• Neylerle olman değil neyi nasıl yapmak önemli
    Affetmeyi yaşayarak deneyerek ders alarak olur
    Birini sevmek gerisini karşı tarafa bırakmak
    Kimse kimseyi zorla sevdiremez
    Sevmek sevilmek iki kişinin elinde, dürüst olmak önemli

    Öyle öğrendim ki...

    Yaşamayı öğrendim,
    Duygularımın aklın önüne geçtiğini fark ettim.
    Duygudan önce aklınıza güvenin hep
    Hayatınızın değiştiğini göreceksiniz,
    Kuşların uçuşunu fark edeceksiniz,
    Çiçekleriniz açar,
    Mevsimleriniz güzel geçer,

    Öyle öğrendim ki...

    Sevipte sevilmemek de varmış
    Sizi sevmeyen yol vermeyi bilin
    Zaten seviyorsa yol vermek gerekmez
    Olmak istediğiniz konum çabuk yerleşirsiniz
    Herkes üzerine düşen payı alsın
    Çok Sevipte sevilmemek sadece zaman kaybıdır

    Öyle öğrendim ki...

    Sevdikçe değer verdikçe için harabe
    Bir ara bana sordu neyiz biz ?
    Sustum, cevabı ona bağışladım
    Her şeyi onun eline verdim
    Sonuç hüsran oldu
    Kendi kurduğu yuvayı
    Kendi isteğiyle yerle bir etti
    İşte bu yüzden öğrendim
    Affetmeyi, bırakmayı, susmayı

    Öyle öğrendim ki...

    Güvenim, inancım kalmadı
    Sevinçlerim gelgitler içinde kökleri düğümlendi
    Artık beklentim yok
    İçimi öyle boşaltılar ki hayata tutunmayı unuttum
    Defalarca içimi parçaladı
    Hiçbir zaman usanmadim
    Arsiz oldum, gururumu hiçe sayarak sevdim defalarca
    Yüreğim kanıyordu
    Yüreğime hiç acımadım

    Öyle öğrendim ki...

    Hayata tutunmayı
    Sevilmemenin sevmek olmadığını
    Yüreğime acıdığımı fark ettim
    Çünkü
    Bedenime sinmiş bir acı vardı
    Yüreğim sızlıyordu
    Tek hissettiğim yer yüreğimdi
    Yüreğimden çok ona acıyordum
    Belkide bu yüzden hep kaybettim
    İçimi parçalayan insanın görünmeyen yüzünü gördüm
    Hayatımı katleden birinin tek çare affedip yol vermek olduğunu anladım.
    Affetmeyince her şey yeniden başlıyor.
    Oyuncu aynı
    Senaryosu sadece farklı
    Daha sonra film bitiyor bunu öğrendim.

    Öyle öğrendim ki...

    Seni sıradan gören kendi istekleriyle hareket edip
    Daha çok sevgi gözüyle bakmak daha sonra
    Bakıyorsun her şeyini elinden almış
    Kendi yolunda bir yol çizer seni diskalifiye etmiş
    Hayat böyle işte yaşayarak deneyerek öğrendim.
    Herkes sevginin haddini bilmeli
    Biliyor musun ne zoruma gidiyor.
    Tamam sevmesin
    Ama seviyormuş gibi yaptığında,
    İnsanın zoruna gidiyor,
    Bakıyorsun için dipsiz bir acıya gömülmüş.
    #özgün
  • Güzel bir kadın, güzel bir ses, güzel bir şiir, güzel bir manzara, güzel... hep güzel...”
    “Bütün bunları sevdikçe Allah’ın güzelliğinden bir parça sevmiş oluyoruz yani?”
    “Tam da öyle. O’nun haricinde bir şey sevemeyiz çünkü. Bütün ırmakların denize akması, bütün damlaların denizi özlemesi gibi.”
    “Seven bir damla, sevilen bir deniz?”
    “Seven kul, sevilen sultan da diyebilirsin. Bütün kullar sultana yakın olmak isterler. Her damlanın şu ya da bu şekilde denize koşması gibi.”
    “Sevilenin seveni kendine çekmesi gibi de... Peki bu yakınlığın sınırı nedir?”
    “Sınır yoktur. Sır vardır. Sır, birinin diğeri için yok olmasıdır.”
    “Feda olmak yani?”
    “Hayır aslına dönmek, vatanına dönmek... Belki de kendisi olmak!..”
    “Kendini bilen Allah’ı bilir, buyrulmasındaki hikmet gibi desenize. Hani seven, sevgili için feda olunca kendisi olur; aradan ikilik, sen-ben kalkar seven ile sevilen aynileşir ve seven sevgilide ebedilik bulur; onun gibi... Bu durumda âşık, maşuku için öldüğünde gerçek aşkı bulmuş oluyor herhalde!?”
  • Not:Önceden okuduğum kitabın bıraktığı hislerin tazelenmesi vesilesi ile yaptığım araştırmalara dayanarak Ramazan'in feyzinden de istifade ederek incelemesi
    guncellenmesi gereken,gecistirilmeyecek bir kitaptı.

