• Kıymetli Dostlar Es-Selam…
    Son günlerde en çok tartışılagelen bir konu, Hadis…
    Gerçekten sadece Kur’an bize yeterli midir veya Hadise ihtiyaç var mıdır sorularıyla sık sık karşılaşıyoruz.
    Bu bağlamda öncelikle Hadis ilmi nedir kısaca bahsetmek istiyorum;

    Müslüman olmak;
    Hepimizin idrak ettiği gibi Allah'ın (c.c.) varlığına, birliğine
    ve Muhammed’in (s.a.v.) Allah (c.c.) tarafından gönderilmiş
    son peygamber olduğuna inanmak demektir.
    Peygamber Efendimizin Allah’ın (c.c.) seçtiği bir elçi olduğuna iman eden kişi, hayatının her alanında O’nu kendine rehber kabul etmiş sayılır. Onu rehber edinen her Müslüman, inanç esaslarını, ibadetlerdeki kural ve ölçüleri, insanlarla ilişkilerinde dikkat etmesi gereken ilkeleri Resul-i Ekrem’den öğrenmelidir. Kendi hayat tarzını, Peygamberimizden (s.a.v.) öğrendikleri ile şekillendirmelidir.

    İlmi-hal ,akidevi kitaplarına baktığımızda genel anlamda şu ibareler mevcuttur;
    Bir Müslüman, hayatını Peygamberimizin (s.a.v.) öğretileri ile şekillendirdiği ölçüde iyi bir Müslüman olur.
    Bu nedenle kadın, erkek her Müslümanın Peygamber Efendimizi yakından tanıması, doğru anlaması; Allah’ın (c.c.) istediği gibi bir kul olması ve Allah’ı (c.c.) hoşnut
    edecek bir hayat sürdürebilmesi bakımından olmazsa olmaz bir öneme sahiptir.
    Hadis ilmi, tam da bu noktada yani Müslüman kimlik ve kişiliğinin oluşmasında ve korunmasında yapıcı bir görev üstlenir. Çünkü hadis ilmi, Peygamber Efendimizi tanımak ve
    anlamak ile ilgilenen bir ilim dalıdır. Peygamber Efendimizin sözleri, tutum ve davranışları,güzel ahlakı hadis ilminin başlıca konusudur.
    Hadisleri öğrendikçe Peygamberimizi (s.a.v.) daha yakından tanımaya başlarız. İnanç esasları ile ilgili bize neler anlattığını bilir, ahiret hayatını ondan öğreniriz. Onun nasıl ibadet
    ettiğini, nasıl dua ettiğini, neleri sevip nelere kızdığını öğrenmiş oluruz. Nasıl bir baba olduğunu,nasıl bir eş olduğunu, nasıl bir öğretmen olduğunu, nasıl bir devlet adamı olduğunu kavrar, onu daha yakından tanımış oluruz.
    Resulullah Efendimizi tanıdıkça sever, sevdikçe onun yaşadığı gibi yaşamaya başlarız. Onun gibi inanır, onun ibadet ettiği gibi ibadet eder,onun güzel ahlakına benzeyen güzellikte bir ahlaka sahip olmak isteriz.
    Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
    “Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çokça anan kimseler için, Allah’ın elçisinde size güzel bir örnek vardır.” Ahzab,21
    Peygamber Efendimiz de:
    “Ben ahlaki güzellikleri tamamlamak için gönderildim” buyurmuştur.
    Muvatta, Husnu’l- Hulk,8
    Hadis ilmi, bu içeriğiyle hayatlarında Peygamber Efendimizi örnek almak isteyenler için Allah’ın (c.c.) Resulü ile ilgili doğru bilgi vermeyi amaçlar.
    Bunun için de onun hikmetli sözlerini ve yaşama biçimini tespit eder. Elde edilen bilgileri konularına göre sınıflandırır ve hadis kaynaklarında bir araya getirir.
    Böylece Peygamberimizi (s.a.v.) tanımak ve anlamak isteyenler bu kaynaklara başvurmak suretiyle gerekli bilgilere kolayca ulaşırlar.
    Mesela hadis kitaplarının namaz bölümlerine başvuranlar, Peygamberimizin (s.a.v.) nasıl namaz kıldığını bütün incelikleriyle öğrenebilirler. Ya da hadis kitaplarının tefsir bölümlerini okuyanlar, Peygamber Efendimizin Kur'an-ı Kerim ayetlerini nasıl yorumladığına dair birçok bilgi edinebilirler.
    Yahut hadis kaynaklarının edep bölümlerini inceleyenler, Resulullah’ın üstün ahlakının değişik yönlerine dair pek çok bilgiye ulaşırlar.
    Kısaca Hadis ilmi, Peygamber Efendimizi tanımayı
    ve anlamayı amaçlayan bir ilimdir.

