1000Kitap Logosu
Limanlı Kitaplar
Işıktan yoksun salonda tek ışıltı kenarlara dayanan kapakları süslü kitaplardı. Her biri yanıp sönüyor, bir tıkırtı,  bir sesleniş ortama yayılıyor sonra yine kesiliyordu. Farkında olmadan da olsa birilerini dinlemek uygun bir davranış değildir. Yalnız şu an kulağını dayamak fikri acayip cazibeli geliyordu. Nasıl durabilirdi. 'Konuşan bir kitaplık evrenine ayak bastım' diye yutkundu.
Eğitimin önemi hakkında 2.400 yıl öncesinden gelen bir sesleniş: "Nasıl ki sağlık bedenimizi koruyorsa, eğitim de ruhumuzu tıpkı öyle korur." . [Anaximenes Lampsacenus: Ars Rhetorica (ed. Fuhrmann), 1421a17-19]
75 syf.
·
2 günde
''Yaban Balı Özgürlük Kokar''
Stalin'in Kültür Bakanı Andrei Zhdanov'un, ''Yarı fahişe, yarı rahibe'' sıfatıyla kulp takıp, şiirlerinin yayımlanmasını yasakladığı bir kadın Anna. İmdi girizgahı bu minvalde yapıyorum ki, şairemizin aslolan kederinin kökenine direkt nüfuz edebilelim istiyorum. Bittabi enine boyuna, Anna hakkında pek detaya inmemize gerek yok, ki birazcık şu uçsuz bucaksız siber acunun toprağını eşelediğimizde, onun hakkında ...ca bilgi mevcut ama ben yine de Anna'nın, 20. yüzyılın başındaki Rusya'da,  eşinin başını çektiği (Gumilyov) Akmeizm akımına mensup bir kadın-şair  olduğunu söyleyeyim. Akmeizm akımı da, o dönemdeki Rus şiirinin gittikçe gizemciliğe kayan gidişatına karşı, Osip Mandelştam'ın da ( Anna'nı bir dönem gizli sevgilisi, hatta Mandelştam'ın karısı bile aşık kendisine) içinde bulunduğu, göreceli olarak bir karşı-şiir kıvamında gelişmiş ve Ekim Devrimi döneminde yurtsever bir kıvamda seyreden akım, İkinci Dünya Savaşı yıllarında da ( Özellikle Anna özelinde ) ölüm korkusunun ve salgınların getirdiği kederli bir itkiyle kıvam bulmuş. Tabii  İkinci Dünya Savaşı'nda Rusya'nın 20 milyondan fazla kaybı olduğunu hesaba katarsak, Anna'nın ölüm korkusu ve kederini, ancak şiirle yatıştırmak zorunda kaldığını düşünebiliriz. Fakat Anna'nın esas kırılması, ''sanat camiasından aforoz edilmesi'' ( Oysa Requiem yapıtı 1935'den 1965 kadar matbusuz bir şekilde ezberlerek zihinlerde korunuyor)  savaş sonrası süreçte başlıyor ki yazının girizgahında Stalin yönetiminin kendisine sesleniş sıfatını alıntılamıştık. Evet, Anna onlara göre '' Yarı fahişe, yarı rahibe'' bir kadındı artık. Şiirleri erotik ve karamsar bulunuyor, şiirlerinde sürekli savaştan bahisler açması,  Anna'nın ülkenin itibarını zedelediğini düşündürüyordu onlara. Hiç tutuklanmaması da ayrı bir konu elbette. Halbuki Anna'nın şiirlerinin tam olarak okuyucuyla buluşması ölümünden yirmi yıl sonra (1987) gerçekleşiyor. Elbette rejimler değişiyor, diyalektik işliyor, beş dakikada dahi her şey değişebiliyor şu kozmosta ama kendi dönemi ve ruhu özelinde kadın bir şairin, toplumsalı da içine alan, bireysel olarak verdiği varoluş sancısını takdir etmemek elde değil sanıyorum ki biz çok-çok sonraki ciddi savaşlar görmemiş kuşaklar olarak, basit travmalar yüzünden bile derdest oluyorsak,  Anna halini bir düşünelim derim. Zinhar sütliman zihinlerle yaşıyoruz. Bu küçümen  girizgahtan sonra okuduğum bu kitaba gelecek olursam söyleyeceğim şey nefis bir Anna derlemesi olduğudur. Her eserinden yazıldığı dönem tarihlenerek üç-beş şiir derlenmiş ve Anna'nın şiir çağları hakkında birer fikir vermesi açısından oldukça düzenli bir Anna antolojisi çıkarmışlar ortaya. Bu kitabı hazırlayan da Ada Yayınları olunca tadından yenmez olmuş tabii ki. İyi okumalar.
Yaban Balı Özgürlük Kokar
Okuyacaklarıma Ekle
"İnsanın dile getirebildiği en temiz, en duru sözcük 'anne' en güzel sesleniş 'anneciğim'dir" Kırık Kanatlar -Halil Cibran
1
...
2.080 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.