    İffet-i Kalp...Hz.Meryem annemizle tanistigimi düşündüğüm aslında hiç de tanımadığım o guzide hayatına konuk olmak,kendisinin hayatından hayatımıza köprü kurmak,Hz.Meryem'i (ra) anlamak gerçekten hüzünlü bir o kadar da çileli yolculuktu.Bir o kadar da çektiği onca imtihanlara rağmen
    sarsılmaz,sadakatinden taviz vermez ,Iffetli bir duruş Hz.Meryem ...

    Geçenlerde Kur'anı Kerim'le ilgili yapmış olduğum hissiyatimda "ayetlerin bizim kalbimizde de ayetlesmesi ",elbette ki verilen mesajların hayatımıza ışık tutması,hayatımızda muhakkak yansimalarinin oluşu konusunun altını çizmiştim.Bu sene,geç de olsa Kur'an'ı anlamaya çalışırken bu ölçüyü dustur edinmeye çalıştım kendime.Ancak anlamaya çalışırken yine Rabbim'in belirlediği ölçüler dışına çıkmadan,eklemeden ,manayı eksiltmeden,farklı yorumlara çekmeden,fabrika ayarları misali fitrat ayarlarını değiştirmeden anlamamız şart !!! Yani peygamberin sözlerinin bile karismayacagi derecede korunmuş bir kitaba ;namaz,ahiret ,sünnet,kurban vs.gibi konuları şu an nefsimize ağır geliyor diye inkar etmek kafamizdaki inanmak istediğimiz formatin içine sigdirmakla, batılı hak ,hakkı da batıl gösteren aldaticilarla bir de hakkı ve batılı birbirinden ayird edemeyenlerle,kalbindeki kirle başka şeyler arayanlarla,muslumanlari köşeye sıkıştırmak için kendilerine göre hüküm cikaranlarla,hakikate muhatapliklari olmayanlarla elbette ki "Hakikat"in üstü ortulemez.Gözünü kapayana veya kapatmak isteyenedir gece.Hakikat sönmez ve sondurulemez mesalesiyle haykırıyor adeta kulaklarını tikamayanlara.O yüzden gerçekten Kur'an'in hidayete çağırması,hatırlatıp donusturmesi,sapkinliklari gidermesi için elimiz ve yuzumuzle beraber kalbimize ve beynimize abdest aldirmamiz öylece "Oku"mamiz şart !!!