    Hadis ilmi, insan düşüncesini ve hayatını hurafelerden arındırmayı sağlar. Bir İslam âlimi,hadis olmayan sözleri belirlemeye çalışırken sadece dinî bir görev yerine getirmiş olmaz,aynı zamanda insanî ve ahlaki bir sorumluluk da üstlenmiş olur. Çünkü bu çalışmasıyla, sağlıklı düşünmenin yollarını açar, batıl inançları ve uygulamaları hayattan temizlemiş olur.

    Hadis ilmi, Peygamber Efendimizle ilgili doğru bilgileri tespit etmeyi amaçlayan bir ilim dalı olduğu için, onun sözlerine ve davranışlarına dair bilgileri aktarırken dikkat edilmesi
    gereken kuralları da belirlemiştir. Bu kurallar Peygamber Efendimizi görerek ona iman etmiş ilk Müslüman nesil olan Sahabe-i Kirâm tarafından belirlenmeye başlamıştır. Böylece henüz Peygamber Efendimiz hayatta iken onun sözleri, davranışları ve güzel ahlakı Müslümanlar arasında kurallı ve dikkatli bir biçimde, büyük bir titizlikle anlatılmaya başlanmış, her kuşaktan Müslümanlar bu yöntemleri muhafaza edip geliştirmeye gayret etmişlerdir.
    Dolayısıyla Peygamberimizle (s.a.v.) ilgili bilgi aktarma yöntem ve kuralları da Sahabe Dönemi'nden itibaren hadis ilminin konuları arasında yerini almaya başlamıştır.
    Demem o ki İslamî ilimlerde bilginin başlıca iki kaynağı vardır:
    Kur'an-ı Kerim ve sünnettir.
    Hadis ilmi, diğer İslamî
    ilimler için kaynak olma özelliği taşıdığı gibi yöntem
    bakımından da diğer İslamî ilimler üzerinde etkili
    olmuştur.

    Peki niçin Peygamber Efendimiz SAV ‘ e ihtiyaç duyulmuştur , niçin böyle ilim ilim hasıl olmuştur?
    Değerli Dostlar;
    Allah (c.c.), kullarına doğru yolu göstersinler,hak yoldan sapmışlara yeniden kılavuzluk etsinler ve onları uyarsınlar diye daima peygamberler göndermiştir.
    Bu peygamberlerden bir kısmının adları Kur'an-ı Kerim’de anılmıştır. Peygamberlerin bazılarına vahiy yoluyla kitaplar verilmiş, bazıları ise daha önceki peygamberlere gönderilmiş
    olan kitaplarla amel etmişlerdir.
    Kur'an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize çok önemli bir yer verildiği görülmektedir. Yüce kitabımızın yüzlerce ayeti bize onu anlatır ve tanıtır. Allah Teâlâ bütün peygamberlerine kendi adları ile hitap ederken, sadece Efendimize “Ey Resul”, “Ey Nebî” diye hitap eder. İslam âlimlerinden bir kısmı bu özel hitabı, Efendimizin diğer peygamberlere olan üstünlüğüne delil sayarlar ve onlara göre bu durum peygamberler arasında bir derece farkının bulunduğunu da gösterir. Şimdi Kur'an-ı Kerim’in Resul-i Ekrem’i bize tanıtırken dikkatimizi çektiği ayetlerden sadece bir bölümünün anlamlarını vererek konuyu kavramaya ve anlamaya çalışacağız:
    Allah'ın (c.c.) Resulü bir beşerdir, fakat vahiy alan ve aldığı vahyi insanlara ulaştıran bir beşerdir.
    “De ki: “Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu
    vahyedilmektedir.”Kehf,110
    “Muhammed yalnızca bir peygamberdir. Ondan önce de pek çok peygamber
    gelip geçmiştir.”Al-i İmran ,144
    Sadece birkaçına işaret ettiğimiz Kur’an ayetleri Peygamber Efendimizin (s.a.v.) konumunu belirleyici niteliktedir.

