• Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım:????!!!!

    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Alt katında uyumayı bir ranzanın
    Üst katında çocukluğum...
    Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
    Aşk diyorsunuz,
    limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

    Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
    Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
    Büyük bir aşk yamadım
    Hayır
    Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
    Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
    Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
    Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
    Aşk diyorsunuz ya
    Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Balkona yorgun çamaşırlar asmay
    Ki uçlarından çile damlardı.
    Güneşte nane kurutmayı
    Ben acılarımın başını
    evcimen telaşlarla okşadım bayım.
    Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
    İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

    Süt içtim acım hafiflesin diye
    Çikolata yedim bir köşeye çekilip
    Zehrimi alsın diye
    Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
    İlahiler öğrendim.
    Siz zehir nedir bilmezsiniz
    Zehir aşkı bilir oysa bayım!

    Ben işte miraç gecelerinde
    Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
    Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
    Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
    Bir şiir aradım.
    Geçen üç yıl boyunca
    Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
    Ülkem olmayan ülkemi
    Kayboluşumu aradım.
    Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
    Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
    Haroşa bir hayat bırakmak için.
    Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

    Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır.
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı,
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya,
    İşte orda durun bayım
    Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak,
    Öyle kötü kokan,
    Yırtık ve perişan.

    Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!
  • 244 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Zülfü Livaneli'nin sanatsal zekâsını, edebiyat üzerinde en başarılı şekilde gösterdiği sıradışı bir inceleme, deneme kitabı. Hasan Ali Toptaş ın da Harfler ve Notalar kitabı belki aynı kategoridedir fakat hangisinin güzel olduğu konusunda karar vermem mümkün değil. Edebiyat üzerinde deneme yapan onlarca yazar vardır. Zülfü Livaneli bu kitabıyla sanki "Buyurun bu meseleyi bir de benden dinleyin." diyor. Tıpkı halk müziğine cover yapan diğer sanatçıların "Buyurun bu şarkıyı bir de benden dinleyin." demesi gibi. Kitap tam bir yol yahut başucu kitabı olabilecek düzeyde. Livaneli bestelerinde ihtişamla bastığı notaların hissiyatını bu kitaba yerleştirmiş. Yalnızca notaları değil kelimeleri kullanmış. Kitabın kapağını kapattığınız zaman şu hissi muhakkak duyacaksınız; acaba kaç kitap sonra ben bu kadar güzel yorum yapabilirim? Cevap kitapta gizli. O sayfaları hatırlayacaksınız. O sayfaları bulmak için hızlı bir şekilde sayfaları değiştirip, oraya geldiğinizde sanki denizden çıkan yunus balığı gibi bir hisle orada ki ölçüyü alıp müthiş bir hayal dünyasına dalacaksınız. Çalışırken, konuşurken, televizyon izlerken bu kitaptan sizin yüreğinize dokunanlar hayal kurduracak size. İçinde saklı birkaç genel kültür bilgisi ile ne kadar ilgi görebileceğinizi, sevdiklerinizle muhabbet ederken oradaki kelimeleri kullanarak onları ne kadar etkileyebileceğinizi, sizden tavsiye isteyenlere vereceğiniz muhteşem cevapları... hepsini anlık olarak göreceksiniz. Sizde sıradan cümlelerle konuşarak ağzınızdan çıkan bir basit sözle bir şiir, bir roman başlatacaksınız. Neden bu kadar eminim? Çünkü Livaneli gibi yazarları okuyan, sorgulayan, takip eden, meraklı ve eleştirel düşünen kişiler eminim bardağın taşması için dolmasını bekliyorlar. Nitekim yeni yeni Livaneli ler de çıkmıyor değil.
    Sosyoloji de duyarlılığın bir kanunu vardır: insan yalnızca kötü olay veya olaylara kayıtsız kalmayarak duyarlı olmaz, iyi ve güzel olan olaylara da kayıtsız kalmamalı. Etrafınızdaki insanların, kitapların ve şiirlerin kıymetini bilin ve onlara kayıtsız kalmayın. Beğendiğinizi, sevdiğinizi, ilfatınızı söylemekten çekinmeyin. Bunu tam olarak başarabildiğiniz zaman artık bardağınız taştı demektir hayırlı olsun.
    Okumanızı elbette tavsiye ediyorum, edebiyat, şiir, müzik ve sanat konusunda marjinal bir bakışı gözkerinize katmış olarak bulacaksınız kendinizi...
  • Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım - Didem Madak