    Ilahiyatçı veya bu konuda yetkin birisi değilim sadece inancımı yaşamaya çalışan,araştıran ,merak duyan birisiyim.Kamer Süresi 17.ayette "Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp düşünen var mı?" diye buyuran Allah,elbette ki Kur'an'in anlaşılmaz bir kitap olmadığına dikkatlerimizi cekiyor.Zikir burada arastirmalarima dayanarak hatırlayıp dönüşüm yaşayalım anlamındadır.Kur'an'in Arapça olarak indirilmesi 5 yerde geçiyor.Yusuf 2.ayet ,Rad 37.ayet,Taha 113.ayet,Nahl 103.ayet ve Zuhruf 3.ayette olmak üzere Kur'an'i anlayasiniz diye ,akıl edesiniz diye düşünüp gerekli dersleri alırsınız diye 5 yerde Arapça indirdik diyor Allah.Kur'an ifadelerinin kapsamlı olması için ,az sözle çok manalara gelen vecih bir belagata sahip Arapca'yi seçtiğini söylüyor Allah.Zaten düşünsenize Allah anlamadigimizi neden göndersin ki?Efendimiz (sav)'in her dilde ayrı ayrı alt yazı geçmesini mi bekliyorduk ?Yakınlık sagladikca hasr nesr olabiliriz ancak.Arabayı ilk defa kullanmaya başladığınız zamanları hatırlarsanız debriyaj nasıl da kabus olmuştu.Neyi ilk defa hemen öğrendik ki?Hoş,hala cesaretim yok ama yakınlık kurdukca,temas ettikçe,kullandıkça zor gibi gördüğünüz aşılmaz badireler gün gelecek asinalik kazandikca kendisini açacak, kolaylasacaktir.Evet elbette ki anlayamadigimiz yerler olacak.Ramazan'da anlamak için meal okuyunca yine bi daha anlamlandiramadigimda teknolojinin nimetlerinden istifade etmeye çalışarak anlayanlarin,bu konuda yetkin insanların kapısını çalmaya ,araştırmaya devam ettim.Elbette ki hala daha çok eksiklerim var.Biraz da benim istekli olmam gerekiyor.Meal de tek başına yeterli olmayabilir anlamak için.Inş ilk hedefim tefsir endeksli Kuran okumak olacak.Talebe budur zaten ilim talep eden.Yetersiz kaldığımız yerlerde başkasının kapısını calabilmeliyiz,anlayan birisini bulmakla mukellefiz zaten.Biraz emekle Ingilizce makale ,film nasıl anliyorsak,başkalarının düşüncelerini onemsiyorsak,arastiriyorsak bu kadar özel sadece bir tane kitabımız var.Biraz gayret şart!!!

    Hz.Meryem validemize gelince Kur'anı Kerim'de ismiyle zikredilen tek kadın.Kur'an'da 34 defa ismi geçiyor.Babası İmran'ı doğmadan kaybediyor.Annesi Hanne validemizin kabul olunmuş duası aynı zamanda Hz.Meryem .Hanne validemizin nefsin ve şeytanın caydırıcı etkisinden azade olarak,her türlü sosyal baskıdan azade olarak ,tüm kayitlardan azade olarak "hür iradesiyle"adadigi o dönemde adanmislarin en güzeli ,kabullerin en güzeli Hz.Meryem.O dönemler mabede sadece erkek çocukların adandigi için olsa gerek kız olarak doğuşunu şaşkınlıkla karşılayacak Hz.Meryem."Rabbim! Ben kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir."Hanne validemizin erkek çocuk beklentisine karşı Allah,ona istediğinden daha hayırlısını ve daha güzelini vereceğine işaret edecektir.


    Hz.Meryem validemizin elbetteki hayatına tek tek kronolojik olarak değinmeyeceğim.Sadece beni çok etkileyen,kalbime giren noktalara değinmek istiyorum.Kur'an'da detaylı olarak yer verilmiş zaten.Hz.Meryem validemizi anlamaya ,tanımaya çalıştıkça,gönlümde aradığım hakikat gelip bana ulastikca,kalp aynama yansıyan akisler vesilesiyle bir bulmusluk hissinin sukraniyla Meryemlesebilmenin kaynağına yonelmeye çalıştım.

