Gülcan Beydilli (Küçük Şair), bir alıntı ekledi.
19 May 01:30 · Kitabı okudu

Yirmi üçüncü mektup
Seni kıskanıyorum. İçimde gururdan eser yok artık. Kıskançlığımın başladığı yerde
yüreğim tertemiz oldu, aydınlandı, pırl pırıl şimdi.
Gururum, zaman zaman benliğimi saran kendimi beğenmişliğim, güvenim ve
inançlarım; hep seninle yaptığım savaşta yenildiler. Bir kıskançlık hissi kaldı içimde
dipdiri ve her zamankinden daha güçlü. Kazandığın savaş onu da yenebildiğin anda
bir zafer olacak, ancak o zaman < kazandım > diyeceksin.
Fakat ben o duygunun, bende fethedemediği o son kalenin asla düşmeyeceğine
inanıyorum. Bütün çabaların boşa gidecek, seni sevdikçe kıskanacağım.
Bir gün beni sevmemen bile bu savaşa tesir etmeyecek. O zaman asıl büyük yenilgiye
doğru sen gideceksin. Sevgimi karşılıksız bırakman bana attığın son kurşun olacak.
Açacağın büyük yaraya rağmen yıkılmayacağım, ölmeyeceğim anlıyor musun?
Yine seni sevmeye, yine seni kıskanmaya devam edeceğim.
Beni tanımadan önce yaşadığın yıllar var ya; onları da kıskanıyorum. Düşün bensiz yaşayacağın bir dakikaya bile tahammülüm yok artık.
Bir gün güzel bileğindeki
küçük saati parçalayabilirim, bensiz bir zamanı sana bildirdiği için. Mümkün olsa
bütün o dakikaları, o günleri sana yeniden yaşatmak isterdim.
Sana kıskanılmış zamanlar, mesafeler ötesinden seslenmek ne acı bilemezsin.
Seni gören, güzelliğini arzulu bakışlarla seyreden insanların da bu dünyada
yaşadığını düşünmek ne korkunç bir şey anlayamazsın. Hele seni başkaların
da sevdiğini ve seveceğini bilmek ne türlü bir ölümdür düşünemezsin.
Kıskançlığım bir hayvanın dişisini kıskanması değil. Mayamızda olan arzunun
ötesinde bir şey bu. Ebediyyen sahip olmak hissinin çok üzerinde bir ölümsüzlük
çabası, bir sonsuzluk duygusu...
Seni kıskanıyorum. Verdiğin huzursuzluğa rağmen bir kadını kıskanmanın
büyük huzuru içindeyim. Oysa ben seni tanıyıncaya kadar kıskançlığı daima
ilkel bir duygu olarak düşünür, reddederdim. Bu kadar değer bir insanı
tanımamış olamanın verdiği eziklikten gelirdi.
Şimdi o ezikliğin yerine bir kabına sığamamak var içimde, taşmak var.
Sevginle tamamlandımsa verdiğin kıskançlıkla bütünlendim.
Hep böyle kıskançlığımı besleyecek kadar güzel kal...

İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 191)İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 191)
Göksel Göktürk, İçimizdeki Şeytan'ı inceledi.
 08 May 20:01 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

İncelemenin başındayken yazayım uzun bir inceleme olacak, modern toplumun bu evresinde değerli vakitlerinizi böyle incelemelerle harcamak yerine doğrudan kitabı alıp okumanızı tavsiye ederim ve muhtemelen, hatta kesin olarak bu incelemeden daha faydalı olacaktır. Yine de kimin neyi okuyacağı hürriyetine karışmak üzerimize vazife değildir.. İyi okumalar.

Nerden başlayayım, ne yazayım bu kadar güzel bir romanı yazan bir kişiden sonra ne diyeyim o romanla ilgili bilmiyorum..

Emin olduğum tek şey şu sanırım Sabahattin Ali’nin en iyi romanını, Türk Edebiyatı’nın da olmazsa olmaz romanlarından birini okudum. Şimdi bu satırları acaba okusam mı, nasıl kitaptır merak ediyorum diye okuyan varsa şu an aniden bu boş cümleleri bırakıp bir an önce okumaya başlasın. Ve ancak okuduktan sonra ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Buradan sonrasını okumayanlar devam etmesin ki kitapla ilgili her şeyi okurken öğrenip okurken hissetsinler.

