Uğruna savaştığımız her şeyi nasıl seviyorsam, seni de öyle seviyorum. Seni, özgürlüğü, insan onurunu sevdiğim gibi seviyorum, tüm insanların çalışma hakkını, aç kalmama hakkını sevdiğim gibi seviyorum seni. Seni, savunduğumuz Madrid'i sevdiğim gibi, ölen tüm yoldaşlarımı sevdiğim gibi seviyorum.
Oldum olası sevmem güzü, hüzün verir bana yaprak dökümü. Sen isteseydin bağışlardın beni. Seni sevdiğim için öyle söylediğimi biliyordun. Orada, o mermer taş yığını arasına beni böyle yapayalnız, böyle kaygılara düşmüş bırakmak erkekliğe sığar mıydı?