    Zordu Meryemlesebilmek .İnsan tanımadığı kişinin haliyle de hallenemiyor ya.Önce tanımak gerekirdi.Tanıdıkça sevmek ,sevdikçe yakınlaşmak,hallesmek,hallestikce Meryemlesebilmek ...Hz.Meryem validemizin hayatı içine dünyalari sigdiran kelimeler misali anlamı ve muhtevasi derin bir insan.Rabbi Meryem'i güzel bir çiçek gibi yetiştirdi ;O'nu Zekeriya 'nin himayesine verdi (Ali İmran /37 ) ayetinde olduğu gibi bir tohum olarak mescidin bağrında sumbulleserek saflasma,
    billurlasma,kullukta derinlesme dönemlerinde toprağın altında demlenerek sabırla cileyle yogrulmustu Hz.Meryem.Çiçek gibi narin,çiçek gibi hassas,çiçek gibi özel bakim gerektiren,çiçek gibi soldurmamak için,bir çiçek gibi yetiştirilmesi için çok özel ve çok hassas bir bahçıvanin nezaretine verilecek, Hz.Zekeriya'nin(ra) nebevi ikliminde neşet edecektir Hz.Meryem.Daha sonra Hz.Zekeriya (ra) ,Meryem validemizi ziyarete gittiğinde meyveler görecektir .Ama öyle meyveler ki yazın kış meyveleri ,kışın da yaz meyveleri görecektir.Hayret edip Meryem validemize soracaktir, bu meyveler nereden geliyor ? Hz.Meryem de Kur'an'daki satırlarda geçen
    "Muhakkak ki Allah dilediği kimseye hesapsız rizik verir "(Ali İmran /37) cevabını karşısında hayranligini ve ümidini gizleyemeyecektir.Hz.Zekeriya henüz daha oradayken evlat isteme talebine karşısinda kabul olacaktı duası.Rabbim diyecekti saçlarım beyaz ,kemiklerim gevşemiş ,karım kısır olduğu halde mi? şaşkınlığını gizleyemeyecekti."Hesapsız Rizik" diyecekti Rabbim,O istesin yeter ki tüm sebeplerin katı kalıbını yıkacak ,sebeplerustu ihsanlarda bulunacakti.Niye bilmiyorum gözlerim yaşla doluyor.Yakınlık ,tanisiklik ağlatıyor demek ki.Hani yazar da diyor ya "Kader konuşunca dua beklermiş" diye tüm bekleyislerimize Rabbim istesin demek ki ne kapılar aralayacakti bizim için.


    Bir sıfatı da Betül olan yani tertemiz olan ,hayallerine bile günahın bulasmadigi Hz.Meryem validemiz türlü türlü cenderelerden öyle çileli bir dönem gecirecekti ki.Tüm iftiralara,hakaretlere aldırmadan "Suskunluk orucu" tutacakti ve besikteki bebek olan Hz.İsa'yi işaret edecekti.Dil susmalı ki kalp ;beden susmalı ki ruh dile gelmeliydi Hz.İsa'nin konuşmasıyla.Değil mi ki kalp kelamini duymak için dil kelamini terk etmek gerekiyordu.Yazarın deyimiyle kelama gelmeyen duyguların dildeki kelepcesiydi sükut.

    Hz.Mevlana'nin ifadesiyle "Nefis susmalı ki ,Ruh İsa'si konuşabilsin".Nasıl derin ,incelikli bir mana değil mi?En sıkıntılı,en zor zamanlarımızda bile susabilmek.Bazen susmak ve hakikate sözü verebilmek.Sebeplerin susup bakışların Allah'tan nida beklemesi.Insanlara karşı yeri geldiğinde susmak ama Allah'a karşı konuşmak.Kalbinizi; oturması gerekmeyen tüm batillardan arindirarak adeta oruç tutarak "sakindirma ameliyesi" ile kalbin iffetini sağlayarak,hakikati icinizin tüm iskemlelerine oturtarak hakikate sözü verebilmek ...Kucağındaki Isa'yi suskunluk orucu tutup buyutmesini söylüyordu Allah.Sen bırak iyiliklerin konuşsun diyordu adeta Allah.Sen büyüt iyiliği diyordu adeta yemene ,içmene bak; Allah gün gelecek kucağında tuttuğun imtihanini hakliligini ve doğruluğunu ispat eden "ses"e donusturecek,göz aydınlığın olacaktır diyordu Allah.