Normalde kitapları okuduktan bir süre sonra onlarla ilgili incelemeler yazarım ki, duygularımın esiri olup iyi veya kötü eleştirilerimi yansıtmayayım ki nispeten her zaman genel geçer bir yoruma ulaşayım. Ama bu sefer öyle yapmak istemiyorum, kitaptan o kadar etkilendim ki yaşadığım dünyadan uzaklaşıp o dünyaya geçmek istedim. Bundan ne kadar korksam da oradaki karakterlere bürünmek istedim. Tabi eğer bu kadar etkilenmemin sebebi baş karakterin yani Ömer’in kişisel özellikleriyle, karakteriyle, düşündükleri ve yaptıklarıyla aramdaki ilginin had safhalarda olması değilse..

Birkaç cümle önce söylediğim gibi nerden başlayayım bilmiyorum, kitabı birçok açıdan değerlendirebilirsiniz; Karakterleri tek tek ele alıp inceleyebilirsiniz, karakterlerin yaşantılarını inceleyebilirsiniz, anlatılan içtimai ortamı inceleyebilirsiniz, Türkiye’nin 1940’lardaki ekonomik kültürel iklimine bakabilirsiniz, psikolojik ve nihayet edebi okumalar yapabilirsiniz. Ama benim bunları belirlemek kadar bunlardan herhangi birisini layıkıyla yapabilecek bir kapasitem olmadığı gerçeği de yine bu satırları yazarken aklımdan çıkmıyor. Bu düşüncelerle sadece küçük bir bakış açısıyla kendi anladıklarımı hayata dair çıkarımlarımı buraya yazacağım.

Roman, Ömer’in arkadaşı Nihat’la kafa açıcı konuşmasıyla başlıyor gibi görünse de aslında Ömer’in vapurda Macide’ye ilk görüşte aşk dediğimiz mefhumla vurulmasıyla başlıyor. Nitekim bir çoğumuzun başına gelen ve halen gelmekte olan bunun gibi dünyayı daha yaşanabilir yer haline getiren böyle bir olayı kendimde yaşamaktan mutluluk duyuyorum. Ama romandaki ilginçlikler bu noktadan sonra başlıyor. Ömer hepimizin değil de büyük çoğunluğumuzun yaptığı gibi çok güzel insanmış, aşık oldum galiba ama yapacak bir şey de yok deyip arkasını dönüp giden birini anlatmıyor. Konuşma niyetiyle adımını attığı an hayatın ona “Sen elinden geleni yaptın, sıra bende” deyip güzel bir tesadüfler silsilesi sunmasını anlatıyor.

…Bir sürü olaydan sonra Macide ve Ömer 2 günlük tanışıklıktan sonra bir şekilde birbirlerine muhtaç bir halde beraber yaşamaya başlıyorlar. Bu arada Macide 19, Ömer 25 li yaşlardalar. Bu iki insanın hikayesini anlatıyor işte kitap. Kitabı tekrar burada özetleyip bu yazıyı daha fazla sıkıcı hale getirmeden karakterler hakkındaki eleştirilerime geçmek istiyorum.

Sevgili başkahramanımız Ömer ile başlamak istiyorum. Başlangıçta tanıdıkça daha çok sevdiğim, sevdikçe kendimden daha çok merhaleler bulduğum bu genç delikanlı insana ara ara tebrikler ara ara lanetler yağdırdım. Kitabın sonunda yaptıklarıyla bir nebze de olsa içime su serpti ama yine de bu ona olan kızgınlığımın çok küçük bir parçasını bile geçirmiş değil. İçerisinde bulunduğu mutluluğu kendi elleriyle alıp yok eden bir insana sinir olunmadan nasıl anlatılır bilmiyorum onun hakkındaki düşünceleriniz. Hayatın sana verdiği lütfu, senin de değerini bildiğin bir çiçeği nasıl böyle soldurabilirdin bilmiyorum. Ama Macide ne yaptıysa sonuna kadar haklıydı. Ve kusura bakma ama o hapishaneden çıkmadan ilmeği boğazıma geçirir çeker giderdim bu dünyadan. Yazacağım söyleyeceğim çok şeyler var ama bunların bir monolog olmasından ziyade diyalogla ortaya çıkmasını daha hoş buluyorum diyelim.