    Müminlerin Allah'a (c.c.) ve Resulullah'a karşı görevleri ise şöyle ifade edilir:
    “Biz seni bir şahit,bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik;Allah'a ve Resulüne iman edesiniz, ona destek olasınız, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah'ı tesbih edesiniz diye.”Fetih,8-9

    Peygambere itaatin, aynı zamanda Allah'a (c.c.) itaat anlamına geldiği şu ayette vurgulanmıştır:
    “Peygambere itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. İtaat etmeyenlere ise aldırma. Çünkü biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.”Nisa,80

    Bütün bu ayetlerde dikkat çeken husus, Allah Teâlâ’nın kendisine itaatle Resulüne itaati bir arada anmış olması, Peygambere itaatin Allah'a (c.c.) itaat sayılacağını açıkça beyan etmesidir.
    Allah Resulünün Veda Hutbesinde de ifade ettiği gibi Sünnet, Kur’an’ın yanında dinin ikinci ana kaynağını teşkil eder. Bu hüküm, Kur’an’ın ilgili ayetleri ve Peygamberimizin (s.a.v.) kendi sünneti ile ilgili beyanları ışığında, bütün İslam mezheplerinin görüşüdür. Konuyla ilgili Kur'an-ı Kerim'de geçen pek çok ayetten sadece bir misal vermek istiyorum;
    "...Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir."Haşr,7

    Sonuç olarak;
    Kur’an’ın birçok ayeti muhkemdir, yani hükmü açıktır. Hz. Peygamberin sünnet ve hadislerinin de büyük çoğunluğu bu hükümlere tamamen uygun olup onları teyit eder. Birtakım ayetler ise mücmel, yani anlamı kapalı ve açıklanmaya muhtaçtır. Bu tür ayetleri açıklama görevi de Resul-i Ekrem’e aittir. Namaz emri bunun en açık örneğidir. Kur’an’da namaz birçok ayette emredilir ancak nasıl kılınacağı, kaç rekât kılınacağı, vakitleri, namazda kıraat gibi konular Kur’an’da yer almaz. Namazın kılınışını açıklayan hadisler sayesinde namaz ibadeti yerine getirilir. Zekât da böyledir; hangi maldan ne miktarda zekât alınacağı tamamen Peygamberimizin (s.a.v.) açıklamalarıyla bilinir. Çünkü ayette açıkça vurgulandığı gibi Resulullah müminler için tam bir örnektir:
    “Andolsun, Allah'ın Resülünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”Ahzab,21

    Bu bağlamda demem o ki Hadisi Kur’an’dan ayrı tutarak, dışlayarak Kur’an bize yeter iddiası ilgili örnekler ışığında tutarsızdır ve asla Hadisler devre dışı bırakılamaz.