    Efendimiz'in (sav) mukaddes beyaniyla; Rablerine en yakın olanlar hep en ağır sınananlardı.Sebeplerustu bir doğuma hamilelikle mujdelenince; "Keşke bu iş başıma gelmeseydi de ben olseydım ;adi sanı unutulup gitmiş biri olsaydım " ifadesi ile tüm sebepler sımsıkı sıkıstırdıgında, o boğucu atmosferden "La Tahzen/ Tasalanma"ayetiyle sükunet bulacaktı duyguları Hz.Meryem'in...

    Hakikatli cümleler kurmaya çalıştıkça ,uyarıcı ve hatırlatıcı olmaya çalıştıkça bitmeyecekti Hz.Meryem'in çileli dönemi.Hz.İsa'ya peygamberlik verilmesi ile hayatının en zorlu dönemini geçirecekti.Iftiralar atılacak,camurlar sicratilacak ,hircinlik ,öfke kusacak ,can yakacak ,kan kusturacaklardi.
    Hz.Yahya'nin ölümüne şahit olacak.Kavmi onu himaye ve terbiye eden Hz.Zekeriya'nin testereyle bicip kan dokecekti.Bundandır yazar unutulmasın diye yüreğimize ızdırap tohumunu ekecek ve diyecekti ki "Her kim ki zikrinde Zekeriya peygamberin testere sesini duymazsa o zikir kisirdir" ayni sanciyi paylasmamizi isteyecekti belki de.Hz.Meryem'in tüm cektiklerine binaen en büyük çilesi insanların imansizliklari ve hakikat karşısında diz kirmiyor oluslariydi .

    Yazarın ifadesiyle "Hz.İsa dünyaya tutunmadigi için dünya onu tutamadı,bedeni de dünyada kalmadı ...O ,göklere süzüldü..." kıyamete kadar sırrın tasiyiciligini yapacaktı Hz.Meryem.Midenin menfaatin insanları ve fertleri yuttugu bir zamanda kötülüklerden uzaklaşarak ,kapiciya fazladan bahşiş verip simartmayarak,
    Allah'a yakinlasarak ,günahın agirliklarini atarak yukselebilir ,ruhumuzu ozgurlestirebiliriz bizler de .

    İffet-i Kalp...Ismin güzelliği elbette ki tasiyicisindan geliyordu.Kalbin iffetini tüm nezahetiyle,anneligiyle,
    kulluguyla,sabriyla taclandiran
    Hz.Meryem.Mükemmel bir üslubu var ,damaklarimizda hiç bitmesin dercesine tarifi imkansız hoş bir tat bırakıyor.Nuriye Celegen gönlümün yazarı olarak daha önce okuduğum Aşk-ı Sükun kitabında olduğu gibi yine yanıltmadı beni.Kimi zaman huzunlendiren,kimi zaman kendi yasayisinizi sorgulattiran,kimi zaman Meryem ahlaklı bir anne olamayisimizin verdiği inkisar ,onun gibi ahlak eksenli evlatlar yetistirememenin verdiği hüzünle farklı lezzetler barındıran her bir sayfasının altı çizilmesi gereken bir kitap...
    https://m.youtube.com/watch?v=4a5yyudODn4

