‘İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.' Ne anlamlı bir söz değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil! Evet kim düşünürse, kim düşünceyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri noktaya ulaşabilir, ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur.
“Logoterapiye göre bu yaşam anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz: 1. Bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. Bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek. Bunlardan ilki, yani başarının yolu, oldukça açıktır. İkinci ve üçüncü ise, biraz daha ayrımı gerektirmektedir.
Yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik gibi- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır Yani onu sevmektir.”
Mary Shelly’nin malum yaratığını okuduktan sonra bu kitabı okursanız; hikaye etme, karakter oluşturma, toplumun olaylara tepkisi vs konusunda çok net bir Doğu-Batı kıyası yapabilirsiniz.
Bakın mesela en basiti; Mary’nin yaratığının çirkinliğine kimse tahammül edemezken, herkes can havliyle kaçarken,
Hadi’nin(daha korkunç ve iğrenç) yaratığının fanatikleri oluyor, intikam aldığı için kahraman ilan ediliyor, hatta ‘yeter ki sen yaşa’ diyerek canlarını feda edenler oluyor...
Kültür farkını (her anlamda) çok net gözlemliyorsunuz. Ne mutlu bize ki, ‘rengarenk’ bir dünyadayız. Her ne kadar ‘koca, yaşlı, şişko’ da olsa, öyle..:)
Kan bağı tuhaf bir şey. Yabancı biri söz konusu olunca yollarımızın ayrılmasıyla beraber her şey yitip unutulsa da, kan bağıyla bağlı olduğunuz kişilerin güzel,özlenilen tarafları daha çok hatırlanıyor.