    Bu bakımdan Hadis Usulü ve Arapçaya vakıf olmadan ,islami ilimler anlamında Usul olmadan esas olmaz prensibini uygulamadan lütfen kendi şahsi görüşümüze göre değerlendirmelerde bulunmayalım.
    Muhammed İKBAL der ki;
    ‘’Dini konuda her kim bu bana göre böyledir diye delilsiz konuşursa asla ciddiye almayın’’ sözünü şiar edinelim.
    Son zamanlarda bahsi geçen İsra-Miraç ruh ile mi oldu bedenle mi,Mehdi geldi mi gelmedi mi, Kabir Azabı var mı yok mu gibi soruların peşinden gitmek yerine;
    Değerli bir hocamızın ifade ettiği gibi bizlere düşen görev;
    Kitle iletişim araçlarının kullanımının her geçen gün arttığı bir dönemde, din ve irşat dili, anlam ve zarafet boyutuyla daha önemli hale gelmiştir. Din adına sorumsuzca sarf edilen kaba ve gelişigüzel söylemler dine dair farkındalığı örselemektedir. Bu açıdan, dinî konularda konuşan herkesin, sahih kaynaklara dayalı bilginin yanında yapıcı, birleştirici ve kucaklayıcı bir söylemi de kuşanması gerekir. Aksi takdirde, müspet hiçbir dinî içerik arz etmeyen, tekelci, yargılayıcı ve baskılayıcı bir üslubun Müslümanlardan ziyade İslâm’a mâl edilen bir anlayışı beslediği dikkat çekmektedir. Bu itibarla, nebevi metodu ilke edinerek aklıselim ve kalbiselime uygun, güzel ahlak merkezli, yalın, saygın, hassas ve bütüncül bir üslup, dinin insanlarla doğrudan buluşmasında oldukça önem arz etmektedir. Bunun için de İslâm’ın yüce hakikatlerinin tutum, tavır ve eylem olarak aktarılmasında sorumluluk sahibi herkese büyük görevler düşmektedir.
    Ve hamiş,
    Kur’ansız sünnet olmadığı gibi, Sünnetsiz Kur’an olmaz.
    Mani hükmün olmadığı yerde, amir hüküm aranmaz.
    Allaha emanet olunuz…
  • Ne ahmaklar arasında kalmışız meğer
    Kimse farkında değil güzelliğinin
    Seni etten, seni kemikten sanıyorlar
    Dudaklarını gören öpmeli diyor
    Saçlarını gören okşamalı
    Bana sorarsan
    Hiç dokunmadan sevmeli seni..
    Saadet ne senin hakkın, ne benim
    Hem mesut olmak yakışmaz bize
    Hep böyle çaresizlikler içinde kalmalıyız
    Yalnızlık tek tesellimiz olmalı
    Keder desen ekmeğimiz, suyumuz
    Ne çıkar sevişmekten yana nasibiniz olmasın
    Biz sevdikçe güzel oluyoruz
  • Beklemeye değecek adamlar sevin o güzel yüreğinize saçma sapan karakterler girmesin öyle bi adam sevin ki beklerken bile sevilsin öyle bi adama gönül bağlayın ki başka bi kadına bile sevdalanmasına bile sevdalana bilin hem o mutlu olursa sen mutlu olmazmisin önemli olan senin nasıl sevdiğin birak o sevsin başkasını onun yüreğindeki kadın bile güzeldir öyle sevin ki her zerresine yanıp tutuşun sen sevince o adam daha güzel olur unutma sen sevdikçe güzelleşir hayat anlam kazanır yaşadıkların gönlü güzel olan adamın aklında bile olmak güzeldir belkide hayatının en güzel tesadüfü olur bi bakarsın o tesadüf senin hayatına anlam kazandırıp seni sen yapmış.
  • Umarsızca sevmek ve sevdana dalmak böyle olsa gerek
    Tüyler diken diken, kalbim yerinden çıkarcasına atarak.
    Sana benziyorum seni sevdikçe sevdiğim.
    Ne güzel bir duyguymuş sana benzemek, sen olmak
    Sevenler birbirine böyle benziyormuş demek.....
  • Neylerle olman değil neyi nasıl yapmak önemli
    Affetmeyi yaşayarak deneyerek ders alarak olur
    Birini sevmek gerisini karşı tarafa bırakmak
    Kimse kimseyi zorla sevdiremez
    Sevmek sevilmek iki kişinin elinde, dürüst olmak önemli

    Öyle öğrendim ki...

    Yaşamayı öğrendim,
    Duygularımın aklın önüne geçtiğini fark ettim.
    Duygudan önce aklınıza güvenin hep
    Hayatınızın değiştiğini göreceksiniz,
    Kuşların uçuşunu fark edeceksiniz,
    Çiçekleriniz açar,
    Mevsimleriniz güzel geçer,

    Öyle öğrendim ki...