    Keyifli okumalar .. .
  • Seni kıskanıyorum. İçimde gururdan eser yok artık. Kıskançlığımın başladığı yerde
    yüreğim tertemiz oldu, aydınlandı, pırl pırıl şimdi.
    Gururum, zaman zaman benliğimi saran kendimi beğenmişliğim, güvenim ve
    inançlarım; hep seninle yaptığım savaşta yenildiler. Bir kıskançlık hissi kaldı içimde
    dipdiri ve her zamankinden daha güçlü. Kazandığın savaş onu da yenebildiğin anda
    bir zafer olacak, ancak o zaman < kazandım > diyeceksin.
    Fakat ben o duygunun, bende fethedemediği o son kalenin asla düşmeyeceğine
    inanıyorum. Bütün çabaların boşa gidecek, seni sevdikçe kıskanacağım.
    Bir gün beni sevmemen bile bu savaşa tesir etmeyecek. O zaman asıl büyük yenilgiye
    doğru sen gideceksin. Sevgimi karşılıksız bırakman bana attığın son kurşun olacak.
    Açacağın büyük yaraya rağmen yıkılmayacağım, ölmeyeceğim anlıyor musun?
    Yine seni sevmeye, yine seni kıskanmaya devam edeceğim.
    Beni tanımadan önce yaşadığın yıllar var ya; onları da kıskanıyorum. Düşün bensiz yaşayacağın bir dakikaya bile tahammülüm yok artık.
    Bir gün güzel bileğindeki
    küçük saati parçalayabilirim, bensiz bir zamanı sana bildirdiği için. Mümkün olsa
    bütün o dakikaları, o günleri sana yeniden yaşatmak isterdim.
    Sana kıskanılmış zamanlar, mesafeler ötesinden seslenmek ne acı bilemezsin.
    Seni gören, güzelliğini arzulu bakışlarla seyreden insanların da bu dünyada
    yaşadığını düşünmek ne korkunç bir şey anlayamazsın. Hele seni başkaların
    da sevdiğini ve seveceğini bilmek ne türlü bir ölümdür düşünemezsin.
    Kıskançlığım bir hayvanın dişisini kıskanması değil. Mayamızda olan arzunun
    ötesinde bir şey bu. Ebediyyen sahip olmak hissinin çok üzerinde bir ölümsüzlük
    çabası, bir sonsuzluk duygusu...
    Seni kıskanıyorum. Verdiğin huzursuzluğa rağmen bir kadını kıskanmanın
    büyük huzuru içindeyim. Oysa ben seni tanıyıncaya kadar kıskançlığı daima
    ilkel bir duygu olarak düşünür, reddederdim. Bu kadar değer bir insanı
    tanımamış olamanın verdiği eziklikten gelirdi.
    Şimdi o ezikliğin yerine bir kabına sığamamak var içimde, taşmak var.
    Sevginle tamamlandımsa verdiğin kıskançlıkla bütünlendim.
    Hep böyle kıskançlığımı besleyecek kadar güzel kal...
  • İncelemenin başındayken yazayım uzun bir inceleme olacak, modern toplumun bu evresinde değerli vakitlerinizi böyle incelemelerle harcamak yerine doğrudan kitabı alıp okumanızı tavsiye ederim ve muhtemelen, hatta kesin olarak bu incelemeden daha faydalı olacaktır. Yine de kimin neyi okuyacağı hürriyetine karışmak üzerimize vazife değildir.. İyi okumalar.

    Nerden başlayayım, ne yazayım bu kadar güzel bir romanı yazan bir kişiden sonra ne diyeyim o romanla ilgili bilmiyorum..

    Emin olduğum tek şey şu sanırım Sabahattin Ali’nin en iyi romanını, Türk Edebiyatı’nın da olmazsa olmaz romanlarından birini okudum. Şimdi bu satırları acaba okusam mı, nasıl kitaptır merak ediyorum diye okuyan varsa şu an aniden bu boş cümleleri bırakıp bir an önce okumaya başlasın. Ve ancak okuduktan sonra ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Buradan sonrasını okumayanlar devam etmesin ki kitapla ilgili her şeyi okurken öğrenip okurken hissetsinler.

    Normalde kitapları okuduktan bir süre sonra onlarla ilgili incelemeler yazarım ki, duygularımın esiri olup iyi veya kötü eleştirilerimi yansıtmayayım ki nispeten her zaman genel geçer bir yoruma ulaşayım. Ama bu sefer öyle yapmak istemiyorum, kitaptan o kadar etkilendim ki yaşadığım dünyadan uzaklaşıp o dünyaya geçmek istedim. Bundan ne kadar korksam da oradaki karakterlere bürünmek istedim. Tabi eğer bu kadar etkilenmemin sebebi baş karakterin yani Ömer’in kişisel özellikleriyle, karakteriyle, düşündükleri ve yaptıklarıyla aramdaki ilginin had safhalarda olması değilse..

