"İşte aşk oynuyor benimle. Pespaye etti beni, umutlara kusur, dileklere alçaklık olarak bakılan yere götürdü beni. Tapındığım aşk kalbimi Emir'in sarayı düzeyine yükseltirken, özsaygımı çiftçi kulübesine indirdi, ruhumu da etrafı erkeklerle sarılı ve soylular sınıfınca korunan bir hurinin güzelliğine yöneltti... Tamamen itaatkârım, ey aşk, ne istiyorsun? Alevlerin beni yaktığı ateş yollarında senin peşinden geldim. Gözlerimi açtım ama sadece karanlık gördüm. Dilimi çözdüm ama hüzünle konuştum ancak. Ey aşk, sadece sevgilinin öpücükleriyle yatışabilecek manevi bir açlık salıyor yüreğime yakıcı arzu! Güçsüzüm ey aşk! Sen ki güçlüsün, niçin saldırıyorsun bana? Sen adil, ben masumken, niçin eziyorsun beni? Niçin küçük düşürüyorsun beni, tek savunucum sen değil miydin? Beni var eden sensin, niçin terk ediyorsun? Kan damarlarımda senin iradene karşı akıyorsa, dök gitsin onu. Ayaklarım senin yolundan başka yol izliyorsa, felce uğrat onları. Şu vücudu dilediğin şeye çevir, bırak ruhumu, kanat- larının gölgesinde huzur bulan şu kırların tadını çıkarsın... Irmaklar sevdikleri varlığa, okyanusa doğru akıyor; çiçekler kendilerine âşık olan gün ışığına gülümsüyor, bulutlar da sev- gilileri vadiye iniyor. Ama benim acısını çektiğim şeyi Irmaklar bilmez, çiçekler anlamaz, bulutlar kavrayamaz acımın doğasını. İşte ben böyle, derdimle baş başa, aşkımın içinde yalnız, beni ne babasının ordusunda asker ne de sarayında uşak olarak isteyen o güzelden uzaktayım..."
Ölçülü Sev! Ölçü Ne?
Adviye Molla her gece yaptığı gibi gene ölülerini tutturdu. Veli Koca'dan, büyük Sinan Ağa'dan başladı, Cangüzel'e dayandı. Cangüzel'in ölümü Adviye Molla'nın hayatında öyle bir kaygı idi ki demekle bitmez tükenmez. İşte hatırlar hatırlamaz gene can evine pır pır bir uçuş, boğazına ateş, gözlerine acı yaş düştü. Cangüzel, vefâsız oğlu küçük Sinan Ağa'nın sevdâsına kurban gitmişti. Ne hikmettir ki insanlara en zorlu hicran, en çok sevip baş tâcı ettikleri taraftan gelir. Kişi suç işler, cana kıyar, hazîne soyar, siyaset güder, hattâ tahta el atar, cezâsını bulur. Fakat dünyâda âşık kadar cezâ gören hiç bir kātil, hiç bir uğru veya devlet düşmanı yoktur. Çok sevmek hayatta en büyük suçu işlemek demek midir? Hafız Nûri, Adviye Molla'nın içinden çıkamadığı bu sırra bir gün şöyle karşılık vermişti: - Belî zâhir, molla kadın! Aşırı sevmek Hak Çalap'a şirk koşmaktır. - Âlâ dersin ama n'idelim? Hâtun tek evlâdını da gönlü alabildiği kadar sevmesin mi? - Dilerse sevsin. Bedelini vermeyi göze alırsa. - Bedeli de ne ola? - Ciğer kanı, ruh selâmeti. Hafız Nûri'nin hikmeti harfi harfine çıkagörünmüş. Cangüzel, oğlunun aşkına ciğerinin kanını tükettikten sonra hiç olmazsa ruh selâmetini kurtarmak için secdeye düşmüş, seccâdesi üstünde inleye inleye ölmüştü.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Reklam
“Yusuf’un kardeşleri kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı: ‘Doğrusu Yusuf ve öz kardeşi, babamızın yanında bizden daha sevgili. Oysa biz, birbirimizi destekleyen güçlü kuvvetli bir ekibiz. Gerçekten babamız apaçık bir yanılgı içinde.’” Bu âyetle birlikte artık sahne ağabeylere geçer. Sûrede buraya kadar iki özne gördük: İlki rüyasını anlatan Yusuf Aleyhisselâm, ikincisi rüyanın anlamını açıklayan Yakup Aleyhisselâm’dı. Araya giren ibret vurgusunun ardından şimdi birkaç âyet boyunca insan psikolojisini ve şeytanın bu psikoloji üzerindeki etkisini gözlemleyeceğiz. Sûrenin duygusal ve psikolojik yönünü daha önce belirtmiştik. Burada kardeşler, Yusuf ve öz kardeşi Bünyamin’in babaları tarafından daha çok sevildiğini iddia ediyorlar. “Biz kalabalığız, güçlüyüz, birbirimizi destekliyoruz, buna rağmen babamız bizi değil onları tercih ediyor” diye düşünüyorlar. Ardından babalarını “apaçık bir yanılgı içinde olmakla” suçlayacak kadar ileri gidiyorlar. Burada dikkat çekici bir nokta var: Âyette Yusuf’un ağabeylerinin isimleri, kişilikleri veya yaptıkları hiçbir şey anlatılmaz. Allah doğrudan “İz kâlû / dediler ki” ifadesiyle sözü onların ağzına bırakır. Bu ani ve keskin giriş, onların kesin kanaatini ve içlerindeki mutlak eminliği gösterir. Onlara göre Yakup Aleyhisselâm’ın Yusuf ve Bünyamin’e yönelik aşırı sevgisi tartışmasız bir gerçektir. Oysa “sevgi” kalple alakalıdır, bir duygu durumudur ve dışarıdan bakan biri tarafından kesin olarak ölçülmesi mümkün değildir. İnsan ancak kendi kalbinden emin olabilir. Bir başkasının sevgisini mutlak şekilde yorumlamak çoğu zaman yalnızca bir vehimdir. İşte kardeşlerin bu derece kesin konuşması, içlerine düşen şeytanî telkinin bir göstergesidir. Şeytan insana vehmi kesin bilgi gibi sunar. Zanna dayalı kanaatleri, “apaçık gerçek” gibi
Sayfa 81·Kitabı okuyor
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı susamıyorum sevgilim çünkü havada sesimi doğuran bir esir var bütün çilingirleri sofralara çekerek kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum kapısında kaldıkları sahiden evleri mi? bir kilidi açmak kolay değil o kadar hırsızın belki de yoktur kabahati! ** selam ile insan insana iliklenir başında ortasında ve sonunda yine selam çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim ** bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov! kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül ** ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar ** çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor ** bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan vardım ki seni sevdim seni sevdim evler arasından bir evdin
DERGAH
“Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi; Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi; Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar, Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.”:::!!!
Sayfa 10·Kitabı okudu
“Sevgili seninle ben pergel gibiyiz: İki başımız var, bir tek bedenimiz. Ne kadar dönersem döneyim çevrende: Er geç baş başa verecek değil miyiz.”:::!!!
Sayfa 6·Kitabı okudu
Reklam
Reklam