    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Alt katında uyumayı bir ranzanın
    Üst katında çocukluğum...
    Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
    Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
    Aşk diyorsunuz,
    limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

    Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
    Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
    Büyük bir aşk yamadım
    Hayır
    Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
    Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
    Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
    Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
    Aşk diyorsunuz ya
    Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Balkona yorgun çamaşırlar asmay
    Ki uçlarından çile damlardı.
    Güneşte nane kurutmayı
    Ben acılarımın başını
    evcimen telaşlarla okşadım bayım.
    Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
    İnsan kaybolmayı ister mi?
    Ben işte istedim bayım.
    Uzaklara gittim
    Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
    Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

    Süt içtim acım hafiflesin diye
    Çikolata yedim bir köşeye çekilip
    Zehrimi alsın diye
    Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
    İlahiler öğrendim.
    Siz zehir nedir bilmezsiniz
    Zehir aşkı bilir oysa bayım!

    Ben işte miraç gecelerinde
    Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
    Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
    Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
    Bir şiir aradım.
    Geçen üç yıl boyunca
    Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
    Ülkem olmayan ülkemi
    Kayboluşumu aradım.
    Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
    Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
    Haroşa bir hayat bırakmak için.
    Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

    Kimi gün öylesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır.
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
    Acının ortasında acısız olmayı,
    Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
    Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
    Aşk diyorsunuz ya,
    İşte orda durun bayım
    Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
    Kendimin ucunda
    Öyle ıslak,
    Öyle kötü kokan,
    Yırtık ve perişan.

    Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
    Aşkı aşk bilir yalnız!
  • 192 syf.
    ·1/10
    Bu arkadaş tv'ye çıktı geçen. Dedi; ''ben yazar değilim'', Allah Allah dedim, mütevazılık mı yapıyor, niye bu kadar kitap çıkarıyorsun o zaman, sonra da değilim diyorsun. Sonra aklıma geldi; aa ben bu şahsın kitabını merak edip aldım galiba. Dur bakayım hazır önüme de geldi. Sıcağı sıcağına ne yazmış, neden bu kitap çok satmış, diye okuyayım dedim.
    Aman Allahım! Okumaz olaydım.
    Edebiyata üç yıl küsesim geldi bu kitaptan sonra, nereden okudum, neden merak ettim?
    Çay temalı Elif, Elif diye tasavvuf kırıntılı klişe nağmelerle dolu kitap.

    ''Özgür olacak sevdiğin, her şey, dünya, para, heyecanlar kontrolünüzde olacak.'' (S.19)
    Şu cümleyi anlayan beri gelsin.

    ''Sabah namazını birlikte kılıp günübirlik Venedik'te sokaklarda kaybolmamaya çalışacaksınız mesela'' (S.19)
    Manyak mıyım ben? Neden sabah namazı vakti Venedik'teyim.
    ''Çok ayrıntıya girmeden, özetle seveceksin bazen...
    Sen de kalmayacaksın, o da kalmayacak...
    Hani demiştim ya gökyüzünün tavanına kadar seveceksin.'' (S.20)
    Buna hangi kız kanıyorsa acıdım şu an.

    Aralarda çay demleyip durmadan çay içiyoruz. Sponsoru çay kitabın galiba. Çay resimleri var. Hele bir sayfa var ki. Of of. Çay bardaklarını kıtır kıtır yiyen insanlar geldi aklıma.(Sinirden)
    Yazarımız o kadar mutaassıp ki bir kadında ''abdestli kirpik'' olmazsa olmazı. Nasıl bir tabirse bu artık, ilk defa duydum. (S.29)

    ''Gelsen işte,
    Terliklerinle gelsen,'' (S.36)
    Bak bu edebiyatın doruk noktası!

    ''Sensiz çay içemiyorum,
    Sensiz çay içemiyorum.'' (S.43)
    O kadar çay içersen, mide fesatı geçirdin tabii.