    Birkaç cümle önce söylediğim gibi nerden başlayayım bilmiyorum, kitabı birçok açıdan değerlendirebilirsiniz; Karakterleri tek tek ele alıp inceleyebilirsiniz, karakterlerin yaşantılarını inceleyebilirsiniz, anlatılan içtimai ortamı inceleyebilirsiniz, Türkiye’nin 1940’lardaki ekonomik kültürel iklimine bakabilirsiniz, psikolojik ve nihayet edebi okumalar yapabilirsiniz. Ama benim bunları belirlemek kadar bunlardan herhangi birisini layıkıyla yapabilecek bir kapasitem olmadığı gerçeği de yine bu satırları yazarken aklımdan çıkmıyor. Bu düşüncelerle sadece küçük bir bakış açısıyla kendi anladıklarımı hayata dair çıkarımlarımı buraya yazacağım.

    Roman, Ömer’in arkadaşı Nihat’la kafa açıcı konuşmasıyla başlıyor gibi görünse de aslında Ömer’in vapurda Macide’ye ilk görüşte aşk dediğimiz mefhumla vurulmasıyla başlıyor. Nitekim bir çoğumuzun başına gelen ve halen gelmekte olan bunun gibi dünyayı daha yaşanabilir yer haline getiren böyle bir olayı kendimde yaşamaktan mutluluk duyuyorum. Ama romandaki ilginçlikler bu noktadan sonra başlıyor. Ömer hepimizin değil de büyük çoğunluğumuzun yaptığı gibi çok güzel insanmış, aşık oldum galiba ama yapacak bir şey de yok deyip arkasını dönüp giden birini anlatmıyor. Konuşma niyetiyle adımını attığı an hayatın ona “Sen elinden geleni yaptın, sıra bende” deyip güzel bir tesadüfler silsilesi sunmasını anlatıyor.

    …Bir sürü olaydan sonra Macide ve Ömer 2 günlük tanışıklıktan sonra bir şekilde birbirlerine muhtaç bir halde beraber yaşamaya başlıyorlar. Bu arada Macide 19, Ömer 25 li yaşlardalar. Bu iki insanın hikayesini anlatıyor işte kitap. Kitabı tekrar burada özetleyip bu yazıyı daha fazla sıkıcı hale getirmeden karakterler hakkındaki eleştirilerime geçmek istiyorum.

    Sevgili başkahramanımız Ömer ile başlamak istiyorum. Başlangıçta tanıdıkça daha çok sevdiğim, sevdikçe kendimden daha çok merhaleler bulduğum bu genç delikanlı insana ara ara tebrikler ara ara lanetler yağdırdım. Kitabın sonunda yaptıklarıyla bir nebze de olsa içime su serpti ama yine de bu ona olan kızgınlığımın çok küçük bir parçasını bile geçirmiş değil. İçerisinde bulunduğu mutluluğu kendi elleriyle alıp yok eden bir insana sinir olunmadan nasıl anlatılır bilmiyorum onun hakkındaki düşünceleriniz. Hayatın sana verdiği lütfu, senin de değerini bildiğin bir çiçeği nasıl böyle soldurabilirdin bilmiyorum. Ama Macide ne yaptıysa sonuna kadar haklıydı. Ve kusura bakma ama o hapishaneden çıkmadan ilmeği boğazıma geçirir çeker giderdim bu dünyadan. Yazacağım söyleyeceğim çok şeyler var ama bunların bir monolog olmasından ziyade diyalogla ortaya çıkmasını daha hoş buluyorum diyelim.

    Macide.. Uğruna yaşamlar alınacak, yaşamlar verilecek Macide.. Dünyada tek bir iyiliğin kaldığının en somut göstergesi Macide.. Senin gibi biriyle tanışmak isterdim.. Çok üzüldüm yaşadıklarına, hala da üzülüyorum ve üzerimdeki şu an ki tesirini göz önüne alırsam hayatımın sonuna kadar geçmeyecek ama bana çok güzel şeyler öğrettin, bunlar için teşekkür ediyorum.

