Bakışlarla, sözlerle ve dokunuşlarla gerçekleşir bu. Romantiklerden Novalis sıralamayı şöyle tasvir etmişti: "Bakış - (konuşma) - ellerin dokunuşu - öpücük - göğüs teması - cinsel uzuvlara el atış - kucaklaşma eylemi" (sic ! , Novalis, über die Liebe,1 2001, 84). Bütün bu şefkat ve şiddetten, aşkın herkesin bayıldığı pembe-kırmızı saatleri doğar. Ne var ki bu cezbe hali gün be gün her an yaşanamaz. Sevenlerin birbirine
dokunma tarzı, zıtlıklardan beslenir. Kaş çatmak, tebessümden farklı bir tesir yapar. Pek hoş olmayan bakış, daha güzel
bir bakışa özlemi uyandırır. Ses yükselince, daha önce işitilmiş tatlı tınıların eksikliğini hissedersiniz. Nahoş koku veya tat, merkezkaç kuvvetleri serbest bırakır. En nihayet arzulanmayan, tacizci, şiddet içeren dokunuş, ilişkinin mutlak sınırını çizer.
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görüp, bazen mu'cizesiz olarak, öyle bir iman getirmişler ki; bütün efkâr-ı âmme-i âlem, onların imanlarını sarsmıyordu. Şübhe değil, bazısına vesvese de vermezdi. Sizler iseniz kendi imanınızı, sahabelerin imanlarıyla muvazene ediyorsunuz. Bütün efkâr-ı âmme-i İslâmiye, imanınıza kuvvet ve sened olduğu halde; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın şecere-i tûbâ-i nübüvvetinin çekirdeği olan beşeriyeti ve suret-i cismaniyesini değil, belki umum envâr-ı İslâmiye ve hakaik-i Kur'aniye ile nurani muhteşem şahs-ı manevîsini bin mu'cizat ile muhat olarak akıl gözüyle gördüğünüz halde, bir Avrupa feylesofunun sözüyle vesveseye ve şübheye düşen imanınız nerede? Bütün âlem-i küfrün ve Nasara ve Yehud'un ve feylesofların hücumlarına karşı sarsılmayan sahabelerin imanları nerede? Hem, sahabelerin kuvvet-i imanlarını gösteren ve imanlarının tereşşuhatı olan şiddet-i takvaları ve kemal-i salahatları nerede?