Piramitteki anı sıçrayış
"Gezegendeki büyük avcıların çoğu muhteşem yaratıklar; milyonlarca yıl süren hâkimiyetleri sayesinde kendilerine olağanüstü derecede güveniyorlar. Sapiens ise adeta bir muz cumhuriyetinin diktatörü gibi. Daha yakın zamana kadar savandaki orta halli yaratıklar olduğumuz için hâlâ korku ve endişelerle doluyuz, bu da bizi fazlasıyla zalim ve tehlikeli kılıyor. Ölümcül savaşlardan çevre felaketlerine pek çok tarihsel kötülük, bu çok hızlı gerçekleşen sıçramadan kaynaklanıyor."
Sayfa 25
Şinasi’nin faaliyetleri
Hiç bir hareket onunki kadar müsbet ölçülü ve zamanında olmadı. O, zaruretlerle döğüştü. Uzun seneler bu esere dikkat ettik ve bunu kendi hakikî muhitinde görmeğe çalıştık. Sonunda, onun cemiyetimizde - biolojik mânâsiyle - hakikî bir sıçrayış, cins değiştirmesi olduğuna inandık. Filhakika o, edebiyatımızda ve dilimizde aydınlatıcı zekânın uyanışıdır.
Edebiyat
Reklam
Keder
Depresyon bir düşüş, keder bir sıçrayış. Ümit ve yeis arasında bir konuşma. Depresyon bizi istila eder, biz kendi elimizle kendimizi kedere teslim ederiz. Onun ırmağında gönül rızasıyla yıkanırız. Bir armağan, bir bağış. İyileşmek yeniden bir bütünlük arayışıdır, yara aldığım yerden eksilirim ama iyileştikçe bütüne geri döner, eksiği bir anlam duygusuyla telafi ederek yerine koyarım.
Sayfa 136 - Kapı yayınevi·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
SIRF BİR "YELTENİŞ" OLARAK ULYSSES
(...) Ulysses’in Türkçe tercümesi etrafında kopan gürültü esnâsında her şeyden fazla dikkatimizi çeken, Akıncı Yol dergisinin birinci sayısında yer alan kısa bir haber oldu. Bu haberde, Ulysses’in Tilki Günlüğü yanında bir “yelteniş”ten ileri gitmediği belirtiliyordu ki, evet, bizim de bunca lâkırdı sonunda onun hakkında söylemek istediğimiz bundan ibarettir. Belki alelâdeden farklı, belki bir parça sıra dışı bir deneme, ama Tilki Günlüğü ile karşılaştırıldığında “sırf bir yelteniş”… Joyce’un, 20’nci yüzyılın başında ortaya koyduğu “yenilikçi roman” telâkkisi ile alışılmış roman kalıblarının dışına çıktığı söylenir. Bilindiği gibi, roman sahasında kavga, Rus romanıyla Garb romanı arasındadır. Daha doğrusu, Garb romanının Balzac’la örnekleşen “İnsanlık Komedyası” anlayışıyla, Rus romancılarının Puşkin’den sonra geliştirdikleri “Rus Ruhunun Destanları” arasında… Garb romancıları, Garb insanının çeşitli seviyelerde tahlili yoluyla âlemde insanın macerasını yakalamaya çalışırlardı. Rus romancıları ise, evvelâ “Rus ruhu”nu anlamak, onu Rus milletinin idrâkına sunmak şeklindeki terkibçi bir görüşle, hem Garb sanatına mukavemet ederler, hem de âlemde insan macerasını ondan daha canlı bir surette ortaya koymaya muvaffak olurlardı. Neticede, bütün bir Garb romanı, bin bir kemmiyet cünbüşüne rağmen, Rus ruhu karşısında ezilmiş, ne onun kadar “sahici”, ne de onun kadar “insanî” olmayı bilememişti. Bu mücadele arasında, Batı’da Marcel Proust zuhur etti. Garb romanının “yenilikçi akım”ını, diyebiliriz ki, en yeni hâliyle o başlattı. **Proust, İslâm tasavvufundan sonra Bergson felsefesinin ortaya koyduğu “iç zaman-süre” anlayışını roman sanatına tatbik edince; tabiî zaman akışı içinde kaybolan ve ölü sayılan fenomenler, insan şuurunda kayıb ve ölü bulunmadıklarından,
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -I-
Akademya Yazıları
He­pimizin aynı gemide olduğunu ve tek mantıklı şeyin birbiri­mize yardım etmek olduğunu ilk elden anlayabiliriz.
Acı deneyimlediğimizde, ortaya çıkan doğal sıcaklık, tüm kalpsel nitelikleri içerir: sevginin, sevecenliğin, şükranın, du­yarlılığın her türlü biçimi. Ayrıca, yalnızlık, üzüntü ve korku­nun sallantısını da içerir.
Reklam
Reklam