    Düşündüm ki yazmakla bitiremeyeceğim söyleyeceklerimi o yüzden biraz daha kısa kesip romandan Hayat adına çıkardığım en önemli birkaç dersi yazıp bitiriyorum.
    BU KİTAPLA BİRKEZ DAHA AKLIMA KAZINAN VE HİÇBİR ZAMAN UNUTMAMAM GEREKEN ŞEYLER:

    1) Sevgisiz ve mümkünse aşksız bir ilişkiye başlama ama sevginin de tek başına bir ilişkiyi devam ettirmek için yeterli olduğunu sanma. Ve bir ilişkiyi sadece aşk ve sevgi üzerine kurma.
    2) İlişkilerinde parayı ve ekonomik sıkıntıları önemseme. Ta ki gerçekten de para sıkıntısı çekiyorsan büyük bir ilişkiye başlama. En kötü durumda bile hayatını devam ettiremeyeceğin bir yola girip kendi üzüntünün yanına bir başkasının hüznünü ekleme.
    3) Kadınların her zaman çalışmasından yana ol ve mümkün olduğunca çalışan bir kadınla evlenmeye bak, bak ki evlendiğin kadın başta olmak üzere hiçbir kadın, dünyada kendisini en yakın göreceği eşine yani kocasına bile muhtaç olmadan yaşayabileceğini bilsin, kimseye muhtaç olmadan kendi kararlarını kendi versin. Değil namerde, merde bile muhtaç olmasın.
    4) Eşine yaralarını göstermekten korkma, ona güçlü görünmeye çalışma ne olursa olsun ona anlat ve ondan hiçbir şeyi saklama.*
    5) Arkadaşlarını iyi seç ve kaç yıllık arkadaşın olursa olsun, eğer evlendiysen veya evlenmeden önce eşinin arkadaşların hakkındaki düşüncelerini önemse.
    6) Eşini sadece sevme, onu sadece öpmeyi koklamayı düşünme. Onu herkesten ve her şeyden çok merak etmeyi aklına kazı. Her zaman aklına ilk gelmesi gerekenin onun olduğunu unutma.
    7) Tanıştıktan veya evlendikten bir süre sonra yaşadıklarınızı, sevginizin nasıl başladığını nelerle mutlu olduğunuzu unutma. Geçen zamanın önce seni sonra sizi sıradanlaştırmasına, herkesleştirmesine izin verme ve özellikle bu kuralı her koşulda hatırla.
    8) Eşinle gideceğin ortamları iyi seç.
    9) Başarılı olamadığında, yenildiğinde, kaybettiğinde, yıkıldığında suçu başkalarına veya başka bir takım şeylere atmadan sorumluluğun sadece sana ait olduğunu bil.
    10) Ve son olarak, hiçbir zaman eşini kendinden iğrendirme ve ondan iğrenecek duruma gelme eğer kendini böyle bir durumda bulduysan da, 2 satırlık gururunla çekip gitmesini bil.
  • Kör edecek beni aydınlığın kör edecek
    Ben alışkın değilim gündüzlere
    Hele böyle güzelliklere
  • Güzel bir kadın, güzel bir ses, güzel bir şiir, güzel bir manzara, güzel... hep güzel...”
    “Bütün bunları sevdikçe Allah’ın güzelliğinden bir parça sevmiş oluyoruz yani?”
    “Tam da öyle. O’nun haricinde bir şey sevemeyiz çünkü. Bütün ırmakların denize akması, bütün damlaların denizi özlemesi gibi.”
    “Seven bir damla, sevilen bir deniz?”
    “Seven kul, sevilen sultan da diyebilirsin. Bütün kullar sultana yakın olmak isterler. Her damlanın şu ya da bu şekilde denize koşması gibi.”
    “Sevilenin seveni kendine çekmesi gibi de... Peki bu yakınlığın sınırı nedir?”
    “Sınır yoktur. Sır vardır. Sır, birinin diğeri için yok olmasıdır.”
    “Feda olmak yani?”
    “Hayır aslına dönmek, vatanına dönmek... Belki de kendisi olmak!..”
    “Kendini bilen Allah’ı bilir, buyrulmasındaki hikmet gibi desenize. Hani seven, sevgili için feda olunca kendisi olur; aradan ikilik, sen-ben kalkar seven ile sevilen aynileşir ve seven sevgilide ebedilik bulur; onun gibi... Bu durumda âşık, maşuku için öldüğünde gerçek aşkı bulmuş oluyor herhalde!?”