    Sevipte sevilmemek de varmış
    Sizi sevmeyen yol vermeyi bilin
    Zaten seviyorsa yol vermek gerekmez
    Olmak istediğiniz konum çabuk yerleşirsiniz
    Herkes üzerine düşen payı alsın
    Çok Sevipte sevilmemek sadece zaman kaybıdır

    Öyle öğrendim ki...

    Sevdikçe değer verdikçe için harabe
    Bir ara bana sordu neyiz biz ?
    Sustum, cevabı ona bağışladım
    Her şeyi onun eline verdim
    Sonuç hüsran oldu
    Kendi kurduğu yuvayı
    Kendi isteğiyle yerle bir etti
    İşte bu yüzden öğrendim
    Affetmeyi, bırakmayı, susmayı

    Öyle öğrendim ki...

    Güvenim, inancım kalmadı
    Sevinçlerim gelgitler içinde kökleri düğümlendi
    Artık beklentim yok
    İçimi öyle boşaltılar ki hayata tutunmayı unuttum
    Defalarca içimi parçaladı
    Hiçbir zaman usanmadim
    Arsiz oldum, gururumu hiçe sayarak sevdim defalarca
    Yüreğim kanıyordu
    Yüreğime hiç acımadım

    Öyle öğrendim ki...

    Hayata tutunmayı
    Sevilmemenin sevmek olmadığını
    Yüreğime acıdığımı fark ettim
    Çünkü
    Bedenime sinmiş bir acı vardı
    Yüreğim sızlıyordu
    Tek hissettiğim yer yüreğimdi
    Yüreğimden çok ona acıyordum
    Belkide bu yüzden hep kaybettim
    İçimi parçalayan insanın görünmeyen yüzünü gördüm
    Hayatımı katleden birinin tek çare affedip yol vermek olduğunu anladım.
    Affetmeyince her şey yeniden başlıyor.
    Oyuncu aynı
    Senaryosu sadece farklı
    Daha sonra film bitiyor bunu öğrendim.

    Öyle öğrendim ki...

    Seni sıradan gören kendi istekleriyle hareket edip
    Daha çok sevgi gözüyle bakmak daha sonra
    Bakıyorsun her şeyini elinden almış
    Kendi yolunda bir yol çizer seni diskalifiye etmiş
    Hayat böyle işte yaşayarak deneyerek öğrendim.
    Herkes sevginin haddini bilmeli
    Biliyor musun ne zoruma gidiyor.
    Tamam sevmesin
    Ama seviyormuş gibi yaptığında,
    İnsanın zoruna gidiyor,
    Bakıyorsun için dipsiz bir acıya gömülmüş.
    #özgün
  • Güzel bir kadın, güzel bir ses, güzel bir şiir, güzel bir manzara, güzel... hep güzel...”
    “Bütün bunları sevdikçe Allah’ın güzelliğinden bir parça sevmiş oluyoruz yani?”
    “Tam da öyle. O’nun haricinde bir şey sevemeyiz çünkü. Bütün ırmakların denize akması, bütün damlaların denizi özlemesi gibi.”
    “Seven bir damla, sevilen bir deniz?”
    “Seven kul, sevilen sultan da diyebilirsin. Bütün kullar sultana yakın olmak isterler. Her damlanın şu ya da bu şekilde denize koşması gibi.”
    “Sevilenin seveni kendine çekmesi gibi de... Peki bu yakınlığın sınırı nedir?”
    “Sınır yoktur. Sır vardır. Sır, birinin diğeri için yok olmasıdır.”
    “Feda olmak yani?”
    “Hayır aslına dönmek, vatanına dönmek... Belki de kendisi olmak!..”
    “Kendini bilen Allah’ı bilir, buyrulmasındaki hikmet gibi desenize. Hani seven, sevgili için feda olunca kendisi olur; aradan ikilik, sen-ben kalkar seven ile sevilen aynileşir ve seven sevgilide ebedilik bulur; onun gibi... Bu durumda âşık, maşuku için öldüğünde gerçek aşkı bulmuş oluyor herhalde!?”