• "Sen sevgili adam,
    Yıldızlarca sevmek seninle bir rüya gibi, uçmak gibi bir benzersiz ilktir.
    Sana mecburum. Hayatım, sevgisini bin hazine düşüne değişmediğim. Yaşamak gibi sonsuz, güzelim gözlerinden evreni tanımak. Kimseler bilmezmiş, yaşamımı ellerine iletirim. Cehennemdeyim, hasret kaldıkça sana. Anlatabildim mi biricik canım benim?
    Ömrümce umutluyum ellerinden. Bilincimin bütün odaları senin."

    Leylim Leylim okurken kullandığı kelimelere hayran kalmıştım Ahmed Arif'in. Öyle güzel kelimeler kullanmış öyle güzel bir araya getirmiş ki kelimeleri 'yıldızlarca' sevdim herbir cümleyi. Ben de sevdiceğime altı çizili bir Leylim Leylim hediye etmiştim. Sayfalar arasında birer kelime işaretli olarak da ayrı bir şifre de gizliydi içinde ancak kitabı dikkatli şekilde okuyunca ortaya çıkacak şekilde.. Şifreyi bir deftere yazmışım, onun görmeyeceğinden emin olduğum. Şimdi karşıma çıkınca bir kez daha hayran kaldım kelimelere. İyi ki varsın Ahmed Arif. Bilinçli, bilinçsiz ne güzel ilham veriyorsun bize.
  • Sevdiceğime hediye etmiştim içinde bir gül kurutup. Eski usül edebiyat sever hediyesi. O yüzden yeri bende başkadır.
    Kimse aklında olmasa okudukça "o kız buraya gelecek!" Tadına büründüren güzel insan güzel şiirler
  • Bir aşkın nasıl bir saygıyla ve yerini bilerek dile gelmesini okumak...Okuduğum kısma kadar biraz sitemkar ana çokca sevda duyan bir adam Kafka. Başına gelenlerin de farkında.(Kitabı okuma hikayem garip oldu. Yaz başında başladım kitaba. Önce sonsuz yayınları ile başladım. Büyük bir hata yapmıştım. Sonrasında say yayınlarına geçtim. Kitabı soluksuz okuyamadım. Mektup mektup okudum. Bazı kısımlarda geriye döndüm. Çünkü ciddi çeviri farkları vardı. Bu yüzden can ya da say yayınlarını tavsiye ediyorum.)

    Kafka geçen yıldan beri ilgimi çeken bir isim. Portresi ise aslında iki yıldır gözümün önündeymiş fakat bilmiyormuşum. Bu kadar geç tanışmak üzdü beni. Dönüşüm ile başlamak istiyordum. Fakat yaz tatilinde sevdiceğime hediye ettim kitabı. Ve bende onunla okumak istedim.

    Spoiler olabilir!!!
    Kafka' nın mektupları çok kibar ve saygılı bir dille başlıyor. Sonra sizin Kafka'nıza varıyor imzası. Sonra senin okuyor bu imza. Aşkın yolculuğunı izliyoruz. Milena evli Kafka bunu biliyor. Çok garip bir ruh hali onlarınki. Kafka Milena'nın eşine saygı duyuyor. Milena'nın kocasını sevdiğini düşünüyor. Fakat ondan vazgeçemiyor. Onunla buluştuktan sonra ise kendine engel olamıyor. Çelişkilerin, aşkın gücünün, güçsüzlüğün, vazgeçilmezliğin örneği...Onları yargılayamayız. Ama şunu yorumlayabiliriz. Şimdi ne kadar kolay vazgeçiyoruz birbirimizden!
  • Bir kaç yerde Stevenson'un Define Adası'na rastladım en son olarak da bir kaç gün önce Sunay Akın'ın 'önce çocuklar ve kadınlar' ında karşıma çıktı. Artık şu kitabı okuyalım dediğimi çok net hatırlıyorum sevdiceğime. Bu konuşmadan üç dört gün sonra bu kitap sayesinde tanışmış oldum Stevenson ile. İyi ki bu kitapla tanıştım diyorum, çünkü üzerimde bıraktığı etki tarifsiz oldu. Hayatımdaki önemli hikayelerden, kitaplardan biri oldu. Doktor Jekyll ise en sevdiğim roman kahramanlarından artık. Zaman zaman hepimiz düşünürüz ya da hissederiz ya farklı kişiliklerimiz olduğunu en basitinden herkes iyi insandır kendine göre ama bir yanında kötülükte vardır. İşte o kötü tarafı ikinci bir kişiliğidir. Doktor Jekyll'da böyle düşünmüş ama bayağı bir ileri gidip bu ikinci kişiliğini bir kimliğe bir varlığa dönüştürebilmiş. ( bilim bilim nelere kadirsin ) Ben çok beğendim. Bir solukta heyecan içinde okudum. Öneririm.
  • ‎” 'Kağıt mendiller…' diyerek cebimden bi tomar çıkardım ve sevdiceğime gösterdim. İşte bize dayatılan hayat da tıpkı bunlara benziyor. Kullan, işini görsün ve at, unut onu, sonra yenisini alırsın. Bireyin topluma yabancılaşmasının ilk adımı olan tüketim toplumunu çok güzel özetliyor bu mendiller. Ben var ya, bu tüketim toplumu hadisesinin orta yerine sıçayım sevgilim. Dev şirketler insanları sürekli tüketime sevk ediyor. Ve bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok. İnsanlar yiye yiye dana gibi götlerle gezer oldu. Ha şişmanladın mı? Kolay, aynı firma sana light ürünler sunar. Markaları da insanlaştırdı pezevenkler. Daha doğrusu insanlaştırmadılar da bize öyle sundular. Korur, baştan çıkarır, yolda bırakmaz, güven verir, kıskandırır. Sanki ürün değil bizim mahalledeki Sebahattin abi, öyle mükemmel bir insan evladı sanki.”