Macide.. Uğruna yaşamlar alınacak, yaşamlar verilecek Macide.. Dünyada tek bir iyiliğin kaldığının en somut göstergesi Macide.. Senin gibi biriyle tanışmak isterdim.. Çok üzüldüm yaşadıklarına, hala da üzülüyorum ve üzerimdeki şu an ki tesirini göz önüne alırsam hayatımın sonuna kadar geçmeyecek ama bana çok güzel şeyler öğrettin, bunlar için teşekkür ediyorum.

Düşündüm ki yazmakla bitiremeyeceğim söyleyeceklerimi o yüzden biraz daha kısa kesip romandan Hayat adına çıkardığım en önemli birkaç dersi yazıp bitiriyorum.
BU KİTAPLA BİRKEZ DAHA AKLIMA KAZINAN VE HİÇBİR ZAMAN UNUTMAMAM GEREKEN ŞEYLER:

1) Sevgisiz ve mümkünse aşksız bir ilişkiye başlama ama sevginin de tek başına bir ilişkiyi devam ettirmek için yeterli olduğunu sanma. Ve bir ilişkiyi sadece aşk ve sevgi üzerine kurma.
2) İlişkilerinde parayı ve ekonomik sıkıntıları önemseme. Ta ki gerçekten de para sıkıntısı çekiyorsan büyük bir ilişkiye başlama. En kötü durumda bile hayatını devam ettiremeyeceğin bir yola girip kendi üzüntünün yanına bir başkasının hüznünü ekleme.
3) Kadınların her zaman çalışmasından yana ol ve mümkün olduğunca çalışan bir kadınla evlenmeye bak, bak ki evlendiğin kadın başta olmak üzere hiçbir kadın, dünyada kendisini en yakın göreceği eşine yani kocasına bile muhtaç olmadan yaşayabileceğini bilsin, kimseye muhtaç olmadan kendi kararlarını kendi versin. Değil namerde, merde bile muhtaç olmasın.
4) Eşine yaralarını göstermekten korkma, ona güçlü görünmeye çalışma ne olursa olsun ona anlat ve ondan hiçbir şeyi saklama.*
5) Arkadaşlarını iyi seç ve kaç yıllık arkadaşın olursa olsun, eğer evlendiysen veya evlenmeden önce eşinin arkadaşların hakkındaki düşüncelerini önemse.
6) Eşini sadece sevme, onu sadece öpmeyi koklamayı düşünme. Onu herkesten ve her şeyden çok merak etmeyi aklına kazı. Her zaman aklına ilk gelmesi gerekenin onun olduğunu unutma.
7) Tanıştıktan veya evlendikten bir süre sonra yaşadıklarınızı, sevginizin nasıl başladığını nelerle mutlu olduğunuzu unutma. Geçen zamanın önce seni sonra sizi sıradanlaştırmasına, herkesleştirmesine izin verme ve özellikle bu kuralı her koşulda hatırla.
8) Eşinle gideceğin ortamları iyi seç.
9) Başarılı olamadığında, yenildiğinde, kaybettiğinde, yıkıldığında suçu başkalarına veya başka bir takım şeylere atmadan sorumluluğun sadece sana ait olduğunu bil.
10) Ve son olarak, hiçbir zaman eşini kendinden iğrendirme ve ondan iğrenecek duruma gelme eğer kendini böyle bir durumda bulduysan da, 2 satırlık gururunla çekip gitmesini bil.

Hayriye Ç., bir alıntı ekledi.
05 Şub 00:38

Sevdikçe Güzel Olmak
Kör edecek beni aydınlığın kör edecek
Ben alışkın değilim gündüzlere
Hele böyle güzelliklere