    ''Sen yanımda olmayınca böyle yazasım geliyor sürekli,
    sonra durasım...
    sonra tekrar yazasım.'' (S.44)
    Var ya, evdeki tüm kitapları şu an ısırıp parçalayasım geldi.

    ''Dünyanın en güzel şiirlerini yazarım ben'' (S.59)
    ''Benden uzak yanın bile dünyanın en güzel şiirlerini yazdırırken bana...'' (S.64)
    ''Ömrümün en güzel şiiri olur...
    Ben zaten şiir yaşıyorum!'' (S.69)
    ''Yazmak kesmez oldu artık,
    Şiir yaşıyorum ben'' (S.114)
    Çok da mütevazıyız yani. Yere bakan, yürek yakan cinsinden. Ayıpsın!

    ''Ve tüm bunlardan sonra, Allah'ın bile diyesi geliyor;
    O çocuk seni seviyor!'' (S.72)
    ''Eğer hakkını vermiyorsan, ben Allah'a inanıyorum deme lütfen.'' (S.171)
    ''Allah'ın halkla muhabbeti olmaz!'' (S.171)
    ''Kırasımız, koparasımız geliyor kaderimizi (S.124)
    ''Sen O'ydun biraz da benim için,
    Bir adım daha atsan sana inanacağım.'' (S.124)
    Tövbe de yavrum tövbe de. Bunlar şirk olmuyor mu?

    ''Bir eline çay alırsın,
    kulağın yağmur sesine rezerve. (S.110)
    (Burada herkes Quentin Tarantino'nun Rezervuar Köpekleri'ni izlemeli, yoksa bu kitabı asla anlayamazsınız, asla!)

    Koskoca sayfada ''İstanbul bana, ben sana sırılsıklam'' (S.73)
    ''Demli yanım, senli yanım olsa'' (S.80)
    ''Seni çok özledim,
    çok,
    gerçekten çok özledim,
    'gerçekten' çok özledim.'' (S.83)
    ''Ötesi yok işte bu yürek sana demli'' (S.123)
    Of ki of. Damardan şırdan.

    ''Salya sümük gözyaşım olmuştun'' (S.58)
    ''Namazlar gibi vakti olsa seni özlemenin?'' (S.97)
    ''Tüm uzuvlarımın en temiz yanlarıyla seni istesem Rabbimden'' (S.98)
    ''Yine erkeklik yapıp İkea'daki bütün örnek evleri alacağım sana.'' (S.109)
    Dindar kız tavlama taktikleri.

    ''Şimdi olmasa ahirete be sevdiğim'' (S.64)
    O ''be'' var ya, beni benden aldı. Solucan deliğinden geçtim şu an.

    ''Hep sırıttım ben...
    Nerde olursa olsun bu beden,
    içinde hep sırıttı.'' (S.136)
    Biz de biz de, amiyane tabirle ''aynen öyle'' hep sırıtarak okuduk kitabı.

    ''Şiirimin çırpınışı bana kendimi hatırlatıyordu.
    Bu sefer gerçekten iyice batmıştım.'' (S.142)
    S.çtın, kitabı birde, bir, iki, üç diye çıkarıp sıvamasaydın keşke.

    Kitabı, ''Eliffff!!'' diye çığlık atarak bitirmeniz salık verilir.

    Şaka bir tarafa, kitabın en üzücü tarafı; mütedeyyin insanlarla adeta dalga geçer gibi ''İki Allah derim'' parsayı toplarım kabilinden yazılmış olması.

    Kitapta beğendiğim hiç bir şey yok mu peki? Var.
    Bu kitabın hamuruna gül suyu atılmış ki, (Gül kokulu özel baskı, birinci yılında 500.000 baskı) içerikle tavlayamadığımız mümine kızları kokuyla tavlarım düşüncesi çok hoş. Başka kitaplar da bu yöntemi lütfen örnek alsın; lavanta, gül, karanfil, bilumum kokuları atsın selüloz hamuru teknelerine.
    Ama şunu bilin ki, siz matbaada teknedeyken, biz gondolda Venedik'teyiz; sabah namazı vakti.:)