ömrüm geçti bir çiçeğe benzemekle
    hangi hayat süslendi senin için bu kadar.
    su getirdim perilerine küçücük avuçlarımla
    beni anla.

    kurşun kalemin hatırına beni anla
    razıyım uçsun bu şiir silgi tozlarının kanatlarında.
    toprağın seviyesine ineceğim
    anlamalı beni mezarım da
    bir uyağa takıldım, düşmeye razıyım
    artık beni anla.

    annemin bir şiir defteri vardı
    yaprakları gitgide sarardı
    hep sararan bir şey olarak kalmışsın aklımda.
    sanırdım
    bu dünya karaciğerinden hastadır
    sanırdım
    boyama sarışın bir kadındır zaman
    hep hayatını anlatır.
    eski bir şiirsin sen, unutulursun, unutma
    dekolten fazla kaçmasın aman,
    ayıplarlar sonra anadolu yakanı kapa
    konuşma, konuşmak istemezsen
    ben konuşurum tavanda koşuşan ışıklarla
    hep aynı şeyi söylerim
    beni anla.

    yeni bir şarkıya başla
    hem şarkı dediğin şarttır yaşamaya
    şarka gittin geldim ardından
    hatırla orada fıskiyesi dönen havuzlar vardı.
    kalabalık avlular, yüksek duvarlar
    başımız döndüydü hatırla
    sürmeleri ne karaydı kadınların
    herkesi bir yere sürer ya dünya
    gözlerine sürülmüştü orda kadınlar.
    belki sen yoktun orda
    güller vardı.
    ben bir şair olarak güllerden bıkmamıştım daha,
    ba ‘su ba’del mevt
    hayata daha çok vardı
    beni anla.
    hatırla tavus kuşları vardı
    aşık olunca kanatlarından mavi güneşler doğardı.
    ben doğmamıştım daha hatırla.
    bir teleğini senin için saklamıştım
    bak, işte burada.
    susan kadınlar vardı
    ben susamamıştım
    ama herkes içmişti.
    belki de sen yoktun orada.

    aklımın taş kaldırımlarında dolaşırdı adamlar
    ayak seslerini dinlerdim
    perdem aralıktı, ışığım açık
    nedendir diyordum durmadan
    insanın derisine bu kadar güzel bir resim çizmiş Allah
    sanırdım
    Allah olmasa çöpten adamlar gibi yakışıksız çıkardık
    fotoğraflarda.
    ağlamıştık
    boyalarımız aktıkça ferahlamıştık hatırla
    gözyaşlarımız siyahtı
    sanırdım
    yanağımın sıcağına göç ediyor kırlangıçlar
    beni anla.
    geçti ömrüm iklimden iklime
    yuva yaptım kaç paket cigaranın bacasında
    yorgunum, kahvem çamur gibi
    batmaya da razıyım, artık beni anla
    yeter ki sen beni
    hiç yazamayacağım bir romanın kollarına atma."