Sevgili Kitap Dostlarım,
Bu mektup, sancıları sancılarımıza, yalnızlığı yalnızlığımıza dokunan bir derginin 100. sayısına dair...
KafkaOkur, tam da Franz Kafka’nın dediği gibi, “edebiyattan ibaret” olanların sığınağıydı hep.
Bugün, Haziran-Temmuz 2025’te 100. kez dalya diyor ve bu kutlu yorgunluğu, kırılganlığı, kafkaeski varoluşu bizimle paylaşıyor.
Bu sayı “Yarası Yarasına Denk Düşenlerin Sayısı” diyebiliriz.
“Yalnız değildir o, sadece tek başınadır” diye fısıldıyor Haydar Ergülen, bu sayının ilk sayfalarında.
Altı kafkaesk roman, bir çığlığın altı farklı tonu gibi dizilmiş: Katip Bartleby’nin direnişi, Tatar Çölü’nde bekleyişin çürümesi, Körlük’te insanlığın döküntüleri, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ın trajikomik çıkmazı ve hepsi, Gregor Samsa’nın “ Bir sabah uyandığımda böcek olsaydım” dehşetini yeniden yaşatıyor .
Kafka’nın babası Hermann’a yazdığı mektuptan bir cümle düşmüş sayfaların arasına: “Aile denen vazgeçilmez cehennem.”Şükrü Erbaş’ın “Anne gam yükü, baba bir boşluk fotoğrafıydı” sözü, tam da bu yaraya basıyor.
Dergi, Kafka’nın fabrikada çalışma ile intihar arasındaki o ünlü ikilemini (Fabrikada iki hafta mı yoksa intihar mı?” hatırlatıyor: Bir yanda disiplinli bir babanın gölgesi, diğer yanda yazmaktan başka tutunamayan bir ruh .
“Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün.” Arka kapakta, mavi gözlü Milena Jesenska’nın fotoğrafı – Kafka’nın “Paltom ağır gelirken, nasıl taşırım koskoca dünyayı sırtımda?” dediği kadın... Onunla Filistin’e kaçıp garsonluk yapma hayali, gerçekleşseydi belki de “kafkaesk” doğmayacaktı. Ama hayat, gerçekleşmemiş hayallerin mezarlığı değil mi?
Zeynep Kahraman Füzün’ün itirafı çarpıyor yüreğe: “Erkenden bakışlarım solmuş, erkenden yüzüm çürümüş. Konuşmaya konuşmaya konuşmaz olmuşum.” Yağmur Arat ise