Şiir Denizi 1, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 458 - Everest)Şiir Denizi 1, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 458 - Everest)
Metin Özdemir, bir alıntı ekledi.
 16 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Güzel bir kadın, güzel bir ses, güzel bir şiir, güzel bir manzara, güzel... hep güzel...”
“Bütün bunları sevdikçe Allah’ın güzelliğinden bir parça sevmiş oluyoruz yani?”
“Tam da öyle. O’nun haricinde bir şey sevemeyiz çünkü. Bütün ırmakların denize akması, bütün damlaların denizi özlemesi gibi.”
“Seven bir damla, sevilen bir deniz?”
“Seven kul, sevilen sultan da diyebilirsin. Bütün kullar sultana yakın olmak isterler. Her damlanın şu ya da bu şekilde denize koşması gibi.”
“Sevilenin seveni kendine çekmesi gibi de... Peki bu yakınlığın sınırı nedir?”
“Sınır yoktur. Sır vardır. Sır, birinin diğeri için yok olmasıdır.”
“Feda olmak yani?”
“Hayır aslına dönmek, vatanına dönmek... Belki de kendisi olmak!..”
“Kendini bilen Allah’ı bilir, buyrulmasındaki hikmet gibi desenize. Hani seven, sevgili için feda olunca kendisi olur; aradan ikilik, sen-ben kalkar seven ile sevilen aynileşir ve seven sevgilide ebedilik bulur; onun gibi... Bu durumda âşık, maşuku için öldüğünde gerçek aşkı bulmuş oluyor herhalde!?”

Od, İskender PalaOd, İskender Pala
Hogír, Sis'i inceledi.
12 Ara 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · Beğendi · 10/10 puan

1K'nın en değerli üyelerinden biri olan Hakan Hoca'nın kitap hakkındaki güzel incelemesini gördükten sonra kitabı okumaya karar verdim. Hakan Hoca iyiki bu kitabı okumuş ve kitapla tanışmama vesile olmuş.

Kitabın ilk olarak önsözüne değinmek istiyorum. Unamuno'nun isteği üzerine arkadaşı genç bir yazar olan Victor Goti kitaba önsöz yazmış. Herhalde Unamuno bu önsözü beğenmemiş olacak ki önsöze ithafen bir yazı yazmış. Önsöz okumayı sevmeyen okurlar bence bu kısa atışmayı okumadan kitaba başlamayın.

Kitap annesi öldükten sonra "sisler" içinde yaşayan Augusto Perez'in evin ipoteğini kaldırmak için çalmaktan nefret etmesine rağmen piyano dersi veren Eugenia'yı görüp aşık olmasıyla başlar. Ne var ki Eugenia, Mauricio adında işe yaramaz aylak bir adamla nişanlıdır. Augusto'nun içine düşen sevgi ateşi yalnız Eugenia'yla sınırlı kalmamaktadır. Neredeyse bütün kadınlara yetecek kadar sevgi ile doluyor kalbi. Onun ihtiyacının bir kadına aşık olmak değil içinde kaybolmuş sevgi hissinin tekrardan ortaya çıkmasıdır. Bu yüzden çamaşırcı Rosario'ya da aşık olur, aşçısı Ludivina'ya da. Tıpkı "Her" filmindeki program gibi, sevdikçe sevgisinin katlayarak başka kişilere de yansıyan bir sevgi. Bundan dolayı bence asıl "Don Juan" Unamuno'nun belirtiğinin aksine Mauricio yerine Augusto'dur.(Bunu Camu'nun Sisifos Söyleni kitabındaki Don Juancılık tanımını dikkate alarak söylediğimi belirtmek isterim.)

Kitap ilk başta aşk kitabı gibi başlasa da daha sonra varolma, annelik, babalık, evlenme gibi konular üzerinden felsefik bir kitaba dönüşüyor. Kitap boyunca Augusto bir varolma arayışı içinde. Unamuno bu konuları işlerken kelimelerin gücünü sonuna kadar kullanıyor. Okuru yormayan sade, nitelikli bir dile sahip kitap.

Kitabın sonunda okuyucu çok değişik bir son bekliyor. Okuduğum kitaplar arasında en değişik kurguya sahip kitaplardan. Onun için kitabın sonu hakkında bir şey yazmayacağım.

Bu güzel kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim. Şimdiden iyi okumalar.

Meyrem KARADENİZ, bir alıntı ekledi.
12 May 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Sevdikçe Güzel Olmak
Kör edecek beni aydınlığın kör edecek
Ben alışkın değilim gündüzlere
Hele böyle güzelliklere
Hep karanlıklarda yaşadım yıllardır
Bilmiyor musun
Çamurlara, çirkeflere bulandım
Derin kuyular gördüm
Taş zindanlar, korkunç mağaralar gördüm
Derken SEN çıktın karşıma
Sende yıldızlar, sende güneşler
Sende dünyalar gördüm

Şiir Denizi 1, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 458 - Everest)Şiir Denizi 1, Ümit Yaşar Oğuzcan (Sayfa 458 - Everest)